Türk Dünyası Yardım Kampanyası

ORMAN YANGINLARI VE ALINMASI GEREKEN TEDBİRLER

08 Ağustos 2008
Prof. Dr. Celâl ER

Temmuz sonu, Ağustos başında yaşadığımız orman yangınları yüreğimizi dağladı. Daha önce de yaşadığımız bu felâketlerin tekrarlanması da ayrı bir üzüntü konusu. Bu yazımızda bu yangınların bir daha tekrarlanmaması dileğiyle konuyla ilgili genel bir bilgilendirme yapmaya çalışacağız.

Herhangi bir ülkenin ormanları o memleketin doğal kaynaklarının başında gelen tabii zenginliklerdir. Bu açıdan Türkiye’nin durumu ne çok parlak ne de çok kötüdür.Türkiye arazisinin %27’si, yani 21 milyon hektarı ormanlıktır. Bu alanın 9-10 milyon hektarı, iğne yapraklı ve vasıflı ormanlarımızdır. Geri kalan 10-11 milyon hektarı ise, daha ziyade geniş ve iğne yapraklı karışık, ya da tamamı geniş yapraklı ağaç türlerinden meydana gelmiş olup enerji ormanı ve baltalıklardır. Bir kısmı da oldukça bozuk ağaçlık ve çalılıklardır.

Türkiye’nin önemli ormanları Karadeniz, Doğu Anadolu, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgeleri ile yer yer diğer bölgelerimizde mevzi olarak dağılmıştır. Ülkemizin orman kaynaklarından elde ettiği doğrudan gelirlerden çok daha fazlası, ormanlarımızın dolaylı olarak sağladığı faydalardır. Belki biraz fazla bilinenleri tekrar olacak ama, bunların başında gelenler, ormanlar bir ülke tarımının sigortasıdır. Su ve toprak kaynaklarının membaıdır, aynı zamanda onları muhafaza etmektedir. Ormanlar bir ülkenin oksijen kaynağıdır. Orman içi ve orman altı biyolojik çeşitliliğin de en önemli kaynağıdır. Ormanlar tabii flora ve faunanın en büyük varlığıdır. Orman olan yerde, eğer usulüne uygun ve işletmecilik esaslarına bağlı bir şekilde yararlanılırsa kıtlık ve açlık olmaz. Ormanlarımız, iklim ve özelliklerinin, yağışların en önemli düzenleyicisidir. Ormanlarımız, orman içi meralarımız ve yaylalarımız ekonomik olduğu kadar da, sosyal bünye ve kültürel değerler bakımından üzerinde durulacak zenginliklerimizdendir. Ormanlar endemik bitki ve hayvan türlerimizin kaynağı, her türlü ekoturizm, av ve doğadan elde edilen, toplanılan ve değerlendirilen ürünlerin yetiştiği yerdir. Bu saydıklarımıza daha fazlasını da eklemek mümkündür. Fakat bunlardan çok daha önemlisi ormanlarla kaplı bir ülkeyi savunmak bile çok daha kolaydır. Tarihte işgal orduları bir ülkeye girdiklerinde önce ülkenin ormanlarını yakmışlardır.

Bunları özet olarak ifade ettikten sonra, gelelim insan olanların gözlerini yaşartan, gerçekten yürekleri dağlayan ve kalbini sıkıştıran orman yangınlarına! Orman yangınları insanlık için söz konusu olabilecek üç büyük felâketten biridir. Malum olduğu üzere diğer ikisi de deprem ve önünde durulmaz seller, su baskınlarıdır. Orman yangınları sadece Türkiye’ye has da değildir.

Dünyada orman yangınlarına en hassas olan bölgeler; başta büyük Akdeniz havzası olmak üzere, dünyanın başka yerlerinde de Akdeniz iklim karakterini ve bitki örtüsünü gösteren, daha ziyade topoğrafik yapısı ani müdahalelere imkân vermeyen yerlerdir. Bilindiği gibi pek çok kez Amerika Birleşik Devletlerinde, Meksika’da, Akdeniz havzasında ve bilhassa İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Akdeniz adalarında çıkan orman yangınları, sadece meydana geldiği ülkeleri değil, sınırların ötesini de tehdit etmektedir. Böyle yangınlar çıktıkları bölgelerde büyük maddi ve manevi zararlara sebep olmakta ve katlanılamayacak kadar dehşetli acılara neden teşkil etmektedir. Nitekim geçtiğimiz yıllarda bu saydığımız ülkelerde ortaya çıkan büyük yangın felaketleri ancak uluslar arası dayanışma ve yardımlaşmalarla kontrol altına alınarak önlenebilmişlerdir. Bilhassa ABD’de, Meksika ve Akdeniz havzasında çıkan yangınlar günlerce, hatta haftalarca sürmüştür ve ancak uluslararası camianın birlikte hareket etmesi ve yardımlaşması neticesinde söndürülebilmiştir. Meydana gelen maddi ve manevi zararları hesaplamak bile mümkün değildir. Onbinlerce, hatta yüz binlerce hektar alandaki her şey yanıp kül olmuş, büyük ölçüde can ve mal kaybıyla karşılaşılmıştır.

Elbette ki benim bunları yazmam ve hatırlatmam bizdeki yangınların etkisini olduğundan az veya mazur göstermek, ya da küçümsemek için değildir. Mevsim olarak yazları çok kurak ve sıcak, hava nispi nemi son derece düşük geçen iklim bölgelerinde ve bitki örtüsünün makilik olduğu yerlerde her an ve her sebeple orman yangını çıkabilir. Bunun için ne kadar fazla hassasiyet ve dikkat gösterilse azdır ve yeterli değildir. Nitekim görüldüğü gibi yangın bir defa çıktıktan sonra onu söndürmek, eğer hele bir de bizim Akdeniz, Ege ve Marmara bölgemiz gibi kurak ve sıcak esen rüzgârlar söz konusu ise, mümkün olamamaktadır. Nasıl sağlık için koruyucu hekimlik ve hastalanmadan önce alınacak önlemler önemli ise, orman yangınlarından korunmak için de yangınları önleyici tedbirler alınması, o kadar önemlidir. Yangın bir defa çıktığında ve etrafa sirayet etmeye başladığında yapılan bütün masraflara ve söndürmek için gösterilen gayretlere rağmen önüne geçilememektedir. Yangın çıkmadan yangını önlemenin de yolu, özellikle orman içi, orman kenarı bölgelerde yaşayan insanlarımızı bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve onları yangınlara karşı uyanık tutmaktır.

Orman yangınlarının önlenebilmesi için her şeyden önce sebepleri üzerinde durmak gerekir. Yangın sebeplerinin çok iyi bilinmelidir ki, yangını önlemek için çok daha önceden bu sebeplerin ortandan kaldırılmasına yarayacak önlemler alınabilsin. Orman yangınlarının basitçe söylemek gerekirse, iki önemli sebebi vardır. Ormanlar ya kasıtla yakılır veya herhangi bir kasıt olmaksızın, sadece bilgisizlik, tedbirsizlik, ihmal, vurdum duymazlık ve doğal olarak (yıldırım, cam veya şişe gibi kırıkların ışığı toplaması) meydana gelen yangınlar şeklinde tasnif edilebilir. Elbette ki kasıtlı olarak orman yakmanın her ne kasıtla olursa olsun tevil edilecek bir yanı olmamakla beraber, böyle olabilecek olayların ihtimallerini de ortadan kaldırmak şarttır. Kasıtlı olarak orman yakmayı da bir şekilde sınıflandırmak da fayda vardır. Düşmanca ve haince davranışlar içinde, hatta planlanarak ve Türkiye’ye zarar vermek için yapılan kundaklamalar olabileceği gibi tarla açmak, komşuya zarar vermek için ormanları yakmak da söz konusu olabilir. Birincisi, yani kundaklama hiç şüphesiz vatana ihanettir. Diğerleri ise olayın vahametini kavrayamamak, sonunun nasıl neticeleneceğini bilmemek ve takdir edememektir. Elbette bunun da herhangi bir şekilde tevil edilmesi veya mazur görülmesi mümkün olmamakla beraber, bunu tahrik eden cehalet denen canavardır. Bu gibilerin, başta devlet olmak üzere herkes tarafından çok yakından ve her türlü bilimsel ve teknolojik imkânlarla takip edilmesi ve fiillerin işlenmeden önce önlenmesi söz konusudur. Eğer önlenemeyen olmuşsa, faillerin tespit edilerek en kısa zamanda ve en ağır şekilde, başkalarının ders alabileceği tarzda ve caydırıcı bir biçimde tecziye edilmesi, cezalandırılması şarttır. Vatana ihanet kabul edilen fiilin cezası ise, gerek ceza kanunlarında ve gerekse milletin maşeri vicdanında bellidir.

Cehaletten, bilgisizlikten, ihmalkârlıktan, ilgisizlikten, nemelazımcılıktan ve “bir şey olmaz” vurdum duymazlığından ileri gelen orman yangınlarına gelince, bunların sebepleri üzerinde ciddi bir şekilde durulmalı ve analizleri yapılmalıdır. Eğer herhangi bir olayın sebebi bilinirse, o sebep ortadan kaldırıldığında olay da meydana gelmeyecektir.

Dini ve milli inançlarımıza rağmen, gerek dinimizin Kur’an ve Hadis gibi temel kaynaklarında, milli tarihimiz ve milli kültür hayatımızda orman ve ağaca verilen değere ve kıymete rağmen insanımız, özellikle de kırsal alanda yaşayanlarımız, varoş kültürünün hakim olduğu yerlerde hayat sürenlerimiz bir türlü ağaç sevgisi ve orman kültürünü kavrayamamışlardır. Devletimiz insanlarımızı okul içi ve okul dışı, cami, toplantı yeri, köy konağı, mahalle kahvesi, eğitim ve öğretim kurumlarında bu konuda eğitim vererek bir türlü şuurlu bir davranış alışkanlığına sahip kılamamıştır. Devletimiz ve toplum önderlerimiz tarafından bu bilinç insanımıza verilmiş olsaydı, dini bütün ve Allah korkusundan nasibi olan insanlar, gece tarlasındaki anızı ateşleyip, onun yanında ki ormana sirayet edebileceğini ve bunun da büyük bir felakete neden olacağını kavrayacaktı ve yapılan fiilin büyük günahlardan olduğunu düşünerek eyleminden vazgeçecekti, ya da orman ve ağaçlar ile etraftaki kurumuş otlar veya anızlar hakkında zerre kadar bilgisi ve düşüncesi olan bir sürücü yanan sigarasının sönmemiş izmaritini arabadan dışarı atmayacaktı. Bırakın herhangi bir kırsalda veya orman içinden giden bir kara yolunda yanan sigarayı camdan dışarı atmayı, insanımız hâlâ büyük metropollerde bile aynı fiili rahatlıkla işlemektedir. Yani sokağa insanların arasına yanan sigara atabilmektedir. Bunları önlemek için ciddi bir insani ve vicdani eğitim olmadığı bir yana, herhangi bir cezai müeyyide de yoktur. O halde sadece yaz ayları gelip de orman yangınları başladığı zaman değil, senenin 365 günü gerek okullarda, camilerde, meydanlarda, toplantılarda, küçük büyük herkese; hangi din, ırk ve mezhepten olursa olsun, ayrım yapmadan ormanların önemi üzerinde durularak orman yangınlarının nasıl bir felaket olduğu anlatılmalıdır. Gerek görsel ve yazılı, gerekse sesli yayın vasıtaları ile ağaç ve orman sevgisi, kaygısı, ormansızlık neticesinde milletin ve yurdun başına gelecek felaketler mutlaka çarpıcı bir şekilde gösterilmelidir. Özellikle her türlü orman içi yerleşimlerde, yol boyu ve orman içi mesire yerlerinde, ören yerlerinde, lokanta ve durak yerlerinde dağdaki çoban dahil önce bütün insanlar yangınları önlemek ve çevreyi temiz tutmak için seferber olmalıdır. Sonra da devlet bütün herkesi takip etmeli ve gözetlemelidir. Yangınları mutlaka çıkmadan önce önlemeliyiz.

Bütün tedbirlere, ikazlara ve bu konuda yapılan bilinçlendirmelere rağmen herhangi bir şekilde orman yangını çıkabilir. Orman yangınları ile mücadele etmek ve yangınları söndürme faaliyetlerinde bulunmak ve kısa zamanda netice almak özel bir ihtisas işidir ve uzmanlık alanıdır. Çıkan orman yangınları ile mücadele edebilmek için ilk yapılacak iş; yangınları anında haber alabilmek ve müdahale edebilmek için, geniş alanları en gelişmiş araç-gereçlerle ve imkânlarla gözetlemek, erken uyarı sistemine ve devamlı, doğru istihbarata sahip olmak şarttır. İkincisi her türlü teknik donanıma sahip ve yeterli miktardaki vasıtalarla çok süratli ve güvenli olarak yangın mahalline itikal etmek gerekir. Daha sonra bölgedeki can güvenliğini ve mal emniyetini temin ederek yerleşim yerlerinin koruma altına alınması sağlanmalıdır. Son olarak da, yangın temelli söndürülene kadar, ekipler halinde bıkmadan ve usanmadan çalışılmalı ve bölgedeki soğutma çalışmaları yapılmalıdır.

Yangınlar bir defa çıktıktan sonra çekilen acılar ve yapılan masrafların nasıl da büyük olduğunu millet olarak temmuz ayının son günlerinde ve ağustos ayının ilk günlerinde bir daha hiç unutulmayacak şekilde yaşamış bulunuyoruz.

Aslında böyle felaketleri daha önce de yaşamıştık, fakat heyhat ki maalesef, hafıza-i beşer nisyan ile malulmüş!....

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü