Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Suriye Sınırında Mayın Temizliği ve Tarım

00 0000
Celâl ER

Türkiye Suriye ile en uzun kara sınırına sahiptir. Sınırın uzunluğu 877 km’dir. Bu sınır İstiklâl Harbi sıralarında Ankara Hükümeti’nin Fransızlarla yaptığı Ankara Antlaşması’na göre tesbit edilen ilk sınırdır. Cumhuriyetin ilanından ve Lozan’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırlarının kesin olarak belirlenmesinden sonra 1950’li yıllara kadar ve hatta daha sonraki zamanlarda bile Irak sınırı ile birlikte, bu sınır kontrolü en zor sınır olarak süregelmiştir. Çünkü Suriye sınırı (Irak sınırı da öyle) herhangi bir tabi engele, coğrafi bir şekle dayanmamakta ve özellikle Suriye toprakları ile Türkiye toprakları birbirinin doğal devamı şeklindedir. İki ülkeyi birbirinden ayıran sadece bir demir yolu ile Cizre’den sonra Hamur sınır kapısına kadar da Dicle Nehridir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu sınırın kontrol altına alınabilmesi ve özellikle de kaçakçılığa mani olabilmek ve suçluların sınırı kolayca geçebilmesini önlemek için 1954 yılında 510 km uzunluğundaki bir bölümüne yer yer 350-400 m genişliğinde bir bant şeklinde anti personel mayını döşemiştir. Mayını fiili olarak döşeyen, T.C Devleti Hükümetlerinin emir ve kumandasındaki, düşmanlarına korku dostlarına güven veren kahraman ve şerefli Türk Ordusudur. O günden bugüne kadar bu mayınlı arazide binlerce insan ve hayvan telef olmuş ve büyük maddi zayiatlar meydana gelmiştir. Ayrıca da artık günümüz insanlık anlayışına (!) göre antipersonel mayınları gibi silahların, büyük ölçüde insanların (suçlu da olsa, aç gözlü kaçakçı da olsa) sakat kalmasına sebep olduğu için uluslararası anlaşma ve teamüllere göre değil kaçakçı ve suçluların takibi için, savaşlarda bile kullanılmaması söz konusudur.

Bugün artık güney sınırımızda konjonktür değişmiştir. Belli bir süreden beri, özellikle Hafız Esad’ın ölümünden sonra ve PKK denilen cinayet şebekesi katiller örgütünün başının Suriye tarafından himayesinden vazgeçilip, ülke dışına kovulduktan sonra, bu mayınlı arazinin temizlenip tarıma açılması gündemdedir. Bu günlerde de bu işin biran evvel yapılıp temizlenen arazinin tarıma açılması için, işin nasıl yapılacağına ilişkin yasanın TBMM’de görüşülmesi sırasında iktidarla muhalefet arasında şiddetli tartışmalar olmuştur. Hatta hükümet tasarıyı geri komisyona çekerek askerin talebi doğrultusunda 2. maddeyi değiştirmiştir. Bu davranış aslında iyiye işarettir. Meclis’te kabul edilen yasaya göre üç seçenek sıralanmıştır: Mayın temizleme işini öncelikle Milli Savunma Bakanlığı yapacaktır. Değişiklikle ihalenin NATO Bakım, İkmal Ajansı’na da (NAMSA) verilebilmesinin yolu açılmıştır. Şayet iş bu yolla yaptırılamazsa Maliye Bakanlığı hizmet satın alarak mayınları temizletecektir. Bu da olmazsa çok tartışılan ve yasada aynen korunan Yap-İşlet-Devret (YİD) modeline göre mayınlı alanları temizleyen yıllarca ekip biçecektir. Uzmanların görüşüne göre mayınların kaldırılması için yasa çıkarmaya dahi gerek yoktur. YID modeline imkân tanıyan bir yasaya karşı çıkanlara göre, burada asıl yapılmak istenen, uzun süreli olarak vatan topraklarının yerli veya yabancılara işletilmek üzere kiraya verilmesinin önünü açmaktır.

Bahse konu olan mayınlı arazinin tamamı 22 bin hektar olup, bunun ancak 17 bin hektarı tarıma elverişlidir. Bu arazinin bugün için ancak %7’sinde sulama yapılması mümkündür. Ancak arazi 1. ve 2. sınıf tarla topraklarına sahip, derin, besin maddelerince zengin ve yarım asırdan beri işlenmeyen, YEN toprakların bulunduğu son derece verimli bir yerdir. Yani zirai değeri fevkalade yüksektir. Ancak bu arazi mayından temizlenip, topraksız ailelere dağıtılsa Türkiye’deki ortalama işletme büyüklüğü 6 hektar olan işletmelerden 2880 adet işletme olabilecektir. 26 milyon hektar arazisinde toprak işlemeli tarım yapılan ve 3 milyon adet tarım işletmesi olan bir ülke için bu miktar devede tüy bile değildir. Ayrıca da plansız ve programsız göçler ve bunun neticesinde tarım yapılmayarak terk edilen arazilerin miktarı bugün 1 milyon hektara yükselmiştir, yani bu kadar arazinin boş bırakıldığı bir ülkede sırf tarımsal endişelerle 17 bin hektar arazi için bu kadar büyük gürültülerin koparılması anlaşılabilir gibi değildir. Ama buranın yabancılara kiralanması ve kiralanacak ülkenin de İsrail olması kuşkuları artırmakta ve mesele bundan dolayı ehemmiyet kazanmaktadır. Ayrıca kiralama süresinin 49 yıl ve arazinin tarımdan başka her türlü amaç için kullanılabilecek oluşu, üzerinde durmayı gerektirmektedir.

Kanaatimce bu arazinin değeri yok tarım, yok organik tarım veya bilmem başka hangi bir tarım yapılacağından değil, buranın yeraltı zenginlikleri ve stratejik bir öneme sahip olmasından ileri gelmektedir. Onun için de milletçe meselenin aydınlığa kavuşturulması için üzerine gidilmeli ve herşey kamuoyu önünde açıklığa kavuşmalıdır. Elbette ki milli menfaatler ve değerler her türlü düşüncenin üzerinde olmalıdır. Fakat Başbakan bu konudaki açıklamalarında tarihi bir takım hatalar yapmaktadır. Bu da haklı olarak Türk vatandaşlarını çok ciddi endişelere sevketmektedir.

Bugüne kadar Cumhuriyet tarihi içinde, Cumhuriyet Hükümetlerinin hemen hepsinin ittifakla üzerinde durduğu ve çok büyük uluslararası engellemelere rağmen, gerçekleştirmede başarıya ulaştığı bir Güney Doğu Anadolu projesinin (GAP) varlığı dünya alem herkesin malumudur.Bu proje topyekün bir bölge kalkınma projesi olup ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi hedefleri olan, çok büyük bir atılımdır. Bugüne kadar 26 milyar dolar harcanmış ve enerji yatırımlarının %85-90’ı realize edilmiş, tarım ve sulama hedeflerinin ise, daha henüz %15’i ancak gerçekleştirilebilmiştir. Bundan önceki hükümet (daha doğrusu yine bu Başbakan) GAP için 5 yılda 12 milyar dolar yatırım yapılacağını, 12 Bakanla birlikte basın toplantısı yaparak millete taahhüt etmiştir. Milletin dikkatleri başka yönlere dağıtılmadan, GAP için taahhüt edilen bu yatırımların bir an önce gerçekleştirilmesi ve 2 milyon hektara yakın arazinin daha fazla vakit kaybedilmeden sulamaya açılması temin edilmelidir. İşte o zaman Güneydoğu Anadolu meselesi büyük ölçüde çözüme kavuşmuş olacaktır. Bunu çok iyi bilen Türkiye sevmezleri, milletin ve devletin dikkatini dağıtmak ve konsantrasyonunu bozmak için her türlü fitneye başvurmaktadırlar.

Bir başka çok önemli konuda şudur. Suriye’nin güneyinde İsrail bulunmakta ve zengin su kaynaklarına sahip olan Golan Tepeleri’nden hiçbir şekilde işgali kaldırmaya yanaşmamaktadır. Eğer mayınların temizlenmesi ve temizlenen arazinin işletilmesi İsrail veya güdümündeki bir kuruma kiralanır ise, Suriye’nin kuzeyinde de İsrail olacak ve zengin su kaynaklarına sahip olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya bir şekilde müdahil olacaktır.Acaba değerli dostumuz (!) Suriye bunu nasıl karşılayacaktır. Bu son derece tehlikeli bir durumdur. Zira ta 2004 yılındaki Avrupa Birliği ilerleme raporunda Türkiye dahil sınır aşan suların yönetiminin uluslararası bir kuruluş tarafından yapılmasının gerekliliği gündeme getirilmiştir.

Mayınlar temizlendikten sonra ortaya çıkan ve verimli tarım yapılabilmesi için fevkalade uygun olan topraklar, topraksız ailelere dağıtılmalı mıdır? Gençliği toprak reformu çığırtganlıklarını dinleyerek geçmiş biri olarak bu soruya evet dememiz mümkün değildir. Bu arazilerde ekonomik işletmeler kurulması temin edilerek, ileri tarım tekniklerinin uygulanması sağlanmalıdır. Dünyada bunun örnekleri heryerde vardır. Hatta Türkiye’de de bulunmaktadır; cumhuriyet tarihimiz DÜÇ ve TİGEM’lerin başarıları ile doludur.

Üzerinde durulması gerekli bir diğer konu, Türkiye’de ileri tarımın gereklerini uygulayıp yüksek verim alabilecek teknik kadronun olup olmadığı sorusudur. Elbette vardır, ülkedeki gerek Ziraat fakülteleri, gerekse buralardan yetişen Ziraat Mühendislerinin çalıştığı Tarımsal Araştırma Enstitüleri bunu en iyi şekilde yapabilecek, her türlü bilgi ve teknik donanıma sahiptir. Televizyonlarda, yazılı ve sözlü basında ahkam kesen, hektarla dekarı birbirine karıştıran, araziyi bilmeyen, toprağı belediyenin parklarında gören bazı profesör lakaplı allameler, bu konularda İsrail’in nasıl ileri olduğunu ve tohumculukta ve tarım teknolojisinde nasıl dünyaya hükmettiğini, Türkiye’de kullanılan tohumluğun %85’inin İsrail’den geldiğini söyleyecek kadar büyük cehalet örnekleri göstermekte ve aşağılık kompleksi içinde kıvranmaktadırlar. Türkiye bu konularda çok ciddi ilerlemeler yapmış ve mesafeler kat etmiştir. Bugün Türkiye kendi tohumluk ihtiyacını karşıladığı gibi mısır, ayçiçeği, pancar ve bazı sebze tohumlarını da ihraç ederek ülkeye milyonlarca dolar döviz kazandırmaktadır. Türkiye Ortadoğu ülkelerine meyve fidanı, dünyanın hemen her tarafına da önemli ölçüde kesme çiçek ihracatı yapmaktadır.

Mayınların temizlenmesi tamamen teknik bir konudur. Bunu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yapmaması, daha beteri yapamaması akıl alacak bir iş değildir. Bu mayınlar, bu Ordu tarafından döşenmedi mi? Şimdi bunu bu Ordunun temizleyemeyeceğini düşünmek insan aklına zarardır. Tohum ekip bakım işlerini yapıp, hasat işlerini yapamayacak bir çiftçiyi veya ameliyat yapıp hastanın dikişlerini alamayacak bir doktoru düşünmek söz konusu olabilir mi? Bu memlekette herkes işi ne ise onu hem de en iyi şekilde yapmalıdır. Başbakanın, bir an önce Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanını çağırıp “derhal döşediğiniz mayınları temizleyin” direktifini verebilmesi lazımdır. Aksi takdirde, daha önce de ifade edildiği gibi, asıl maksadın “Türkiye topraklarını yap-işlet-devret modeli ile yabancılara kiralamanın yolunu açmak olduğu” iddiaları inandırıcılık kazanacaktır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü