Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Muğla Şubesinden Edebiyat Din ve Toplum Konferansı

28 Kasım 2015
Muğla Şubesinden Edebiyat Din ve Toplum Konferansı
Menteşe Belediyesi Konakaltı Kültür Merkezinde Prof. Dr. Durali YILMAZ'ın katılımıyla "Edebiyat Din ve Toplum" konferansı düzenlendi.
 
Hocamızın biyografisinin okunması, saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasından sonra Türk Ocakları Derneği Muğla Şubesi Başkanı Hüseyin AKAR'ın konuşması ile başlayan konferansı çok sayıda konuk ilgiyle takip etti. Program katılımcılardan gelen sorularla,  Prof. Dr. Durali YILMAZ'ın anılarını anlatmasıyla keyifli hale geldi. Konferansın sonunda Ocak Başkanımız Hüseyin AKAR, Durali YILMAZ Hocamıza plaket takdiminde bulundu akabinde Hocamız; birbirinden değerli eserlerini alan konuklarımız için kitaplarını imzalamasıyla son buldu.
 
Konferansta Hocamız şu hususlar üzerinde durdu:
 

"Öncelikle uyuyan bin kişiye konuşmaktan, uyanık bir kişiye konuşmak evladır (Muhammet İKBAL). Batının orta çağı olarak kabul ettiği yıllar İslam dünyasının en aydınlık dönemleridir. O zamanlarda İslam aleminde İspanyada Endülüs Emevi Devleti (700 de kurulan 1400 yılında yıkılan) ilk  sokak aydınlatma sistemini oluşturmuş, altyapı çalışmalarını gerçekleştirmiş ve felsefe alanında alanın da Yunan felsefesini incelemeye başlanmıştır. O zamandan bu zamana bakıldığında İspanya Endülüs’te ne Müslüman neden Yahudi kaldı. Asıl soykırım da budur. Müslümanlar yunan felsefesini ilk kez İbni Rüşd gibi düşünürler sayesinde Arapça'ya aktararak incelemeye başlanmıştır. İmam gazali ile felsefe önemini yitirdi tamamen tasavvufa dönülmüştür.

 

İbni Tufeyn: Doğa ve insan ile ilgili roman yazmasına rağmen ilgi görmedi. Aradan 500 yıl sonra batıda Robinson Cruse yazıldı. Batıda felsefeye, bilime verdiği değer sayesinde insanın ve doğanın keşfi sağlandı. İnsanın ve doğanın keşfinden sonra Martin LUTHER öncülüğünde dinin sorgulanmaya başlanmasıyla kilisenin dogmaları bir bir yıkıldı. Din insanların en hassas noktalarından biridir. Bunu değiştirmek en zor değişimlerden biridir. Tabi ki Osmanlının Muhteşem yüzyılını yaşamını batıda reform hareketlerinin yaşanması olumlu yönde etkilemiştir. Hatta Kanuni Sultan SÜLEYMAN’ın da Martin LUTHER’i desteklediği belirlenmiştir. 15. ve 16. yüzyılda insanları din atma, cennetten toprak satma noktasında ileri giden kilise sorgulanabilmişken 21. yüzyılda Türkiye de insanların sorgulanması eleştirilebilmesi ne kadar zor olduğu çok acı bir gerçektir.

 

Aydınlar, Edebiyatçıların görevleri; bir ağacın altında bir tek insan bile olsa görevi o  bir tek insanı aydınlatmaktır. Dostoyevski’nin iblisleri insanlığı kana bulamaya devam etmektedirler Dostoyevski ve yazarları anlamayana ön yargılı insanlardır.

 

Başka milletlerden üstün olmaya çalışmayan toplumlar hiçbir zaman gelişmiş medeniyetler üzerine çıkamaz. Bunun için önce kendi toplumunu, özünü bilmek ve benim, bizim diye bilmek gerekir. Sahip çıkmayı öğrenmek gerekir. Gelişmiş ülkelerin filolojilerinde önce kendi edebiyatı gösterir. Ülkemizde tam tersi iyi bir şekilde kendi edebiyatımızı, kültürümüzü öğretmeden diğer devletlerin filolojilerini göstermek bir sıfır yenik başlamaktan ibarettir. İstanbul’un bir taşı, bütün acem diyarlarının topraklarına bedeldir.  Sözü 28. Çelebi Mehmet sefaretnamesi ile Osmanlı devletinin batıya açılması ile batının üstünlüğünü kabul etmesi ile önemini yitirmişti. Bunun yerine 1806 yılında Avrupa ya giden aydınlarımızdan Tiyatro, Şiir, Roman gibi alanlarda eserler ortaya çıkarmışlardır. Ancak Tanzimat aydınlarımız özentiden ileri gidemeyerek yazdıkları alanlarda kendi damgalarını vuramamışlardır. Alıntıdan, taklitten öteye geçememişlerdir.  Amerika dahi din birliği, Kültür Birliği olmasına rağmen tam anlamıyla kendi edebiyatları tam olarak oluşturamamışlardır.

 

Bizde bu alıntıdan öteye gidememenin çeşitli sebepleri vardır:

 

Edebiyata Batıda Literatür denilmektedir. Ülkemizde ise Edebiyat olarak tasavvuf eskisinde kalınarak edep, terbiye anlamına gelen bir kelime kullanılmıştır.

 

Bizim yazarlarımız kendi eserlerinde dahi kendi alanlarındaki yabancı yazarlardan kendilerini aşağıda görmektedirler. Halit Ziya Uşaklıgil’ in Kırık Hayatlar Kitabında Stendhal, Balzac gibi değiliz, onlara ulaşamayız  ifadeleri bunu göstermektedir. Sait Faik ABASIYANIK’ın Andejit tabiî ki bir dev benim ona ulaşma şansım yoktur. İfadesi yenilgiyi başta kabul etmektir.  Yenilgiyi kabul eden bir aydın topluluğu ile edebiyatımızı, ülkemizi üst seviyeye çıkartamayız. Dünya klasikleri arasında edebi eserlerimizin olmamasının bir nedeni budur.

 

Yahya KEMAL; Batı bizi en zayıf noktamızda nesirden vurdu.  Bu alanlarda kendimizi geliştirip kültürümüze, insanımıza inmeyip vurun kahpeye, yaban gibi eserler ile halkı kötülemekten öteye gitmediler aynı şekilde 1924’ ten sonra Yakup Kadri'nin “panoroma” da aynı niteliktedir. Örneğin Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanında Raskolnikov katil olmasına rağmen yazar öyle bir anlatmıştır ki ahlak etiğinin kurucusu Rusya da Dostoyevski olarak görülür. Bizde bunu başarabilen Kemal Tahir dir. Küçük Ağa da insanın ruhunu güzel anlatmıştır. Fakir BAYKURT bir gün arkadaşları ile sohbetinde biz insanı görmedik bu önümüze konuldu bunu yazdım.  Buna benzer Nazım Hikmet'in eniştesi Nazım abim de hata yaptı Militan Şeyh Bedrettin’i gördükçe, Âlim Şeyh Bedrettin’i ve Anadolu’nun aydınlık yüzünü göremedik sözü olayı özetlemiştir. 21. YY. da İslam topraklarında Allahuekber diyerek birbirinin kanını akıtıyorsa batının ortaçağ olarak kabul ettiklerin yılları İslam âlemi 21. YY da yaşadığının gösterir.

 

Gelişmiş ülkelerin okur-yazar oranı  %10 nun üzerinde olması gerekmektedir. Türkiye de yapılan bir araştırmaya göre okur yazar oranı %2.5 çıkmıştır. Amerikalı iletişim alanında bir Profesör İstanbul’a sempozyuma geldiğin de şu soru sorulur; Hollywood yükünü aldı, neden bu kadar iletişim fakültesi açıp bu kadar öğrenci alıyorsunuz ? Profesörün cevabı muhteşem, biz o iletişim fakültelerinde kaliteli insanı, kaliteli okut yazarı, kaliteli izleyici yetiştirmek için açıyoruz . Ahmet Mithat efendi bir gün söyleşisinde karşıdan gelen bir neden bir Fransızlar roman yazamıyoruz sorusuna şu cevabı verir; getirin bana Fransız okur- yazarını Balzac gibi roman yazayım demesi eksikliği net göstermektedir.

 

1983’ te İranda devrim olduğunda Humeyni başa geçti ve Şah rejimi yıkılmıştı. İran dışişleri bakanlığı tarafından içinde Garodi’nin bulunduğu bir heyet yeni rejimi görmek için İran a davet edilmişti.  Türk temsilcilere yeni rejim sorulduğunda her şeyin çok güzel olduğu, iyi ki şah rejiminin yıkıldığı gibi yeni rejimi öven cevaplar gelmiştir. Garodi’ ye bu soru sorulduğunda ben bu şah dönemini çok iyi biliyorum çok güzeldi, bu dönemi daha görmedim yorum yapabilmem için belirli bir süre geçmesi gerekir cevabını vermiştir. Aynı Garadi ben Markstan üstünüm çünkü ondan 100 yıl sonra yaşadım ve yüz yıl ileri bir dünyayı tanıdım diyerek kendine olan muhteşem güveni göstermiştir. Bizde İmam Gazaliden üstünüm diyen bir alim çıksa ne kafirliği kalır ne de hainliği...

 

Yine Avrupa’da yapılan bir araştırmada çeşitli disipilinlere sahip mesleklere sahip kişilere boş zamanlarında hangi tür kitap,dergi,gazete okudukları sorulduğunda  bir doktor edebiyat alanında yada bir mühendis kendi alanı dışında okumalar yaptığı çok görülmektedir. Aynı araştırmaya Türkiye de verilen cevaplar genel olarak kendi alanımızda okumak yapmaktan diğer disiplinleri okuyamadıklarını ifade etmişlerdir. Ne gariptir ki bu kadar alan çalışması yapmamıza rağmen Nobel Ödülünün alan genellikle Avrupa devletleri olmaktadır. 

 

Bu eksiklikler ve Aydınlarımızdaki ticari kaygı bitmedikten sonra Türkiye Aydınına ve Türkiye Devleti yüksek medeniyetler üzerine çıkamayacaktır.

 
 
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü