Türk Dünyası Yardım Kampanyası

"Buğday'la Koyun, Gerisi Oyun"!..

21 Ağustos 2010
Celâl ER

İnsanların gereği gibi beslenmesi için çok önemli birkaç tane gıda maddesi bulunmakta ve bunların sayısı da iki elin parmaklarını geçmemektedir. Bunların başında et, ekmek, süt ve mamulleri gelmektedir. Efendim başka gıda maddeleri yok mu? Elbette var, fakat bu zikrettiklerimiz olmazsa olmaz maddelerdir. Herkesin malumudur ki, gerek ekmeğin ve etin gerekse sütün birçok kaynağı ve hammaddesi olmakla beraber, bütün bunların arasında buğdayla koyunun çok özel ve çok ayrı bir yeri vardır. İşte onun için, gerçekten irfan ve iz’an sahibi Anadolu çiftçisinin binlerce yıldır tecrübelerine ve irfanına dayanarak geliştirdiği ve söylediği özdeyiş mi derseniz, yoksa atasözü mü derseniz, hiç şüphesiz ki, işte bunların en önemlisi ve anlamlı olanlarından biri, "buğdayla koyun, gerisi oyun" söyleyişidir.

Türkiye'de sadece bugün değil, dün de önemli olan bu söylem, yarın da bu önem ve anlamını en yüksek derecede korumaya devam edecektir. Aslında durum bütün dünya için de pek farklı değildir. Ama tekrar etmek gerekir ki, bu sözün Anadolu Bozkırı için gerçekten ayrı bir değeri ve ayrı bir anlamı vardır. Anadolu’da buğday un olur, fırında tandır ekmeği olur, Anadolu’da koyun et olur, fırında tandır kebabı olur. Anadolu çiftçileri için gerisi lafı güzaftır. "Buğdayla koyun gerisi oyun" sözünün derin anlam ve önemini takdir edemeyen ve bütün sıcaklığı ve güncelliği ile kavrayamayan ve ona göre de gerekli önlemleri bir türlü alamayan başta politikacılar ve tarım bakanları olmak üzere tarım bürokratları ve tarım teşkilatları ve gayet tabii ki, toptan sorumlu hükümetlerin başına, işte bugün Türkiye’nin başına gelenler gelecektir. Bu gün Türk vatandaşının, insanımızın, halkımızın, özellikle uzun vadede eti, sütü ve ekmeğini gereği gibi temin edebilmesi, büyük bir riskle karşı karşıyadır.

Bilinen bir gerçek var ki, Rusya; ya da Sovyet Sosyalist (komünist) Cumhuriyetler Birliği üç çeyrek asra yakın sosyalist ekonomi düzeni ile yaşamış ve merkezi planlanmanın özellikle tarım alanındaki uygulamaları ile karşı karşıya kalmış, fakat çoğu zaman kâğıt üzerinde tayin edilen üretim hedeflerine de bir türlü ulaşamamıştır. Başta buğday ve şeker olmak üzere, kendi ve peyklerinin zengin kaynaklarına rağmen, sırf rejim ve kötü yönetim sebebiyle, pek çok tarımsal ürünü ithal etmek zorunda kalmış ve kaynaklarının büyük bir kısmını askeri harcamalara ve silahlanmaya sarf ettiği için 1992 yılında çökmüştür. Aynı Rusya, üç beş yıl bocaladıktan sonra, elbette ki demokratik rejim ve iyi yöneticiler ve yönetimler sayesinde toparlanmış ve buğday üretimi ve ihracatı bakımından dünyadaki hak ettiği yeri almıştır. Son derece liyakatli ve müstesna bir devlet adamı olan Vilademir Putin bile "buğdayla koyun, gerisi oyun" özdeyişinin anlamını kavramış ve Rus halkı için de gereğini yerine getirmiştir.

Çok zengin ve geniş Rus ovaları kadar değilse bile, Anadolu da dünyanın en önemli tahıl ambarlarından biridir. Hem çiftçi kültürü hem de ekoloji buna müsaittir. Bilindiği gibi Anadolu başta buğday olmak üzere pek çok bitkinin gen merkezidir ve binlerce endemik bitkiye (türe) sahiptir. Biyoçeşitlilik açısından son derece zengindir. Bunu başta devlet adamlarımız ve topyekûn halkımız kavramalı, bunun bilincine varmalı ve gereğini yerine getirmelidir. Hiç kimse, özellikle de millet ve devlet adına karar vericiler "efendim, bugün artık küreselleşme hatta sınırların kalktığı bir dünyada, nerede ucuz, maliyetleri bizden daha düşük gıda maddesi üretimi varsa, ben oradan alırım, ithalat yaparım " diyemez, şayet derse şu sırada Türkiye’nin başına gelenlerle karşı karşıya kalır. Bir zamanlar ihraç ettiğimiz eti ve ekmeği ithal etmek zorunda kalırız, beklenmedik bir zamanda beklenmedik bir tabii afetle, sadece biz değil, bütün dünya karşılaşabilir ve siz de elinizde paranız olsa bile istediğiniz malı alamazsınız, ya da bu size çok pahalıya mal olabilir.

Türkiye'de bu yılki buğday rekoltesinin 20.6 milyon ton olacağı söylenmekte ve yazılmaktadır. Bu elbette ki, bize yetecek bir miktar olmakla beraber, gelecek için ve Türkiye’nin başta un üretimi ve ihracatı ile unlu mamuller üretimi için, bisküvi, irmik ve makarna sanayi için buğdayı ve bütün dünyadaki buğday hareketlerinin yakından takip edilmesi ve göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Şu sırada dünyanın en fazla buğday üreten ve dünya buğday ticaretini elinde bulunduran ülkeleri ABD, Kanada, Avustralya, Rusya, Fransa, Arjantin, İtalya ve Türkiye gibi memleketlerdir. Fakat bunlar içinde, buğday maliyetleri en yüksek olan maalesef Türkiye’dir. Bunun da en önemli sebebi verim düşüklüğüdür. Tarımsal Ekonomi Araştırma Enstitüsü (TEAE)'nün 2009 yılı maliyet hesaplarına göre, buğdayın Kg maliyeti ortalama 47 kuruştur. Bu yılki maliyetler en iyimser bir tahminle geçen yıldan %10 daha fazla, yani 52 kuruş dolayındadır. TMO 'nin pirimle beraber buğdaya verdiği alım fiyatı ise, 57 kuruş olmaktadır.

Bu günlerde dünyanın en büyük buğday pazarı olan Chicago borsasında, dünya buğday fiyatı yükselme eğilimi göstermekte ve tonu 210 dolardan muamele görmektedir. Basına ve dünya basın ajanslarına yansıdığı kadarıyla Rusya'da bu yıl, son 130 yılın en kurak yılı olarak idrak edildiği için, Rusya'nın buğday rekoltesi 60 milyon ton yerine 50 milyon ton olarak gerçekleşmiş ve %20'lere varan bir düşüklük söz konusudur. Hatta Rusya'da ki, bu çok büyük kuraklık afetinden dolayı, büyük ve günlerdir söndürülemeyen orman yangınları meydana gelmiştir, bu yangınlarda buğday ekili alanlar %25 zarar görmüştür. Bütün bunların sonucunda Rus hükümeti, daha doğrusu tek başına Rus başbakanı Putin re'sen 15 Ağustos 2010 tarihinden itibaren 2011 yılbaşına kadar alınan siparişler dahil, buğday dış satımını durdurmuştur. Dünyanın değişik ülkelerinden sipariş almış olan Rus tüccarları hükümetin bu kararını 1 eylül 2010'a çekmesini istemiş ve bunun için büyük gayretler göstermişlerdir. Fakat Rus başbakanı, Rus tüccarların zararını, Rus halkının menfaatlerine tercih etmiştir.

Dünyadaki bu rekolte düşüklükleri ve hareketlenmeler, buğday fiyatlarının bizde de yükselişe geçmesine sebep olmuş ve şimdiden buğdayın kg fiyatının 68–70 kuruşa çıkmasına neden olmuştur, yani Türkiye'de buğdayın tonu 380 dolardan 15–20 gün içinde 465 dolara yükselmiştir. Her ne kadar Tarım Bakanı ve Türkiye Fırıncılar Federasyonu (TFF) başkanı şimdilik ekmeğe her hangi bir zammın söz konusu olmadığını söylüyorlar ise de, Ramazan Bayramından sonraya ciddi bir fiyat ayarlanmasının güdeme geleceğine kesin gözüyle bakılmalıdır.

Dünyadaki bu son gelişmeler, buğday ekim alanı ve üretim miktarı azalan Türkiye’nin bir taraftan ithal faturasını yükseltecek, diğer taraftan üreticinin elinden çıktıktan sonra iç piyasada da buğday fiyatlarının speküle edilebileceği bir ortam doğuracaktır. Uluslar arası Tahıl konsey’nin verilerine bakıldığında, dünya buğday fiyatlarında bir ayda %47’ lik bir artışı açıklayabilecek bir durumun olmadığı görülmektedir. Avrupa Birliğinin buğday üretimi 138 milyon ton, Çin’in 114 milyon ton ve Hindistan’ın 81 milyon ton üretimi bulunmaktadır. ABD ile birlikte 60 milyon ton’lar düzeyinde buğday üreten Rusya’da ekili tahıl alanlarının %25’nin yanmış olması, dünya tahıl piyasasının arz eksikliği durumuna çekmekten uzak olmakla beraber, 2009 yılı Türkiye buğday ithalatının %58’nin Rusya’dan yapılmış olması, Türkiye’yi tedarik ve ithalat faturası anlamında olumsuz etkileyecektir.

Türkiye, ekili alanlarının yaklaşık %70’i tahıl yetiştirilen bir ülke olarak, dünya buğday üretiminde ilk on sıra içindedir. Ancak kalabalık ve dinamik nüfus yapısı yanında, buğday üretiminin yapısal sorunlarına yönelik gelişmelerin kaydedilmemesi, Türkiye’yi buğdayda net ithalatçı bir konuma sürüklemektedir. Buğday ekim alanlarında on yılda 1.2 milyon hektar azalışın kaydedildiği, buna karşılık gerek çeşit geliştirme ve sertifikalı tohumluk kullanımı, gerekse, sulama yatırımlarında kayda değer bir gelişmenin olmadığı değerlendirildiğinde, buğday üretiminin gerilemesinin yanlış ya da kastlı istatistiklerle gizlendiği gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.

Türkiye’nin 2000-09 döneminde nüfusunun 67.4 milyondan 72.5 milyona yükseldiği, dolayısıyla kişi başına 200 kg buğday talebi üzerinden bir milyon ton ilave buğday talebinin oluştuğu düşünüldüğünde, üretim açığının giderek yükselen ithalat ile kapatılmaya çalışıldığı apaçık ortadır. Türkiye son on yılda 14.3 milyon ton buğday ithalatı yapmış ve karşılığında 3.9 milyar dolar para ödemiştir. Türkiye’nin en güvendiği buğday ürünündeki bu fatura korkutucudur. Her ne kadar, yükselen buğday ithalatı un ihracatı ile açıklamak isteniyor ise de, Türkiye’nin bundan da fazla bir artık değer kazanması bir yana, aleyhine bir durum bile söz konusu olmaktadır. Türkiye 2000-09 döneminde 10.2 milyon ton buğday unu ihraç etmiştir. %70’lik randıman değeri üzerinden un ihracatı 7 milyon tonluk buğday satışını açıklayabilmektedir. Kaldı ki, un ihracatından kazanılan paranın 2.1 milyar dolar, buğday ithalatı için ödenen paranın 3.9 milyar dolar olması, içeride işleme rejimi ile buğday ithal edip un ihraç etme uygulamasının, Türkiye için katma değer üretmediğini ortaya koymaktadır. Bu durum, sözü edilen ticaret uygulamasının titizlikle ve etkili bir şekilde denetlenmesi gereğini de göstermektedir.

Rusya olayıyla birlikte gelinen noktada, konu hayati bir önem kazanmıştır. Yetkililerin “kriz Türkiye’yi etkilemez” yönünde açıklamalar yapmak yerine, ülkemiz tarım sektörü, üreticilerimiz ve tüketicilerimizin zarar görmemesi için, acil olarak harekete geçmesi ve gerekli önlemleri alması şarttır.

Şu sırada TMO'nin elinde bu yılkı alımlar ve geçen yılkı stoklarla beraber 5.5 milyon ton buğday bulunmakta ise de, hükümetin, daha doğrusu Tarım Bakanlığının bu konuda daima uyanık olması, piyasa hareketlerini yakından izleyerek spekülatörlere asla fırsat vermemesi şarttır. Gerekli önlemler alınarak herhangi bir gecikmeye meydan verilmemeli, haksızlıklara ve haksız kazançlara asla imkân tanınmamalıdır. Konu et meselesine dönmemelidir, ayrıca buğday fiyatlarının artması, sadece ekmek ve unlu mamullerin fiyat artışı ile kalmayacak; et, hatta etli mamuller ile tavuk fiyatlarının artmasına da sebep olacaktır. Çünkü buğday fiyatlarının artması demek, aynı zamanda yem fiyatlarının da artması anlamına gelmektedir. Türkiye’ye 12 kg/TL maliyetle et ithal edilip, halka 17 kg/TL’ye kıyma yedireceklerini söyleyen yetkililer, gerekli müdahaleleri zamanında ve etkili bir şekilde yapamadıkları ve et ithalatını gerçekleştiren Et-Balık Kurumu da etin perakendecilere dağıtımında gerekli hassasiyeti ve isabeti gösteremediği için, et fiyatları 25–28 kg/TL'den aşağı düşmediği gibi, tüketici de 22 kg/TL'den daha ucuza kıyma alamamaktadır. Tabi bu arada, et ticareti yapanlar da hükümet eliyle köşeyi dönmektedirler. Ülkemizde et fiyatlarının bugünkü seviyeye yükselmesinin ve et ithalatı ile karşı karşıya kalışımızın en önemli sebebi, 2007–2008 yıllarında süt fiyatlarının dibe vurması ve buna hükümetin zamanında önlem alamamasındandır. Bir taraftan 2007–2008 yıllarında meydana gelen kuraklık ve neticede yem ve ot fiyatlarının ani ve fazla yükselişi, diğer taraftan sütün litresinin 40 kuruşun altına düşmesi sonucunda süt sığırcılığı ve damızlık işletmelerindeki, hayvanların kasaba gitmesidir. Bir memlekette dişi hayvanın kesime gitmesi demek, besi yapılacak materyalin kısa zamanda yok olacağı ve besi yapılacak hayvan kaynağının kuruyacağı anlamına gelmektedir. Bunu göremeyen, bunu kavrayamayan bir Tarım Bakanı ve Bakanlık üst yönetimi olabilir mi? Türkiye’de oluyor işte! Bunun neticesinde beslenecek hayvan kalmayınca, yapılacak iş her hangi bir şekilde et teminidir. Bu da ya canlı hayvan veya doğrudan doğruya karkas şeklinde et ithalatıdır. Bu, Türkiye'de de böyle olmuştur, ama Türkiye hayvancılığının kurtuluşu, alınan bu günü birlik önlemlerde değildir. Bu konunun uzun vadede halledilmesi için, daha önce bu sayfalarda gerekli tedbirler anlatılmaya gayret edilmiştir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü