Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İSLAMİ(!) SOSYETE ÜZERİNE

21 Ekim 2008
Ayşe YAVUZ

Yeni bir topluluk çıktı piyasaya. Temelinin 1980’lerin ortalarında Turgut Özal ile atıldığı, lüks tüketimin adeta teşvik edilmesi ile devam ettiği, Erbakan’ın efradı ve çevresinin devam ve uyguladığı, ama bu kadar abartmadığı(?), medyanın körüklediği, gazete manşetlerinde yâda sosyete magazini olan ikinci sayfada sık sık yer almaktan gurur duyan bir kesim…

Gazetelerde zaman zaman bu kesimin trend(!)lerinden (moda eğilimler) bahsediliyor: Vatandaştan – gözden – uzak semtlerde yüzme havuzlu ultralüks villalarda – sitelere oturmak, lüks otellerde akşam yemeği ve Pazar brunch (kuşluk yemekleri) ları, Vakko değil (artık herkeste var) Dior, Hermes, Burberry… eşarp takmak, milyarlık çanta – ayakkabı ve saat kullanmak (Gucci, Dior, Louis Vuitton, Rolex…) ve hatta haute couture (kişiye özel dikim) pardesüler (Escade, Ferre, Burberry…) yedi yıldızlı yurtdışı otel ve ülkelerde (Dubai-Maldiv…) gözden uzak tatiller, düğünler, lüks yatlarda gözden uzak koylarda yaz keyfi…

Tercih ettikleri araba sıradan (!) İslami (!) kesim için Mercedes, sosyetikler için 4x4 cipler…

Dünyada 4x4 cibi, Türkiye’den başka şehir için statü arabası olarak kullanan ülke yok. Arazi için üretilen bu arabalar, bazı kesimler yüzünden ne yazık ki arazinin ne olduğunu bilmeden eskiyorlar.

* * *

Sosyete, hesap-kitap yapmayan kesim, üreten değil tüketen kesim, birbiri ile memleket işlerini halletme yarışı değil, marka-dedikodu-kıyafet-ev-takı yarıştıran kesim. Hatta yurtdışında çocuk okutma yarışı yapan kesim (okulun kalitesi bile önemli değil…)

Çocukken bize demişlerdi ki: “Dinimiz der ki: Yiyiniz, içiniz, ama israf etmeyiniz.”

İslam ve sosyete kelimelerinin bir arada kullanımı ne kadar İslami? İslam ve lüks, İslam ve şatafat, İslam ve gösteriş, İslam ve israf… bir araya gelebilir mi?

Geçen yıllarda masamda bir kutu buldum: Lüks eşarp kutuları gibi bir kutu. Kutudan bir düğün davetiyesi çıktı. Yalnızca, tek başına, davetiyenin fiyatı bile en az 20–30 YTL civarında idi. Düğüne gidemedim. Ben asistanımın düğününe, eşim oraya gitti (görev dağılımı yaptık). Ertesi gün, düğün, gazetelerde idi, tam sayfa, başörtülü lüks gelinlikli gelin, dev davetli sayısı, lüks otel, beş-altı nikâh şahidi (şimdi çok moda), bol bol takı… Davetliler İslami sosyete (!) nin mensupları…

Nerede bizim başörtülü mütevazi analarımız, ninelerimiz, ceddimiz… Fakire fukaraya sofra açılıp yedirilip içirilen, fakir fukara donatılan düğünlerimiz?... Nerede şimdiki İslami sosyete düğünleri…?

Kendilerine benzemeyen(!) bu geride kalmış gözü-gönlü tok ve saf Müslümanlara başka dünyanın insanları gibi bakan ve davranan bu insanların, kullandıkları bu “marka”lar üretenlerin tamamına yakınının Yahudi-Hıristiyan sermayesi olduğunu, düşünmemek üzücü değil, düşündürücü. İslamiyet’in yalnızca tesettür kavramı arkasında takdiminin ve islama (!) tepki duyulmasının sorumlusu olduklarını umursamadıkları da aşikâr. Ramazan ayında bile gösterişli iftarlar ile manşet olmaktan haz duyan bu insanların medya tarafından körüklenmesi de gayet normal. Amaç islamı kimlerin temsil ettiğini halka göstermek. Vatan-millet-devlet kaygısı olmayan bu insanların nezdinde, islamdaki adaletten şüpheye düşürtmek… Medya taşıdığı zihniyete hizmet ediyor. Kızılacak olan öncelikle gayri millî, gayri İslamî davranışlarla bilerek-bilmeyerek islama düşman kazandıran bu kesim ve sonra bizleriz. Bu duruma dur demediğimiz, kınamadığımız, eleştirmediğimiz, tepki göstermediğimiz için…

Bu kesimden millî bir şey beklemiyoruz. Millî olmadıkları zaten belli.
Ama Müslüman olarak susmak...
Daha ne kadar?
Aklı başında gerçek Müslüman-aydın kesim, bu davranışlara tepkisini göstermek zorunda.
Yoksa sonumuz Pompei’deki, Roma’daki gibi olacak.
Ufukta görünen bu…

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü