Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Bayram KODAMAN

bayramkodaman@hotmail.com

Mustafa Kemal ve Devletin Kuruluşu

Mustafa Kemal ve Devletin Kuruluşu

21 Mayıs 2009
Bayram KODAMAN

Bilindiği gibi tarihi süreç içerisinde milletleşebilmiş veya millet seviyesine çıkabilmiş toplumların sayısı pek çok değildir. Günümüzde BM’de iki yüze yakın devlet olmasına rağmen millet sayısı kırk veya elliyi geçmemektedir. O halde millet nedir? Millet, belirli bir kültür ve medeniyet seviyesine çıkmış fertlerin, aidiyet duygusuyla bağlı oldukları toplumdur. Bu aidiyet bağına göre de milletlerin teşekkül tarzları farklılaşabilmektedir. Bu aidiyet bağı; soy, din, dil, ırk, coğrafya, tarih, kültür gibi unsurlardan biri, ikisi veya hepsi olabilmektedir.
Bu açıdan bakıldığında söz konusu aidiyet bağlarının hemen hemen hepsi, Türk milletinin oluşmasında az veya çok rol oynamışlardır. Mustafa Kemal’in stratejisinde evvala Türk Milletine dayanma ve Türk Milletini merkeze alma vardır. Türk derken, elbette ki 1924 Anayasasında tarif edildiği gibi, “devlete vatandaşlık bağı ile bağlı herkese Türk denir” ifadesi esas alınmıştır.
Devlet kavramına ve yaşayan devletlere baktığımızda pek çok farklı devletler karşımıza çıkmaktadır. Bunların başında sadece bir millete dayanan Milli Devlet (Millet-Devlet) gelmektedir. Ayrıca çok milletli devletler (imparatorluklar) ve İsviçre gibi millete dayanmayan federe devletler de vardır. Milli devletlerde “millet devleti mi; yoksa devlet milleti mi kurmuştur” hala tartışma konusu olmaktadır. Mustafa Kemal’in ikinci ana stratejisi millete dayalı üniter bir devlet kurmaktır.
Her ne kadar günümüzde bazı federalist ve küreselci entelektüeller milletin sun’i ve politik bir oluşum olduğu iddiasıyla millet ve milli devlet döneminin aşıldığını ifade etmektedirler. Marksist kökenli aydınlar da temelde milleti ve devleti inkâr ettiklerinden dolayı millet ve milli devlete şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Her iki görüşe rağmen millet ve milli devlet gerçeği bütün gücüyle hala Almanya’da, Fransa’da, Rusya’da, Çin’de yaşamaya devam ettiği gibi Türkiye’de de varlığını sürdürmektedir. Millet-Milli Devletten vazgeçmek Türkiye Devleti’nin felsefesine ve Atatürk’ün stratejisine tamamen terstir.

Kuruluş stratejisinin bir diğer parçası olan vatan kavramına gelince; ister millet olsun ister olmasın her beşeri toplumun hayatta kalması için toprağa ve mekâna ihtiyacı vardır. Hayatta kalma şansı buna bağlıdır. Bunun için en şiddetli mücadeleler mekân-toprak-yurt ve vatan için olmuştur- olmaktadır. Zira toprak hayat için ve var olmak için yegâne üretim ve enerji kaynağıdır. Bu sebepten dolayı toprağa maddi değerinin üstünde manevi bir değer yüklenerek vatan adıyla kutsallaştırılmıştır ve cazibesi arttırılmıştır.
İşte Mustafa Kemal’in üçüncü stratejisi Türk milletine ve devletine sınırlarını Misak-ı Milli ile çizdiği bir vatan kazandırmaktı. Mustafa Kemal 1919–1923 arasında milli iradeyi arkasına alarak onun adına önce misak-ı milli ile sınırları çizilen vatanı kurtardı, kültür asabiyetiyle birbirine bağlı Türk Halkına İstiklalini kazandırdı ve Lozan’da da Türk devletini tasdik ettirerek 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti Devletini dünya kamuoyuna ilan etti.

Mustafa Kemal ve 1923 Sonrası
Mustafa Kemal için, gerek 1923 öncesi gerekse sonrasında gerçekleştirmeye çalıştığı stratejileri veya politikalarına ilham kaynağı olabilecek birbirinden farklı hatta birbirine rakip modeller veya sistemler mevcuttu. Mustafa Kemal kendi sistemini kurarken önünde üç seçenek vardı. Birincisi yeni, orijinal bir sistem yaratmaktı. Ancak Avrupa için orijinal gelebilecek yeni bir sistem yaratılması imkânsızdı. Buna karşılık İslam dünyası için yeni ve orijinal sayılabilecek laik toplum sistemini getirmeyi başardı.
İkinci seçenek; dünyada var olan modellerden birini kısmen veya tamamen uygulamaktı. Üçüncü seçenek ise mevcut sistemleri iyice tahlil ederek seçici bir yaklaşımla her birinden faydalı ve uygun yönlerini alıp farklı bir senteze ulaşmaktır. Mustafa kemal bu sonuncu yöntemi seçti ve gerçekten Avrupa için olmasa bile Türk Dünyası, İslam dünyası ve diğer sömürge ülkeleri için örnek alınabilecek Kemalizm adıyla siyaset literatürüne giren bir model yaratmıştır.

Mevcut Modeller Nelerdi?
1.Liberalizm – veya liberal model: Fransız İhtilali’yle uygulama alanı bulan XIX. Yüzyılda bütün dünyayı etkileyen ve yeni bir dünya düzeni vaat eden liberal sistemin politik felsefe olarak, hürriyeti; sosyal felsefe olarak, ferdi; hakikat felsefesi olarak, aklı; esas alması ve demokratik laik toplumu öngörmesi bakımından Mustafa Kemal’e hem yabancı değildi hem de cazip geliyordu. Özellikle uluslararası münasebetlerde milleti, milletlerin eşitliğini, milliyetçiliği ve milli devleti ön plana çıkarması ve her millete milli bir vatanı meşru hak kabul etmesi liberal anlayışın tercih edilmesini kolaylaştırıyordu. Ayrıca Wilson prensiplerinin 12. maddesinde Türkler için müstakil bir devlet ve vatan öngörülmesi hem Mustafa Kemal’e cesaret vermiş hem milli mücadeleyi meşrulaştırmış olması açısından da liberal dünyaya biraz daha yakınlaşmamızı sağlamıştır. Buna rağmen Mustafa Kemal’in emperyalist liberal dünyaya karşı siyaseten daima mesafeli dikkatli durmayı ihmal etmediğini unutmamak lazımdır.
2. Faşist modeller: Bunlar, XX. Yüzyıl Avrupa’sının ürünü olarak Almanya ve İtalya’da kapitalizmin gayri meşru çocuğu olarak ortaya çıkan faşizm ve nazizm kaynaklı otoriter ve totaliter modellerdir. Ferdi ezen veya yok farz eden, milletlerin eşitliğini kabul etmeyen ırkçı ve saldırgan olan bu modeller Mustafa Kemal tarafından üzerinde bile durulmaya değer görülmemiştir. 1919–1939 Tarihleri arasında diktatörlerin moda olduğu ve liberal demokratik sistemlerin gözden düştüğü dikkate alındığında Mustafa Kemal’in milleti ve devleti inşa ederken karşılaştığı sıkıntıları ve güçlükleri anlayışla karşılamak herhalde doğru olacaktır.
3. Komünist Toplum Modeli: 1917 Rus İhtilali ile uygulamaya konulan liberal kapitalizme alternatif olduğunu ve yeni bir dünya düzeni vaad eden komünist sistem milleti, dini, devleti, mülkiyeti reddetmesi açısından Mustafa Kemal’e hiç cazip ve uygulanabilir gelmemiştir. Ancak halkçılık ilkesini Rus örneği ile ilişkilendirenler vardır. Milli mücadele zamanında Rusya’nın desteğine ve Lenin’in dostluğuna rağmen Mustafa Kemal, Komünizme uzak durmuş ve soğuk kalmıştır. Bunun en önemli sebebi Mustafa Kemal’in ideolojik bağımsızlığı, siyasi bağımlılık kadar tehlikeli görmüş olmasıdır.
4.Osmanlı Modeli: Bu model, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle birlikte bütün yönleriyle geçerliliğini ve cazibesini kaybetmiş bulunuyordu. Çünkü bu modelin gücü bizzat kendi devletini kurtarmaya yetmemiştir. O halde Mustafa Kemal’in kuracağı Yeni-Modern Milli Türk devleti için ilham kaynağı olması mantıki de değildi, şart da değildi. Zaten Vahdettin’le birlikte Osmanlı Birliği (Panottomanizm), Halife ve Araplarla birlikte İslam Birliği(Panislamizm), Enver Paşa’yla birlikte de Türk Birliği(Pantürkizm) umutları gitmişti. Elde, Osmanlı toplumu adına Anadolu Türkleri, İslam toplumu adına Anadolu Müslümanları; Türklük namına da yine Anadolu’nun Türkleri kalmıştı. Bu durumda Mustafa Kemal yapılması gerekeni yapmış, Anadolu Türklerine ve Anadolu Müslümanlarına istiklal kazandırmış ve onların müstakil bir milli devlete sahip olmalarını sağlamıştır. Demek ki görüldüğü üzere Mustafa Kemal, Osmanlı’dan sadece kültürüyle birlikte Anadolu Türklüğünü ve Anadolu Müslümanlığını almıştır. Bu insanları tekrar Osmanlı’nın tebaası, Halife’nin kulu ve Avrupa’nın sömürgesi yapmaya hiç niyetli olmamıştır. Çünkü Mustafa Kemal, din adına Allah’tan başka hiçbir kimsenin önünde diz çökmeyen bir insan tipi; çağdaşlaşma adına hiçbir devlete boyun eğmeyen bir Türk milleti yaratmanın peşinde idi. 1933’te Cumhuriyet’in Onuncu yılında Dr. Zeki adında birisine söylediği gibi, ancak böyle bir millet veya devlet ileride Türk Dünyasına ilham kaynağı ve model olabilecektir.

Sonuç, kuruluş stratejisi olarak Mustafa Kemal, Milli Mücadelede Misak-ı Milli ile işe başlamış hedef sınırlarını belirlemiş ve başarılı olmuş; daha sonra da çağdaşlaşma için ekonomik bağımsızlığı temin edecek Misak-ı İktisadiye’yi ve son olarak da fikir-kültür istiklalini temin edecek Misak-ı Maarif’i hayata geçirmeyi amaç edinmiştir. Böylece ileride Türk Dünyasına ve İslam Dünyasına örnek olabilecek bir model yaratmayı başarabilmiştir. Ancak, Mustafa Kemal’den sonra gelen hükümetler Türkiye’yi geri kalmış veya kalkınmakta olan ülke vaziyetinden çıkarıp kalkınmış,çağdaş ve tam bağımsız bir ülke haline getiremedikleri için Türkiye’ye model olma şansını kaybettirmişlerdir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü