Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Bu Yılki Rekolte, Hububat Fiyatları ve Çiftçinin Beklentileri

03 Temmuz 2009
Celâl ER

Hasad Dergisi’nin daha önceki sayılarında da değişik kalemler tarafından değinildiği gibi, 2007 ve 2008 yılları oldukça kurak geçti ve hatta büyük şehirlerimizin pek çoğunda insanlar, başta kullanma ve içme suyu olmak üzere yeşil alanları ve tarımdaki sulama suyu ihtiyacını temin etme açısından kırsal alanda çok ciddi bir krizle karşı karşıya kaldılar. Barajlarımızdaki su stokları nerde ise tamamen tükendi, büyükşehirlerin kenar mahallelerinde susuzluktan bazı bulaşıcı hastalıklar baş gösterdi. Böyle bir krizi atlatabilmek için gerek merkezi yönetim gerekse mahalli yönetimler isabetli veya isabetsiz bir çok tedbirler aldılar. Ama bütün bunlardan sonra, daha önce de bu sayfalarda işaret ettiğimiz gibi, 2008 yılının sonbaharından itibaren ve 2009 yılının bugününe kadar BEREKETLİ YAĞIŞLAR oldu, dileğimiz iklimin ve yağışların bu şekilde devam etmesidir.

Görüldüğü gibi 2009 yılı, son kurak yıl 2008 yılına nazaran bölgeden bölgeye değişmekle beraber oldukça yağışlı geçiyor, gerek elektrik üretmek için ve gerekse sulama ve içme suyu temini için, inşa edilen barajlarımızın önemli bir kısmı yeteri kadar su toplamış bulunmaktadır. Bu konuda yapılacak işlerin en başında geleni, topyekün şehirlerde ve kırsal alanda yaşayan halk olarak su tasarrufu yapmak ve su israfından kaçınmaktır. Bunun için de, mutlaka ilgili makam ve mercilerin su tasarrufu için halkımızı eğitmesi ve etkili su kullanımı için halka gerekli bilgileri vermesi, uygulamayı insanlarımıza bizatihi göstermesi gereklidir..

Hasad, bütün insanlar için ve bütün dillerde gerek tarımcı veya çiftçi olsun, gerekse bir başka meslek sahibi olsun sihirli ve mukaddes bir kelimedir. Hasad, günümüzden 10-12 bin yıl öncesinden beri, başta verimli yarım ay teorisine göre tarım yapılan bütün Yakın ve Orta Doğuda, Nil Delta ve Vadisinde, dünyanın diğer bereketli topraklarında özel bir anlam ifade etmiş ve etmektedir. Hasad, hasad mevsimi, Güz mevsimi, bağ bozumu, bostan bozumu, meyve ve sebze derimi berekettir, mahsülün iyi ve güzel olduğu yıllarda çiftçinin yüzünü güldüren, cebini ve gönlünü dolduran, düğünlerin, bayramların, şölen ve festivallerin yapıldığı, herkesin alın teri ve emeğinin karşılığını aldığı, en azından almayı ümit ettiği bir mevsimdir.

İşte yine bir hasad mevsimini idrak ediyoruz. Temennimiz herkesin ve tabiki çiftçilerimizin bereketli bir hasad dönemi geçirmeleridir. Ülkemizin muhtelif coğrafi bölgeleri ve o bölgelerin sahip olduğu iklime göre değişmekle beraber Güneydoğu Anadolu ve Çukurova Bölgesinde en erken hasad Mayıs ayı sonu ve Haziran ayı başında başlıyor ve daha sonraki zamanlarda Haziran sonu, Temmuz ayı içerisinde Orta Anadolu ve Ege, Marmara ve Trakya Bölgelerimizde; Ağustos ayı içinde ise Doğu Anadolu ve Karadeniz Bölgelerinde, daha ziyade rakımı yüksek yerlerde sona eriyor. Her ürünün yetiştirilmesi ve her faaliyetin neticesinde, hatta her mevsimde hasad yapılabildiği sözkonusu olmakla beraber, hasad-harman mevsimi denildiği zaman genellikle buğday hasadı akla geliyor. Olaya biraz daha geniş baktığımızda tahıllar ve tarla bitkileri akla gelmektedir. Ama şüphesiz meyve, sebze ve bağlarımız için de hasad söz konusudur. Nitekim bizim burada kastettiğimiz de daha ziyade serin iklim tahılları diye tavsif ettiğimiz arpa, buğday, çavdar, yulaf ve tritikaledir.

Yazımızın başında da üzerinde durduğumuz gibi bu yılki iklimin belli bir seviyede olumlu seyretmesi neticesinde geçen bir iki yıla göre hububat rekoltesi oldukça tatmin edici olarak tahmin edilmektedir. Fakat hemen ifade edilmelidir ki, pek çok yerde yağışın fazla oluşu, hububatta hem fazla boylanmadan dolayı yatmaya ve hem de pas hastalıklarına (sarı ve kahverengi) sebebiyet vermiştir. Bu da beklenen yüksek verimi ve kaliteyi engellemektedir. Böyle yıl ve yerler için boyu kısa, sapı kalın ve sağlam, başağı ve daneleri iri ve dolgun buğday çeşitlerine ihtiyaç vardır. Ayrıca paslara ve diğer hastalıklara dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi sonderece önemlidir. Bu yıl çiftçilerin tabiri ile daha ziyade ot, sap ve saman yılı gibi görünmektedir. Hemen ifade edilmelidir ki, bazı yıllarda saman fiyatları dane fiyatlarına yetişmekte, hatta geçmektedir.

Her ne kadar bazı politik mülahazalarla son yıllarda fındık alımı ile bile görevlendirilen Toprak Mahsülleri Ofisi (TMO) kurulduğu günden beri (1938) haşhaş gibi bazı özel ürünler müstesna, esas olarak ülkedeki hububat ve baklagil alım, satım, stok ve piyasa dengelerinin tesisi ile görevlidir. Ofis, her hasad mevsiminin başında piyasa ve pazar araştırmaları yaparak, dünya borsalarında teşekkül eden fiyatları dikkate alarak, çiftçinin kullandığı üretim girdileri durumuna bakarak, maliyetlerin teşekkülünü göz önünde bulundurarak ürünlere fiyat vermektedir. Elbetteki verilen fiyat hükümetin ürünlere takdir ettiği ücret şeklinde tecelli etmektedir. Çünkü hükümet, TMO’nin piyasaya girip alım yapabilmesi için gerekli olan finansmanı temin etmektedir veya temin edilmesi için Ofise yetki vermektedir. Nitekim bu yılda 20 Haziran 2009 tarih ve 27264 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “Hububat Ürünü Alımı ve Satımı Hakkında Kararı” ile alım, satım, fiyat ve esasları belirlemiş ve bunun için TMO’ni görevlendirmiştir.

Hükümet, Devlet Bütçesinden başta hububat alımı olmak üzere 2.5 milyar Türk Lirası para ayırmıştır. Bu meblağın ihtiyacı karşılayıp karşılamayacağı henüz belli değildir. Bahse konu olan kararname ihtiyaçların karşılanması, umumi mağazacılık işlemleri, ithalat-ihracat, görev zararı, finansman temini, bilgi ve belge isteme, olağan üstü hal ve savaş fonu (güvenlik stoku), yürürlükten kaldırılan mevzuat, yürürlük ve yürütme bölümlerinden ibarettir.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, daha doğrusu TMO, 2009/2010 müdahale alım fiyatlarını muhtelif hububat tür ve çeşitlerine göre Haziran-Temmuz-Ağustos ayları için tek, daha sonraki aylar için 1 Ocak 2010 tarihine kadar da kademeli olarak aşağıdaki gibi tesbit etmiştir. Tabloda görüldüğü gibi esas fiyatlara temel alınan Anadolu Beyazı Sert ve Anadolu Kırmızısı Sert buğdaylara kg için 50 krş verilmiştir. Bu rakam geçen yılki fiyatla aynıdır. Ayrıca da bilindiği gibi geçtiğimiz yıl bir ara dünya borsalarında, özellikle Kanada Borsasında buğdayın tonu 650 dolara, aşağı yukarı 1000 TL’sına kadar yükselmiştir. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) dahil muhtelif çiftçi teşekkülleri maliyet unsurlarının, diğer bir söyleyişle üretim girdilerinin, bilhassa gübre, mücadele ilacı ve akaryakıt fiyatlarının çok yüksek olduğu ve bir kg buğdayın maliyetinin TMO’nin verdiği fiyata yakın teşekkül ettiğini belirtmekte ve çiftçilerin beklentilerini açıklanan fiyatların hiç bir şekilde karşılamadığını belirtmektedir.

2009/2010 DÖNEMİ MÜDAHALE ALIM FİYATLARI

 

CİNSİ

MÜDAHALE ALIM FİYATI
(TL/TON)

SATIŞ FİYATI
(TL/TON)

HAZİRAN-
TEMMUZ-
AĞUSTOS

 

EYLÜL

 

EKİM

 

KASIM

 

KASIM

 

ARALIK

 

MAKARNALIK
BUĞDAYLAR

MAKARNALIK BUĞDAY

 

525

 

535

 

545

 

555

 

600

 

610

DÜŞÜK VASIFLI
MAKARNALIK
BUĞDAY

 

450

 

460

 

470

 

480

 

515

 

525

 

 

 

EKMEKLİK
BUĞDAYLAR

 

ANADOLU BEYAZ SERT

 

500

 

510

 

520

 

530

 

575

 

585

 

ANADOLU KIRMIZI SERT

 

500

 

510

 

520

 

530

 

575

 

585

 

BEYAZ YARI SERT

 

475

 

485

 

495

 

505

 

545

 

555

 

KIRMIZI YARI SERT

 

475

 

485

 

495

 

505

 

545

 

555

 

DİĞER KIRMIZI ve BEYAZ


450

 

460

 

470

 

480

 

515

 

525

 

YEMLİK BUĞDAYLAR

 

420

 

430

 

440

 

450

 

490

 

500


ARPA

 

375

 

385

 

395

 

405

 

440


450

 

ÇAVDAR-TRİTİKALE

 

375

 

385

 

395

 

405

 

440

 

450

 

YULAF


375

 

385

 

395

 

405

 

440

 

450

ASGARİ ALIM
(ARPA, ÇAVDAR,YULAF, TRİTİKALE)

 

330

 

340

 

350

 

360

 

390

 

400

Esasen müteaddit defalar ve her zaman uzmanların ve ekonomistlerin ifadelerine göre, özellikle tarımda ürünlere taban ve tavan fiyat verilmesinden ziyade maliyet unsurlarının desteklenmesinin verim ve kaliteyi daha fazla artıracağına dikkat çekilmektedir. Nitekim tarımı gelişmiş ABD, AB, Japonya, Kanada ve Avustralya gibi ileri ülkelerde böyle yapılmaktadır. Üretim girdisi olarak kullanılan tohumluktan, kredi ve sigortaya kadar çok sayıda maliyet unsuru üreticiye, çiftçiye düşük fiyatlarla temin edilmelidir. Ancak o takdirde verim ve kalite artırılabilecektir.

Son on, onbeş yıldır Türkiye’nin yıllık buğday rekoltesi 17 milyon ton ile 23 milyon ton arasında, ortalama 20 milyon ton olarak gerçekleşmektedir. Bu yılki rekolte konusunda tahminlerde bulunan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı 21 milyon, TMO ise 18 milyon ton dolayında rakamlar vermektedirler. Maalesef temelde ikisi de aynı kurum (Ofis Bakanlığın bağlı kuruluşu) arasında 3 milyon tona yakın bir fark sözkonusudur. Bu farkın nereden ve nasıl kaynaklandığı açıklanamamaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Teşkilatı verilerine göre 2007 yılı dünya tahıl ekim, üretim, verim, ithalat ve ihracat değerleri aşağıdaki gibidir.

2007 YILINDAKİ DÜNYA TAHIL DURUMU

TAHILLAR

EKİM ALANI
(Milyon ha)

ÜRETİM
(Milyon ton)

VERİM
(ton/Ha)

İHRACAT/İTHALAT
(Bin ton)

MISIR

158.0

785.0

5.0

91.0

BUĞDAY

218.0

610.0

2.8

110.0

ÇELTİK

157.0

652.0

4.0

29.0

ARPA

57.0

136.0

2.4

14.5

Tablodan da görüldüğü gibi mısır ve çeltik ekim alanları birbirine yakın olmakla beraber, mısırın birim alan verimi çeltikten bile yüksektir. Her ne kadar mısır yem, yağ ve Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) sanayisinde kullanılıyor ise de şu sırada dünyada en fazla üretilen ve verimi en yüksek olan tahıl olarak dikkati çekmektedir. Ekim alanlarının genişliği bakımından hala buğday birinci planda olmakla beraber, verim bakımından mısır ve çeltikten sonra gelmektedir. Bu da ileriki zamanlarda buğday fiyatlarının artacağına işaret sayılabilir. Gerek 2008-2009 sezonunda ve gerekse daha ileriki yıllarda dünya buğday rekoltesi bir miktar artacak bile olsa mısır üretimini geçmesi veya yakalaması söz konusu değildir. 2008 yılında 687 milyon ton olan buğday rekoltesinin değişik sebeplerle 2009 yılında 650 milyon tona gerileyeceği, muhtelif kaynaklar tarafından belirtilmektedir. İki yıl arasında 40 milyon ton dolayındaki fark, dünya buğday fiyatlarını artıracak bir başka faktördür. 2007 ve 2008 yıllarında sırf kalite derecesi farklılığı ileri sürülerek Türkiye’ye 4-2 milyon ton arasında buğday ithal edilmiştir. Türkiye’ye buğday ithalatını durdurmak için hem verim ve rekoltenin ve hem de kalitenin geliştirilmesi şarttır. Bunun için de çiftçinin beklentisi hem buğday fiyatlarının hem de verilecek primlerin artırılması ve zamanında ödenmesidir. Aksi taktirde çiftçinin üretim şevki ve heyecanı, ithalatın artmasını engellemeye yetmeyecek kadar düşecektir.

Şüphesiz çiftçilerin beklentisi, sadece taban ve tavan fiyatların yüksek verilmesi ve devletin onları sadece maddi olarak desteklemesi değildir. Çiftçilerin toplumda kendilerine itibarlı bir sosyal statü, hak ve güvenliklerini teminat altına alabilecek teşkilatlanma ve organizasyon, aynı zamanda yenilikleri ve gelişmeleri yakından takip edip kendilerine ulaştıracak bir teknik teşkilat beklemektedirler. Velhasıl onlar, kendilerini sadece oy potansiyeli olarak değil, halkı doyuran, alın teri ve emeğinin mukaddes olduğunu kavrayan ve gören bir hükümet otoritesi, güleryüz, tatlı dil ve herşeyden öte ilgi beklemektedirler.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü