Türk Dünyası Yardım Kampanyası

BOP Çerçevesinde Suriye Hadiseleri ve Türkiye

31 Mart 2012

 

Kapitalizmin bir üst evresi olan küreselleşmeye geçmeye hazırlanman Emperyal Güçler; Ulus Devletleri “etnik, dini ve mezhepsel ayrılıkları kaşıyıp iç harbe götürerek” parçalamak, milli ve dik bir duruşu olmayan küçük ülkeler oluşturmak ve uluslararası sermayenin talepleri doğrultusunda “sınırları kaldıran, aynı dil ve parayı kullanan“ tek kutuplu yeni bir dünya düzeni kurmak istemektedirler. Çünkü Ulus Devletlerin “bayrak, sınır, resmi dil, para, hukuk, eğitim, sağlık, ticaret, gümrük, kota, vergi vb. ulusal düzenlemeleri, milli-dini ve kültürel değerleri ile hedef ve ülküleri” küreselleşmeye engel olmaktadır. Bu yüzden hedef ülke üzerinde “BM, NATO, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, IMF vb. uluslararası örgütlerle” hâkimiyet kurulmakta, demokrasi yalanlarıyla oluşturulan teslimiyetçi yönetimler ile egemenliği paylaşılmakta, toplum mühendisliği uygulamalarıyla milli refleksleri kırılmakta ve yer altı ve üstü kaynakları sömürülmektedir.

BOP veya Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika İnisiyatifi ile Ilımlı İslam Projesi; tek kutuplu dünya arayışının, Avrasya ve Ortadoğu’yu terbiye etme ve dönüştürme projesidir. Aralarında Türkiye’nin de olduğu çok sayıda ülkenin sınırlarını değiştirmeyi amaçlayan bu projenin haritaları, Afrika’dan-Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Şimdiden; Kore-Rusya-Yugoslavya-Çekoslovakya-Gürcistan ve Azerbaycan bölünmüş, Lübnan ve Afganistan kan gölüne dönmüş, Güney Afrika-Filistin ve Irak işgal edilmiş, Somali-Vietnam-Küba-Litvanya-Pakistan ve Hindistan karıştırılmış, İran nükleer program bahanesiyle tehdit edilmiş, Libya-Fas-Tunus-Cezayir-Sudan-Moritanya-Mısır-Arabistan-Bahreyn-Ürdün-Umman-Yemen ve Suriye Arap Baharı ile iç harbe sürüklenmiş ve 25 yıldır terörle mücadele eden Türkiye bölünmenin eşiğine getirilmiştir.

Batılıların barış için geldiği ve demokrasi, insan hakları ve özgürlükler için uğraştığı yalanına; artık hiç kimse inanmamaktadır. Küresel Güçler Ortadoğu’nun kalkınmasını hiçbir zaman istememişler ve emperyal planları için çıkardıkları isyan ve savaşlarla, masum insanların katledilmesine yol açmışlardır. Bazı Devlet Adamları, Aşiret Reisleri ve Siyasiler de “güç-itibar elde etmek ve iktidara gelmek için Batılılarla işbirliği yaparak” kendi ülkelerini kana bulamışlardır. Emperyal Güçler “kurak bir coğrafyası olan, feodal yapı ve tarım toplumu nedeniyle gelişmeyen, fakir-eğitimsiz ve cahil insanlardan oluşan ve bilgi çağının gerisinde kalan” bu bölgede, toplum mühendisliği uygulamaları ile kaos yaratmışlar ve önümüzdeki süreçte küresel hedefler için yine birçok masumun öldürüleceğini belli etmişlerdir. Dünyanın hiçbir döneminde etnik-dini-mezhepsel ayrılıklar bu kadar gündeme gelmemiş ve insanlar kimlikler ön plana çıkartılarak bu kadar rahatsız edilmemiştir. Bu hayâsız saldırıya karşı uluslararası işbirliği yapmak ve Ortadoğu’nun barış ve istikrarı için; bölge dışı müdahaleleri önlemek ve bir refah alanı oluşturmak elzemdir.

İslam Alemini “İngiliz Ajanları tarafından dinimize sokulan Vehhabi Anlayış ile işbirliği içinde” Sünni-Şii olarak ayrıştırmaya ve çatıştırmaya çalışan Siyonist-Haçlı İttifak; Türkiye’yi Sünni İslam’ın Liderliğine iterek, önce Suriye üzerinde kullanmak, sonra Şii İslam’ın Lideri gibi gözüken İran ile savaştırmak ve Türk Milleti’ni geri dönüşü olmayan tehlikeli bir oyuna çekmek istemektedir. Batılılarca; Irak’ın mezhep temelli bölünmesi, Arap Baharı ile birçok Ülkenin karıştırılması, Suriye’ye yönelik dezenformasyon kampanyası yürütülmesi (Beşşar Esad resmine secde ettirilmeye zorlanan birine ait video, Apo’nun Şam’da olduğu döneme ait fotoğraflar, Hacı otobüsünün kurşunlanma görüntüleri, Mevlid Kandilinde Musul’da katliam yapıldığı haberleri vb.) ve ülkenin El Kaide kullanılarak Sünni-Şii iç harbine sürüklenmesi, İran’ın üstüne gidilmesi ve eşzamanlı olarak Türkiye’de “Dersim Hadisesinin kaşınması ve Adıyaman’da Alevilerin kapılarının işaretlenmesi” çok fazla provokasyon kokmaktadır. Sünni Hilali ile Şii Hilali’nin karşı karşıya gelmesi İslam Alemi için çok tehlikelidir, bölgede hiçbir ülkeye fayda getirmez, tüm ulusları iç harbe sürükler, Müslüman kanı akmasına neden olur ve sadece Emperyal Güçlerin ekmeğine yağ sürer.

Suriye’de rejim değişikliği için yapılan gösteriler “Ortadoğu’da demokrasi isteyen halklar ile otoriter yönetimler arasındaki mücadeleyi tetikleyecek, bölgenin güç dengelerini bozacak, Sünni-Şii çatışması çıkaracak ve küresel harbe neden olacak” tehlikeli bir noktaya gelmiştir. Durumun ciddiyetini anlayan BM, İKO ve Arap Birliği Suriye’ye baskı yapmış ve hükümet tarihin en büyük siyasi-hukuki-sosyal reformlarını yaparak demokratikleşme süreci başlatmıştır. Ancak uluslararası kamuoyu tüm bunları “rejimin varlığını korumak için yapılan ve inandırıcı olmayan yetersiz hamleler olarak algılayıp” görmezden gelmiştir. Suriye’nin 2012’de çok partili siyasi yaşam için seçimlere gitmesi bu algıyı yıkabilir ve Ortadoğu’nun otoriter yapıdan, demokratik sisteme geçişinde önemli bir köşe taşı olabilir. Devlet-toplum ilişkisinde; din, mezhep, ırk, aşiret, aile vb. bağların yoğun olduğu ve bireysel özgürlükler ile modern vatandaşlığın gelişmediği ülkelerde; bu tür dönüşüm süreçlerinin sancılı olacağı ve rejim yıkılsa bile yeni kurulacak sistemde “Irak’ın işgalinden sonra oluşan parlâmenter düzen gibi” bu bağların etkinliğini devam ettireceği aşikârdır. Bu yüzden BM demokrasi ve reformun “şiddet ve savaşla değil” diyalog-işbirliği ve kalkınmayla sağlanabileceğini görmeli, acele ederek Suriye’yi Irak’ın durumuna düşürmemeli ve Beşar ESAD’a sunulan Annan Planı’nın sonucunu soğukkanlılıkla beklemelidir.
Batılıların “Suriye’ye harekât düzenleme ve askeri tampon bölge oluşturma” niyetleri çok tehlikelidir. Suriye’ye “NATO, Batılı Devletler, İsrail veya destekledikleri Türkiye gibi bölgesel bir güçle” yapılacak bir dış müdahale; iç harbe, parçalanmaya ve Ortadoğu’yu karıştırarak 3. Dünya Harbine neden olabilir. Nitekim bölgede yalnız kalan Suriye; Rusya, Çin ve İran’a yakınlaşmış, Hizbullah ile Hamas’ın desteğini almış ve çıkan isyanları kanlı bir şekilde bastırmaya başlamıştır.  Bu süreçte önce ABD, sonra Rusya Akdeniz’e uçak gemisi göndermiş ve sular ısınmıştır. ABD’nin BM’de Suriye’ye karşı girişimleri de, Rusya ile Çin’in vetosuna takılmış ve taraflar arasında gerilim iyice artmıştır.

Elbette Türkiye ile Suriye arasında “tüm bu hadiselerin dışında” Hatay, PKK, Ortadoğu Politikalarından kaynaklanan liderlik, su vb. siyasi-ekonomik-sosyal sorunlar vardır. Diktatörlükle yönetilen ve Lübnan Başbakanı Refik Hariri`ye suikast düzenlediği iddia edilen Suriye “Hatay-Şanlı Urfa ve Gazi Antep İllerini kendi sınırlarında gösteren, Türkmenlere eziyet eden, bazı Arap kökenli vatandaşlarımıza ticari avantajlar ile ücretsiz eğitim hakkı sağlayan ve sınıra yakın yerlerde (özellikle halk oylamasında kaybettiği Hatay’da) arazi aldıran, 1. Dünya Harbinde İngiltere ile bir olup bizi arkamızdan vuran, Yunanistan ile aleyhimizde askeri antlaşma yapan, Apo’yu barındıran ve PKK’yı destekleyen” güvenilmez bir ülkedir. Apo ifadelerinde “Suriye’de ilk yerleşimin 1982’de Filistin Kimliği ile ev tutularak başladığını, Şam’da Karargahı olduğunu ve örgütü oradan yönettiğini, Şam'da Kürtçe Okul açtıklarını, bu okulun yanında matbaaları olduğunu ve gazete-dergi bastıklarını, Cemil Esad ile görüştüklerini, siyasi-askeri-finansal-sahte kimlik-sınır geçişi vb. destek aldıklarını, El Muhaberat İstihbarat Teşkilatının kendilerinden Suriye'deki faaliyetlerine göz yumma karşılığı Türkiye'de yoğun eylem yapılmasını istediğini“ beyan etmektedir.

Ancak Suriye “PKK yüzünden ilişkiler iyice gerilince” Türkiye ile olası bir savaşı göze alamadığından Apo’yu ülkesinden çıkarmış ve 1998 Adana Mutabakatı ile terör örgütünü desteklemeyeceğini taahhüt etmiştir. Soğuk savaşın bitmesi, Demirperde Blok’unun dağılması, Rusya’nın zayıflaması ve ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra; bölgesel işbirliğine yönelmiş, Türkiye’ye yakınlaşmış ve rol-model almaya başlamıştır. Türkiye’de olumlu adımlar atmış ve iki ülke arasında ortak bakanlar kurulu toplantısı ile gümrüklerin kaldırılmasına varan sıcak ilişkiler kurulmuştur. Fakat Türkiye’nin Arap Baharı ile başlayan isyanlardan sonra çark ederek “ABD-İsrail-AB ve Arap Birliği ile aynı cephede yer alması, sert açıklamalarda bulunması, kaçan rejim muhaliflerini çadır kentlerde barındırması, Suriye’de illegal sayılan Müslüman Kardeşler Örgütü’nün basın açıklamasına göz yumması, Suriye’de kurulan sözde hür orduya silah-cephane temin ettiği ve eğitim verdiği iddiaları nedeniyle” ilişkiler yine gerilmiştir. Beşar Esad Ahmet DAVUTOĞLU’na “Suriye’ye nasihat ve tavsiye verebilirisiniz, ama başkalarının buyruklarını tebliğ edemezseniz” demiş ve iki ülke neredeyse savaşın eşiğine gelmiştir.

Türkiye; Suriye ile ilişkilerde ihtiyatlı olmalı, mütekabiliyet esasına göre hareket etmeli ve bölgesel işbirliği çerçevesinde yakınlaşmalı, fakat Batılılar istiyor diye savaş ilan ederek; Ortadoğu’da kin ve nefret tohumları atılmasına vesile olmamalıdır. Elbette körü körüne Beşar Esad’tan yana olmak, Suriye’de 7000 insanın ölümüne yol açan insan hakları ihlallerini yok saymak ve yönetimi ele geçiren Şii-Nusayri grubun, nüfusun çoğunluğunu oluşturan Sünnilere yaptığı zulmü görmezden gelmek; doğru değildir. Yanlış olan “komşularla sıfır sorun diye yola çıkan” Türkiye’nin; bünyesinde de yayılma tehlikesi olan etnik ve mezhepsel çatışmaları durdurarak uzlaşma sağlamak ve işbirliği ile dayanışmayı arttırarak bölgesinde istikrar ve barış alanı yaratmak yerine” Batı ve NATO eksenine iyice kaymasıdır. Türk dış politikasındaki bu hızlı değişim; Türkiye’nin güvenirliğine ve bağımsız bir güç olduğu imajına büyük zarar vermiştir.

Türkiye’nin; Afganistan’a Barış Gücü göndermesi, Irak’a yapılan müdahalede İncirlik Üssünü kullandırması, Libya olayına müdahil olması, sert açıklama ve müeyyidelerle Suriye’nin üstüne gitmesi ve Malatya’ya Füze Kalkanı için radar kurması; hem bu ülkelerle olan ilişkileri germiş, hem de Rusya-Çin-İran ve Hindistan’ı kapsayan Şanghay İşbirliği Örgütü ile bizi karşı karşıya getirmiştir. Batı ile Doğu arasında sıkışıp kalan Türkiye “tarih bir tekerrürden ibarettir, hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi” sözlerinden ders almamış, muhtemel bir 3. Dünya Harbinde safını çok erken belli ederek husumeti üzerine çekmiş ve iki gemi yüzünden 1. Dünya Harbine giren Osmanlı gibi, iki radar yüzünden savaşın eşiğine gelmiştir.

Türkiye Batılıların baskısıyla Suriye’ye nizam vermeye kalkmamalı, Müslüman bir ülkeye yapılacak olası bir askeri müdahaleye taraf olmamalı, sorunun İKÖ ve BM nezdinde barışçıl yöntemlerle çözümü için uğraşmalı, çatışan tarafları barıştırmak ve dökülen Müslüman kanını durdurmak için çabalamalı ve “Suriye’de meydana gelen ve masum insanların ölümüne sebep olan hadiselerden büyük üzüntü duymaktayız ve meselenin uluslararası işbirliği çerçevecinde çözümü için elimizden gelen gayreti göstermeye hazırız” diyerek; askeri değil, siyasi ve insani bir tavır ortaya koymalıdır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü