Türk Dünyası Yardım Kampanyası

BEREKETLİ YAĞIŞLAR !..

02 Mart 2009
Prof. Dr. Celâl ER

İklim,belirli bir süre içerisindeki hava olaylarının bir bileşkesi veya sentezi olup sıcaklık, nem veya yağış, basınç ve rüzgâr gibi faktörlerin karşılıklı etkileşimidir. İklim faktörleri her yerde aynı olmayıp değişkendir. Bunların farklı birliktelikleri ve ayrılıkları muhtelif iklim tiplerini meydana getirir. İklim faktörlerinin kısa sürede, aynı yıl içinde fazla değişmediği bölgelerdeki iklimlere basit iklim denir. Bunlara en güzel örnekler, nemli ve yağışlı tropikal iklim, kurak tropikal iklim, kutup ve çöl iklimleri böyledir. Türkiye’nin içinde bulunduğu geniş kuşaktaki iklim faktörleri ise, yıl içinde değişmekte ve mevsimlere göre büyük farklılıklar göstermektedir. Bu gibi karmaşık bir yapı gösteren hava olaylarının hakim olduğu yerlerde Akdeniz iklimi, muson iklimi, kara iklimi ve Batı Avrupa Okyanus iklimi gibi iklimler hüküm sürer. Böyle iklimlere de karmaşık iklimler denir.

Karmaşık iklim tiplerinin ortaya çıkmasında bir çok faktör etkili olmakla beraber, bunların en önemlisi coğrafiktir.Bu da bölgenin dünya üzerinde bulunduğu konuma, deniz ve göller ile akarsuların dünya üzerinde dağılışına, daha doğrusu büyük su ve kara kütlelerine uzaklık ve yakınlığına, o yerin deniz seviyesinden yüksekliğine bağlıdır. Özellikle büyük su kütleleri karalara göre daha geç ısınıp soğumaktadırlar. Bu da o bölgenin iklimini yumuşatmakta ve nemlendirmektedir. Ekvatora yakın bölgelere güneş ışınları hemen hemen senenin bütün zamanlarında dik geldiği için o bölgeler sıcak olmakta ve çabuk ısınmaktadır. Dünyanın güneş etrafındaki yıllık hareketleri sebebiyle yılın her ayının sıcaklığı farklı olmaktadır. Sıcaklıktaki bu farklılıklar hava olaylarını da etkilemekte ve farklı özelliklere sahip mevsimlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadırlar. Dünyanın güneş etrafında dönmesi esnasında güneşin, dönenceler arasındaki görünen hareketi bölgelerin güneşlenme süresini de değiştirmektedir. Günlük güneşlenme süresi artan ve güneş ışınlarınınn dik ve dik açıya yakın bir açıyla geldiği yerlerde sıcaklık ta artmaktadır. Gün içinde güneşin doğuşu ile hava ısınmaya başlar, sıcaklık öğleden az sonra en yüksek dereceye ulaşır, güneşin batışı ile hava soğumaya başlayarak gece yarısı en düşük noktaya ulaşır. O halde dünyanın kendi etrafında dönüşünden oluşan gece ve gündüz sıcaklıkları da bulunan yerin konumuna göre farklılıklar göstermektedir. Ayrıca gece ve gündüz sıcaklık farkları nemli ve büyük su kütlelerine yakın yerlerde az, büyük kara kütleleri ve kurak bölgelerde fazla olmaktadır.

Herhangi bir yerde hava ısındığı zaman genişler ve hafifleyerek yükselir ve basınç değerleri azalır,böyle yerlerde alçak basınç kuşakları meydana gelmektedir. Hava yığılmalarının olduğu,soğuk ve yoğun havanın bulunduğu yerlerde ise,yüksek basınç alanları oluşmaktadır. Yüksek basınç alanlarından alçak basınç alanlarına doğru olan hava hareketleri iklimde önemli değişikliklere sebep olmaktadır. Karalarda yükseklik arttıkça her 100 metrede sıcaklık 0.5 ˚C azalmaktadır. Ayrıca dağ sıralarının ve yüksekliklerin hava hareketlerini etkileyişi sıcaklık ve yağışların oluşumuna önemli derecede etki eder. Türkiye de,yukarıda analiz edilen sebeplerden dolayı çok farklı iklim tiplerine sahiptir. Çok kısa mesafelerde ve dar alanlarda değişik iklim çeşitlerine rastlamak mümkündür. Antalya’da denize girilirken, aynı il içindeki Bey Dağlarında serinlenip kayak yapılabilir. Artvin’de bir gün içerisinde dört mevsimi idrak etmek ve yaşamak mümkündür.

Herhangi bir bölgede veya ülkede iklimin değişik ve farklı oluşu orada farklı bitki tür ve hayvan ırklarının yetiştirilmesine imkan verirken turizm açısından da büyük avantajlar sağlamaktadır. Her farklı iklim tipi için, barınma ve ısınmada, ulaşımda, bitki ve hayvan yetiştiriciliğinde uygun materyal ve yöntemin ortaya konulması için geniş araştırma çalışmalarına ihtiyaç olduğu görülmektedir.

Konuya bitkisel üretim açısından yaklaşıldığında her bitki türü ve bir tür içindeki çeşitlerin iklim ve toprak isteklerinin farklı olduğu anlaşılmaktadır. İklim ve toprak faktörleri dünyadaki bitki tür ve çeşitlerin yayılma alanlarını ve biyolojik çeşitliliğide etkilemektedir. Bitki çeşitlerinin ürün verimleri ve kaliteleri toprak işleme, tarla ve tohum yatağı hazırlığı,sulama,gübreleme, hastalık ve zararlılar ile savaş ve yabancı ot mücadelesi gibi yetiştirme tekniği işlemlerinin en iyi şekilde yerine getirilmesine bağlı olmakla beraber, ideal iklim ve toprak özelliklerinden uzaklaştıkça azalmakta, ekonomik ve kârlı bir tarım yapılamamaktadır. Herhangi bir bitki tür veya çeşitinin ekonomik olarak yetiştirilemediği iklim şartlarında bir başka bitki çeşidi kârlı bir şekilde üretilebilmektedir.

Türkiye, özellikle de Orta Anadolu ve geçit bölgelerimiz çok uzun yıllık yağış ortalamalarına göre, yıllık ortalama yağışı 350-400 mm dolayında olan, oldukça güneşli ve ışıklı, gündüz ve gece sıcaklık farkları ile mevsimlik sıcaklık değişmeleri fazla olan bölgelerimizdir. Türkiye’de en az yağış alan yerler Tuz Gölü ve civarı olup yıllık yağışı bazı yıllarda 178 mm’ye kadar düşebilmektedir. Orta Anadolu Bölgesinde serin iklim tahılları denilen arpa, buğday, yulaf ve çavdar gibi ürünler sonbaharda ve çoğu kez kuruya ve kışlık olarak ekilerek yetiştirilmektedir. Türkiye’nin buğday kuşağı Konya, Ankara, Eskişehir, Yozgat, Kırşehir ve Çorum illeri ile Trakyanın iç kısımları ile Güney Doğu Anadolu Bölgesinin bir bölümüdür. Buraları oldukça az yağış alan kurak yerlerdir. Ayrıca yağan yağışların yarıya yakını (%48) kış aylarında düşmektedir. Bu adını zikrettiğimiz yerlerde ilkbahar yağışları %32, sonbahar yağışları %14 ve yaz yağışları ise %6 dolayındadır.

Son yıllarda bütün dünyada ve Türkiye’de de küresel iklim değişikliklerinden ve kuraklıktan çok yoğun bir şekilde söz edilmektedir. Bu konular üzerinde konunun uzmanları ve bilim adamları çok önemli çalışmalar ve araştırmalar yapmakta, özellikle yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının tasarrufu, ekonomik değerlendirmesi ve kullanılması gibi hususlarda büyük gayretler sarf etmektedirler. Orta Anadolu Bölgesi başta olmak üzere birçok bölgemizde göller ve sulak alanlar kurumakta, buralardaki yaban hayat ve biyolojik çeşitlilik yok olmakta ve ebediyyen bir daha geri gelmemek üzere doğal zenginliklerimiz ve güzelliklerimiz elden çıkmaktadır.

Bilindiği gibi kuraklık kavramı ve olgusu insanlık tarihi kadar eskidir. Yine bilinmektedir ki, pek çok medeniyetler tarihin gelişme seyri içerisinde kuraklıktan dolayı çökmüş ve yok olmuşlardır. İnsanoğlunun bu konularda almak durumunda olduğu pek çok önlem olmakla beraber, kısa zamanda herhangi bir yerin iklimini değiştirebilmek gibi bir imkânı da yoktur.
Halbuki toprakların iyileştirilmesi, bitki besin maddeleri, yapı ve bünye bakımından geliştirilmesi ve ıslah edilmesi çok daha kolay ve mümkündür.

Geçtiğimiz son iki yıl, yani 2007 ve 2008 yılları Türkiye ve özellikle de Orta Anadolu Bölgemiz ciddi bir kuraklık olgusu ile karşı karşıya kalmıştır. Bu olay bütün tarım ürünlerinde ciddi verim ve rekolte düşüklüklerine sebep olmuştur. Bunun da ötesinde Türkiye’de İstanbul,
Ankara, İzmir gibi büyük metropolitan şehirlerimiz başta olmak üzere pek çok şehirimizde içme, kullanma ve sanayideki su ihtiyaçlarının karşılanmasında da büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu durumu dikkate alan ve konunun sorumluluğunun sahibi olduğunu idrak eden Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bütün merkez ve taşra örgütü ile birlikte Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Maliye ve İç İşleri Bakanlıkları, Enerji ve Tabi Kaynaklar ile Çevre ve Orman Bakanlıkları beraberce Türkiye Tarımsal Kuraklık Eylem Planı (TAKEP) hazırlamak için büyük gayretler sarfederek kısa ve uzun dönemde alınacak önlemler üzerinde çalışmışlar ve bu konuda mufassal bir belge hazırlayarak uygulamaya koymuşlardır. Hazırlanan bu döküman bütün ilgililere de intikâl ettirilmiştir.

Hazırlanan bu belgeye göre, Türkiye’de 1676 tarihinden günümüze kadar geçen zaman içerisinde değişik yıllarda ve yerlerde kuraklık olduğu ve fakat hiç bir yerde iki yıldan fazla peş peşe devam etmediği anlaşılmaktadır. 320 yıldan fazla bir zaman diliminde Batı Akdeniz ile İç Anadolu’nun güneyinde sadece bir defa üç yıllık ardışık olarak tek bir kuraklık periyoduna rastlanmıştır. Diğer yıllarda ve yerlerdeki en uzun kuraklık periyotları en fazla iki yıldır. Nitekim son 2007 ve 2008 kuraklığından sonra da 2008 yılı Eylül ayının sonundan itibaren hem 2008 yılı sonbaharı ve hem de içinde bulunduğumuz 2009 yılının kış aylarında beklenen bereketli yağışlar gelmiş durumdadır. Nitekim başta Orta Anadolu Bölgesi olmak üzere Türkiye’nin tamamında kışlık ekilişlerin üzerine bugüne kadar düşen yağış (Ekim, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat aylarında), bazı lokal bölgeler hariç, neredeyse bütün yıllık yağışa yaklaşmıştır. Bu da şunu göstermektedir ki, özellikle tabii bilimler ve bunların sonuçları hakkında kehanette bulunmak ve toplumu yanlış bilgilendirerek korkuya salmak doğru değildir. Elbetteki bu, hükümetçe alınması gerekli önlemlerin ihmal edilmesi anlamına gelmemektedir.Yapılacak çalışmaların ve alınacak önlemlerin mutlaka bilimsel verilere ve araştırmalara dayanması şarttır.

Bu yıl (tarım yılı,Ekim ayı başı ile Eylül ayı sonu),Türkiye’nin buğday ambarı durumunda olan yerlerin, yılbaşından bugüne kadar aldığı yağışlar son derece tatminkârdır. Elbetteki bundan sonraki zamanlarda, ay ve günlerin nasıl geleceği kesin olarak bilinmemekle beraber, yağışların devam edeceği ve bol bir ürün alabilmek için iklimin olumlu seyredeceği hakkında önemli işaretler vardır. Çünkü bütün Türkiye’de mart başından itibaren bölgelere göre değişmekle beraber nisan ve mayıs aylarında yazlık ekimler yapılacak ve başta buğday olmak üzere kışlık ekimler de gelişecektir. Özellikle nisan, mayıs ve haziran yağışları tarım açısından ve hatta her bakımdan hayati önemde olmakla beraber, toprak ve hava bereketli kış yağışlarına doymuş durumdadır. Bol ve kaliteli ürünler için bereketli ve yararlı yağışların devam etmesi dileğiyle !..

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü