Türk Dünyası Yardım Kampanyası

ÖSYM, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavlarının Ardından

15 Ağustos 2010
Celâl ER

Bilindiği gibi Türkiye’de yüksek eğitim ve öğretim, T.C. Anayasasının 130 ve 131. maddelerinde ifadesini bulan ve bu maddelerden güç alan, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) ve bu maddelere dayalı olarak 07.11.1982 tarihinde kabul edilmiş 2547 sayılı yasaya göre yapılmaktadır. Hiç şüphesiz ki YÖK’ün en önemli özelliği çok katı ve merkeziyetçi bir sisteme sahip oluşudur. Türkiye’nin herhangi bir yerinde ve herhangi bir yüksek öğretim kurumunda bir üniversite veya fakültede, hatta bir enstitü, bölüm veya yüksek okulda karınca kımıldasa YÖK’ün bundan bilgisi olmakta ve o kurumların yöneticilerine hemen hiçbir insiyatif ve hareket imkânı tanımadan olaylara doğrudan doğruya müdahil olmaktadır. Özellikle personel hareketlerini çok yakından takip etmektedir. Yüksek öğretim kurumlarında verilen eğitim ve öğretim ve yapılan bilimsel çalışmalar ile yayınlar için de durum bundan farklı değildir. İşte bu sıkı ve sıkıcı yapı üniversitelerdeki başta özgür düşünce olmak üzere gelişme ve değişmeleri önemli ölçüde engellemektedir. Nitekim bunun doğal sonucu da, zaman zaman dile getirildiği gibi, dünyanın sayılı ve saygın üniversiteleri arasına giren herhangi bir yüksek öğretim kurumumuzun olmayışıdır.

Bugün ülkemizde, her ilde bir üniversite olduğu gibi büyük şehirlerimizde çok daha fazlası bulunmakta, hemen hemen her ilçede o ilin veya başka bir yerin üniversitesine bağlı olmak üzere bir, hatta bazılarında iki yüksek okul faaliyet göstermektedir. Şu anda Türkiye’de son çıkarılan yasadakilerle beraber 103’ü devlet olmak üzere 148 üniversite bulunmaktadır. Bunların 45’i vakıf yani özel üniversitedir. Vakıf üniversiteleri Ankara, İstanbul, İzmir, Konya, Bursa Adana ve Kayseri gibi büyük şehirlerimizde faaliyet göstermektedirler. Zaten bu 45 özel üniversitenin 31’i İstanbul’da toplanmıştır. Tabîî bu kadar üniversitenin İstanbul’a yığılmış olması da ayrı bir tartışma konusudur. Şu anda 9’u devlet olmak üzere İstanbul’daki üniversite sayısı 40’a varmaktadır.

Elbette ki vakıfların ve özel teşebbüsün eğitim ve öğretimde devletin yükünü hafifletmesi ve katkıda bulunması takdir ve teşvik edilecek bir anlayış olmakla beraber, eğitim ve öğretimin kalitesi de asla gözden uzak tutulmamalıdır. Bunun için devletin denetim ve gözetimi son derece önemlidir. Ayrıca her halûkârda, bu eğitim ve öğretim kurumlarının, vatandaşı istismarı önlenmeli ve vatandaşın hakkı korunmalıdır.

Türkiye’nin genç nüfusu, daha doğrusu yüksek eğitim ve öğretim çağındaki nüfusu oldukça fazla ve her isteyenin istediği alanda meslek seçme ve eğitim öğretim alma olanaklarına sahip değildir. Bunun için gençler ve ailelerince büyük gayret gösterilmesi, masraf edilmesi ve üniversite seçme sınavlarında yüksek dereceler elde edilmesi gerekmektedir.

Öğrenci seçme ve yerleştirme işlerini YÖK adına, YÖK’ün en önemli merkezi olan ÖSYM yapmaktadır. ÖSYM’nin esas görevi bu olmakla beraber, kendisinden herhangi bir alanda seçme hizmeti talep eden kişi ve kurumlara bedeli karşılığında bu şekildeki hizmetleri de vermektedir. Yani, ÖSYM’nin tarafsızlığı ve bu alandaki uzmanlığı herkes tarafından kabul edilmektedir. ÖSYM yöneticilerinin kazanılmış bu haklı itibarı zedelemeye asla hakları yoktur. Bu yıla (2010) gelinceye kadar, Türkiye’de son 50 yıldır gerek devlet üniversiteleri ve gerekse 1980 yılından sonra sayıları bir hayli artış gösteren özel üniversiteler, 3 – 3,5 saat süren bir veya iki aşamalı bir sınavla öğrenci almaktaydılar. Bir insanın hayatı ve hayat boyunca bütün bir yaşamı, bu sınava bağlı durumdaydı. Doğrusunu söylemek gerekirse, hemen hemen bu uygulama başlayalıdan beri, konu ile ilgilenen herkes bu durumu tenkit etmekteydi. Buna rağmen, bugüne kadar merkezi bir sistemle yapılan ve bugüne kadar değişik aşamalardan geçmiş ve küçük bazı modifikasyonlara uğramış bu sınav şeklinde devam edildi. Gençlerin daha adil bir şekilde üniversitelere yerleştirilmesini temin edecek, onların tercihleri ile bilgi ve becerilerini bugünkünden daha fazla ön plana çıkaracak bir yöntem ve usul teklif edebilen birileri de henüz ortaya çıkabilmiş değildir. Ancak içinde bulunduğumuz yıl (2010) ÖSYM sınav sisteminde ve sayılarında önemli sayılabilecek değişiklikler yapılabildi. Nitekim 2010 yılı üniversite giriş sınavları, Yüksek Öğrenime Geçiş (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) şeklinde bir hafta ara ile ve iki aşamalı olarak yapıldı. Birinci aşamada YGS’ye girmeye hak kazanan bütün adaylar, bir oturum halinde sınava tabi tutulmuş ve belli bir puanın üzerinde puan alanlar bir hafta sonra orta öğretimdeki alanlarına göre tekrar beş ayrı sınava daha tabi tutularak ve lisansta yerleşebilecekleri yeri tayin etme fırsatına kavuşmuşlardır. Bu uygulama eskiye nazaran öğrencilerin hem sınav kazanma şansını artırmış, hem de istedikleri alana yerleşebilme şanslarını oldukça yükseltmiştir.

Ancak itiraf edilmelidir, eğer YÖK ve ÖSYM dâhil onun diğer organları hayatiyetlerini devam ettirebileceklerse (ki öyle görünüyor) mutlaka her bakımdan kendilerini yenilemeli ve bünyelerini, yaptıkları hizmeti en tarafsız, doğru ve hatasız bir şekilde yerine getirecek tarzda ıslah edip yeniden düzenlemelidirler. Çünkü bizzat ÖSYM başkanı tarafından da itiraf edildiği gibi, bu sene gerek sınavlarda ve gerekse başarı sıralamalarında önemli hatalar yapılmıştır. Bu da çok ciddi sapmaların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Fakat bu uygulamalar ilk olduğu için, bir dereceye kadar tolere edilebilir ve sineye çekilirken, ileriki yıllarda asla bu gibi tekrarlara meydan verilmemelidir. Artık bu yılki tercihler yapılmış ve Ağustos ayı sonu itibariyle yerleştirmeler açıklanacaktır. Ama gelecek yıllardaki sınavlarda gerekli önlemler alınarak hiçbir şekilde yapılacak maddi hatalara imkân verilmemelidir. Gerek YÖK’ün gerekse YÖK adına bu işi yapan ÖSYM’nin bunun için ne gerekiyorsa yapmaları şarttır. Çünkü bu hizmetlerin yerine getirilebilmesi için YÖK, ÖSYM’ye gerekli kaynağı verebilecek durumdadır. Bu sene ifade edildiği gibi, yeterli uzman ve personel olmayışının arkasına sığınmak ve yapılan hatalar küçük de olsa onları önemsememek ve pişkinlik göstermek asla söz konusu olmamalıdır. Bu vesile ile bu sene yükseköğretime başlayacak bütün gençlerimizi tebrik ediyor, üniversite yaşamlarında sağlık ve başarılar diliyorum!

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü