Türk Dünyası Yardım Kampanyası

1922’deki Yumurta Eylemi Öncülerinden Biri Daha Sonra Bakan Oldu

20 Ocak 2011
Bahri ATA

1994 ve 1998 arasında Bolu’da Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi dersinin genç ve toy bir okutmanı iken, cuma günü akşamları rahmetli hocam Hüseyin Dağtekin’in evine giderdim. Ayşe teyzemin yapmış olduğu o nefis börek ve çörekleri çayla beraber yerken, hocamla tarih, tarihçilik, tarih haritacılığı, Antalya, İstanbul Üniversitesi ve hocaları, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Türk Tarih Kurumu anıları üzerine sohbet ederdik. O yılları özlüyorum, çünkü bir daha öyle bir adam karşıma hiç çıkmadı. O günler hocamın görme yetisini yavaş yavaş kaybettiği ve kütüphanesini tasfiye ettiği günlerdi. Hocam aynı zamanda iyi bir arşivci, çok titiz ve sanatkâr ruhlu bir adamdı. Yine bir gidişimde Ord. Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan’ın 7 Ocak 1971’de Milliyet gazetesinde yazmaya başladığı ve dokuz gün süren Dârülfünûn Grev[1]i ile ilgili sararmış gazete kupürleri dosyasını bana uzattı ve “Bahri Bey, alın bunları, sizin olsun. Bir gün lâzım olur.” dedi.

Şu günlerde Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yaşanan yumurtalı protesto eylemi, kütüphanemde bana o dosyayı hatırlattı. Elbette şunu söylemeden yazıma başlayamayacağım. 2010’un, 1970’li yılların ve 1920’li yılların üniversite öğrenci hareketleri mahiyet, koşullar, aktörler ve zaman açısından birbirinden çok farklıdır. Aykut Kazancıgil’e göre[2] Kâzım İsmail, 1968’de öğrencilerin rektörlüğü işgal etmelerini kabul etmiyor, bu tür mücadeleler dış düşmana karşı verilir, içeride olmaz bu olaylar diye düşünüyordu. Bunu ispatlamak için 1922’deki Dârülfünûn Grevi yazı dizisini yazmış ve daha sonra bunları Aykut Kazancıgil’e vererek Milliyet gazetesi yazı işleri müdürü Abdi İpekçi’ye göndermişti [3] Kanımca, öğrenci hareketleri arasında benzer olan tek ana fikir, bir insanlık durumu olan gençliğin saflığının, tertemiz vicdanının, cesaretinin, heyecanının, coşkusunun, yetişkinlerin dolaylı, gizli ve örtük yönlendirmeleriyle nasıl gelişeceği önceden kestirilemeyen bir aksiyona yol açmasıdır. Bu ana fikri belirledikten sonra, tarihçinin görevi, benzer gibi görünen olaylar arasındaki farklılıkları ortaya koymak değil midir, ya.

Dârülfünûn Grevi, 1922’de Milli Mücadele’ye karşı Alemdar ve Peyam-ı Sabah gazetelerindeki yazıları, ders anlatımları ve eylemleriyle tavır alan beş hocayı (Ali Kemal, Rıza Tevfik, Cenap Şehabettin, Hüseyin Daniş, ve Marujan Barsamyan Efendi) protesto eden öğrencilerin dersleri boykot etmeleri ve Dârülfünûn Divanı (Üniversite Senatosu)’nı bu hocaların aleyhine karar alması için baskı yapmaları sürecidir. Bu grev, Nisan ayında başlayıp, 4 ay yirmi gün sürmüş. Dersler ancak 26 Ağustos 1922’de başlayabilmişti.

Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Ankara Hükûmeti’nin Büyük Taarruz’a hazırlık yaptığı o sıcak günlerde, gönülleri ve zihinleriyle Ankara Hükûmeti ile birlikte olan “Esir Şehir” İstanbul’daki Dârülfünûnlu cesur gençler amfi sıralarına sığmıyorlardı. Olayın görgü tanığı ve katılımcılarından olan genç Tıbbiyeli Kâzım İsmail, süreci bizzat yaşamış kişinin bütün tarafgirliği ve en ince ayrıntılarına kadar bize aktarmaktadır. Kâzım İsmail’e göre 29 Mart 1922’de ateşi Rıza Tevfik’in “Fuzuli’nin Felsefi Mülahazaları” üzerine yaptığı konferansta “Fuzuli Türk değil, Acemdir.” iddiası bardağı taşıran son damla niteliğindedir. Ertesi gün bir öğrenci kongresi toplanarak, beş hocayı üniversiteden istifaya davet eden ve bu hocalar üniversiteden çıkarılmadan derslere girilmeyeceği kararlarını içeren bildirilerini Edebiyat Fakülte Reisi (Dekanı) İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu’na verdiler. Öte yandan Edebiyat Fakültesi Meclis-i Müderrisin beş hoca hakkında ithama değer bir şey olmadığı kararına vardı.

1 Nisan’da Osman (Horasanlı), Reşat Şemsettin (Sirer), Sedat, Halil Vedat (Fıratlı), Necmettin Halil (Onan), Haydarpaşa’ya giderek, Tıbbiye öğrencilerinin greve katılmalarını istediler. Fen, hukuk ve diğer mekteb-i âlilerde greve katılma kararı aldılar. 3-4 Nisan 1922 gecesi hocaların derslerinden verilen örneklerle daha geniş bir ithamname hazırlamak için Reşat Şemsettin, Esat, Sedat ve Necmettin Halil görevlendirildi. Kâzım İsmail’e göre bu ithamname Reşat Şemsettin’in kaleminden çıkmıştı. Ali Kemal ve Rıza Tevfik de karşı atağa geçmişler ve gazetelerdeki yazılarında öğrencileri suçlayıcı yazılar yazmaya başlamışlardı.

12 Nisan’da bu fakülte ve yüksek okul öğrencileri, Dârülfünûn ve Mekâtibi Âliye Cemiyeti Merkeziyesi’nikurdular.Yine aynı günMaarif-i Umumiye Nezareti, iki günden beri derslere girmeyen öğrencileri gerekçe göstererek, Dârülfünûn’u muvakkaten tatil etti. 19 Nisan’da Ankara Hükûmeti’nden mebuslar Dr. Fikret Onuralp, Mahmut Esat Bozkurt ve Dr. Tevfik Rüştü Aras desteleyici bir telgraf gönderdiler. Dârülfünûn Divanı, meseleyi inceletmek üzere Müderris Ebululâ Mardin’in başkanlığında bir komisyon kurdu. Dersleri boykot eden öğrencilerle boykota karşı öğrenciler arasında da şiddetli tartışma ve kavgalar yaşandı. Bu şartlar altında İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu da [4] Edebiyat Fakülte Reisliği’nden istifa etmişti.

24 Nisan 1922’de toplanan Dârülfünûn Divanı, öğrencilerin istediği kararı almayınca, Dârülfünûn Emini Müderris Besim Ömer (Akalın) Paşa çürük yumurta yağmuruna tutuldu. Reşat (Şemsettin) ve arkadaşları Ali Kemal’i yolda çürük yumurta yağmuruna tuttular. Aynı gün Fuad Köprülü, Cenap Şehabettin ve Ali Reşat da yumurta hücumuna uğradılar. Bu gerginlik üç ay daha sürdü.

5 Temmuz 1922’de Dârülfünûn Divanı (Senato), Dârülfünûn Nizamnamesi’nin 13. maddesinde bir değişiklik yaparak, hocalar hakkında disiplin kararı verme yetkisini Meclis-i Müderrisin’den alıp doğrudan doğruya Divan’a verilmesini teklif etmiş ve bu değişiklik Sultan Vahdettin’in bir iradesi ile gerçekleşmişti. Divan, istenmeyen beş hocaya süresiz izin verdi. Meclis-i Müderrisinde onların derslerini yeniden düzenleyerek, yeni hocaları Divan’a teklif etti. Sultan Vahdettin tarafından 29 Temmuz’da teklif aynen onaylandı. Fakülteler, eksik kalan öğretim haftalarını tamamladı ve imtihan yapmaya karar verdi. 9 Eylül 1922’de Türk Ordusu İzmir’e ulaştığında, Edebiyat Fakültesi öğrencileri de sevinç ve coşku içinde imtihan terleri döküyorlardı.

İşte bu olayın öncülerinden Reşat Şemsettin Sirer (1903-1953), 1923’te Dârülfünûn Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümünden mezun olmuş ve 1946’da Recep Peker’in kabinesinde yaklaşık iki yıl Milli Eğitim Bakanlığı yapmıştır.[5] Başar’a[6] göre Reşat Şemsettin Sirer, önemli ölçüde başarılar elde etmiş bir bakan olarak değerlendirilebilir. Bakanlık yaptığı yıllarda ilgili dairelerdeki ilgili memurların yanlarına gider, bir sandalyeye oturur, onlarla eşit şartlar içinde bir arkadaş gibi konuşur ve latife yapardı.[7] 1949’da Reşat Şemsettin, Şemseddin Günaltay kabinesinde de Çalışma Bakanı olarak görev yaptı. Dr. Kâzım İsmail Gürkan (1904-1972) da 1928 ve 1929’da İstanbul Türk Ocağı idare heyeti azası oldu. 1955 ve 1959 yılları arasında Türk Ocağı Hars heyetlerinde görev aldı.[8] Grev arkadaşları Osman Horasanlı ve Halil Vedat Fıratlı da Milli Eğitim Bakanlığında bakanlık müfettişi ve genel müdür olarak uzun yıllar görev yaptılar.

Sonuç olarak, bugün 19 ve 20 yaşlarındaki bazı genç üniversitelilere akıl hocalığı yapan yetişkinlerin 1922’de yaşanan Dârülfünûn Grevi’niçok iyi bildiği kesin. Ama bana öyle geliyor ki, 1807’de Alman Filozof Fichte’nin dediği gibi “Eğer gençleri gerçekten seviyorsak, onları bizim bozulmuş muhitimizden ve havamızdan uzaklaştırmalıyız”. Böylece 60-70 yılda Alman Mucizesi yaşanmamış mıydı?

Ey Yetişkinler, şimdiye kadar Türkiye’ye bilim ve teknoloji üretiminde çağ mı atlattınız? Sizin bir “Ay’a Yolculuk” düşünüz bile olmadı ki! Ve 1850’lerden beri bu memleketin Morse’larının, Marconi’lerinin ve Einstein’larının yetişmesini hep engelleyip durdunuz. Bırakınız, gençlerin yaratıcılığını köreltmeyiniz, onlar kendileri olsunlar, kendi otantik ve orijinal protesto şekillerini kendileri keşfetsinler. Geçmişte olmuş olayları ele alış tarzınızla ve gençlere geçmiş kuşakların birikimini aktarma yöntemlerinizle, gençlerin yaratıcılığını ve özgün düşünmelerini engellediğinizin farkında mısınız?


[1] Kâzım Gürkan, İsmail “Dârülfünun Grevi” Milliyet, 7 Ocak 1971.

[2] Figen Şakacı, Her Doğum Bir Mucizedir: Aykut Kazancıgil Kitabı, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2006, s. 31.

[3] Figen Şakacı, a.g.e, s,150.

[4] İ. H. Baltacıoğlu Hayatım, Yay. Haz. Ali Baltacığlu, İstanbul: Dünya Yayıncılık,1998, s. 243.

[5] Erdoğan Başar, (2004) Milli Eğitim Bakanlarının Eğitim Faaliyetleri (1920-1960), İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 2004, s. 379.

[6] Erdoğan Başar, a.g.e. s. 405.

[7] Cavit Binbaşıoğlu, Türkiye’de Eğitim Bilimleri Tarihi, İstanbul: Milli Eğitim Yayınları, 1995, s.200.

[8] Necmeddin Sefercioğlu, (2004) Türk Ocağına Hizmet Edenler, Ankara: Türk Yurdu Yayınları, 2004,s.117.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü