Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Azerbaycan ve Türk Dünyasının Filozof Edebiyatçısı Mirza Feth Ali Ahundzade

15 Aralık 2012

Mirza Feth Ali Ahundzade
(1812-1878)

Mirza Mehmedtağı Hacı Ahmedoğlu, Güney Azerbaycan’ın Tebriz yakınlarındaki Hamne Ksabası’ndan ticaret amacıyla Şeki’ye gelerek buradaki Ruhani lider Ahund Hacı Alesger ‘in kız karedeşi Nane Hanımla evlenmiştir.  Bu evlilik sonucunda, 1812’de,  Şeki’de Mirza Fethali dünyaya gelmiştir.

Ahundzade iki yaşındayken ailesi ile basının memleketi olan Hamne’ye göçmüşlerdir.  Hamne’de aile içi kavgalar nedeniyle sekiz yaşındayken Nane Hanım, oğlunu da yanına alarak Güney Azerbaycan’ın Erdebil şehrinde, Şeki’nin eski hanı Selim Han’ın yanında hizmette bulunan amcası,  Ahund Hacı Alesger’in yanına göçmüştür. Alesger’in evlatlığı olarak bizzat Alesger’den Fars ve Arap dillerini, İslam tarihi ve hukuku ile Türk medeniyetinin tarihi kaynaklarını öğrenmiştir.

1825’te Alesger, Kızkardeşi ve evlatlığı Fethali ile birlikte Gence’ye göçmüş ve buraya yerleşmiştir. Gence Medresesi’nde ilahiyatçı olması öngörülen ve dönemin âlimlerinden dersler alan Mirza Fethali, Babalığı Alesger hacca giderken onunla birlikte gitmiş ve böylece ilahiyat âlimi olması için gerekli gördüğü dini ilmini artırmak istemiştir.

Kendisine mantık, felsefe ve hüsnü hat dersleri veren hocası Mirza Şefi’nin yönlendirmesi ile beşeri ilimleri de öğrenme isteği doğmuş ve bir Rus okuluna devam etmiştir. 1934’te bir Rus askeri olarak Tiflis’te görevlendirilmiş ve Kafkas Başkomutanlığı tercümanlığı görevine atanmıştır.

Tiflis’teki görevi sırasında Mirza Fethali’nin ilmi ve edebi hayatı da bulunduğu çevrenin elverişli olması nedeniyle maddi ve manevi istikrara kavuşmuştur. Tiflis’e yerleştikten sonra, devlet imkânları ile önce ortaokul hocalığı yapmış ve daha sonra Rus Şairi Puşkin’in öldürülmesini konu alan “ Puşkin’in ölümüne Şark poeması” adlı şiirinin Rus gazetelerinde yayımlanarak beğenilmesi üzerine, Rus düşünür ve yazarlarının beğenisini kazanmayı başarmıştır. Bu beğeni, onun hayatının dönüm noktalarından birisi olmuştur.

1840’lı yıllarda Rusya adına mütercim diplomatlık görevi ile Türk ve İran diplomatik görüşmelerine de katılan Mirza Fethali, kendisini yeniden edebiyata vererek piyesleri, şiirleri ve tercümeleriyle hem devlet nazarında hem de halk içerisinde ünlenerek güven kazanmıştır.

1842’de evlenen ve “Ahundzade “adını, soyadı adı olarak kullanmıştır. Azeri edebiyatında köklü değişimleri aklen ve fikren planlayarak kendisi için yeni bir yol benimsemiş ve klasik düşünce ile sanat için sanat edebiyatından koparak halkın içinde ve halkın umutları ile buluşan halk için sanat ekolünün Türk edebiyatındaki yaratıcılarından olmuştur.

Azeri halkının büyük takdir ve beğenisini kazanarak toplumun ve devletin sorunlarına çözüm önerileri getiren siyasi yaklaşımları, onu halkın kolaylıkla kavrayacağı dram ve piyes sanatında ustalaştırmıştır.

İslam dünyasının ilk örneklerinden olan;  “Hekayet-i Molla İbrahimhelil Kimyager, Hekayet-i Mösyö Jordan, Hekim-i Nebatat ve Derviş Mestelişah, Cadıgün-i Meşhur, Sergüzeşt-i Vezir-i Han-ı Lenkeran, Hekayat-ı  Hırs Guldurbasan, Hekayat-i  Merd-i Hesis, Mürafie Vekillerinin Hekayeti” adlı komedileriyle Azerbaycan ve bölge toplumlarının geriliğini, cehaletini ve çürümüş sistemini gözler önüne sermiştir. Bu altı eseri ile Ahundzade, Türk edebiyatında milli piyes ekolünü başlatmış ve halkın hissiyatına tercüman olma görevini de gururla üstlenmiştir.

Mizah sanatı ile; Türk-İslam devletlerinin köhneleşmiş sistemlerini, bürokratik tebaa  ve  bu tebaanın aristokratik zenginleri arasındaki haksız ve ahlaksız işbirliklerini, kendine tapan saray fetvacılarını, İslam hukukundan, biliminden ve felsefesinden halkı koparan sahte bilgin ve cahil şeyhülislamları  halkı güldürerek halka bildirmiştir. Tebessümle eleştirme ustalığını Türk edebiyatında ilk kez başarması nedeniyle, divan edebiyatı ile çağdaş edebiyat arasında köprü kurmuş ve adeta Azerbaycan edebiyatında bir devrim yapmıştır.

1857’de’n sonra Türkleri kullandığı Arap alfabesinin ıslahı çalışmalarına yönelen ve bu konuda projeler geliştiren Ahundzade, önceleri Arap harflerini Türk dili için sadeleştirme çalışmalarını sürdürmüş ve daha sonra Türk dili ve gramerine uyumundan umduğu verimliliği alamayınca, doğrudan Latin harflerine geçiş çalışması başlatmıştır. Latin harfine geçiş çalışmalarını, dönemin kültür ve bilim merkezleri olan şehirlere ve devlet yetkililerine sunmuşsa da başarılı olamamıştır. Yine de,  dil ve alfabe reformundan vaz geçmemiş ve daha etkili bir proje için İstanbul’a gelerek burada dört ay boyunca bilim insanlarını ikna etmek için uğraşmıştır. Dört aylık çalışma sonucunda hazırlanan rapor, İstanbul’da Fut Paşa’ya sunulmuş ancak, gereken himaye ve teşvik  ne yazık ki, sağlanamamıştır.

Bu cesaretli ve milliyetçi girişimleri ile Türk kültürü ve sanatına üstün katkılarından dolayı Osmanlı devleti tarafından dördüncü derece “Mecidiyye” nişanı ile ödüllendirilmiştir.

1864’te yayıma hazırladığı  “Kemalüddövle Mektuplar” adlı eserini yayımlatmak için büyük bir mücadele vermiş fakat hem İslam dünyasından hem de Rusya’dan gerekli desteği alamamıştır. Bu eserin içeriğinde; Türk-İslam âlemindeki cahiliyet zihniyeti, fanatizm ve gericiliğe saygı,  sadakat ve bağlılık acımasızca eleştirilmekte ve dönemin yayıncılarının cesaretini kıracak keskinlikte toplumsal tespitler yapılmaktadır. 1874’te Azeri Türkçesi ile yayımlanan bu eser, dönemin edebiyat çevresi tarafından korku ve endişe ile karşılanarak hakkında hiçbir yorum bile yapılamamıştır.

Onun bu eleştirel kişiliği, aldığı eğitim ve kazandığı bilim zihniyetinden kaynaklanan şuurlu bir aydın yansımadır. O dönemde; halkı, devleti ve devletin üst düzey yetkililerini korkusuzca eleştirmek adeta ölüm fermanını göze almaktır. Mirza Fethali Ahundzade, bölgenin Türk-İslam ülkelerinde ve Azerbaycan’da, adeta canlı bir üniversite gibi çalışmış ve Türk fikir hürriyetini temsil görevini özümsemiş bir aydındır. Eserlerini halkla buluşturmak adına, devletin halka inmesini ve özellikle sosyal adaleti uygulatma karalılığı göstermiştir.  Onun yeni bir çığır açan edebiyat bilgisi ve birikimi,  Türk ve İslam hâkimiyetinin katı idari yapısına rağmen kabullenilmiştir.  Bir Rus Albayı unvanı ile Türk dili, edebiyatı, sanatı ve kültürünün bütün alanlarını mümkün olduğunca inceleme imkânının bulmuş ve çalışmaları Fars, Gürcü, Ermeni Rus, Alman, Fransız ve İngiliz dillerine çevrilmiş ve edebi kişiliği ve eserleri hakkında pek çok dilde makaleler yayımlanmıştır.

Özellikle çağdaş bilimlerden kopuk, idare-i maslahatçı ve katı korumacı yönetim tarzından dolayı halkı cehalete mahkûm ederek, kuvvetler erkini paylaşmayan şark dogmatizmini eleştiren piyesleri, 1851-1873 yılları arasında çok büyük takdir toplamıştır.

İlk Türk komedisi tarzındaki eserleri, Tiflis sarayında oynanmış ve onun ekolünün devamı niteliğindeki Azerbaycan tiyatro edebiyatı,  Vezirzâde Necef Bey, Hakverdili Abdürrahim, Ganizâde Sultan Mecid, Neriman Nerimanov ve Memmedkuluzâde Celil gibi dünyaca ünlü edebiyatçılar tarafından devam ettirilmiştir.

Doğu bilimleri alanında uzman olan batı medeniyetinin kaynakları üzerinde düşünerek çoğulcu çağdaş Türk kültürünü batı tarzında geliştirmek isteyen Mirza Feth Ali doğu edebiyatının Moliere’i olarak kabul edilmiş, piyeslerinde kullandığı tiplerdeki gerçekçilik ve ifadesindeki sadelik, güzellik ve ince mizah ile zamanının ünlü edebiyatçılarının övgüsünü kazanmıştır. Türkiye Türkçesinde ilk ve orijinal tiyatro bilindiği gibi 1872 yılında yazılmış Namık Kemal tarafından  “Vatan yahut Silistre” adı ile yazılan dramıdır.  Mirza Feth Ali’nin komedyaları ise 1850 – 1855 tarihlerinde yazılmış ve 1859 yılında basılmıştır.

Ahundzade’nin;  Rus üniforması ile Türk ve İslam dünyasını gerilikten kurtarmak için verdiği çaba hem büyük bir cesareti hem de üstün sabır ve gayreti gerektiriyordu. O, bunu başarmış ve gönlünü Türk-İslam âleminin hizmetine vakfetmiştir.  Şair Samed Vurgun’un söyleyişi ile Mirza Fethali Ahundzade,           “ yüreği Türk-İslam âleminin özgürlüğü ve mutluluğu için çarpan evrensel değerlere inanmış bir hümanistti.”

Ünlü Tarihçi, Türkolog ve siyaset kuramcısı Yusuf Akçura; “Yeni Türk Devletinin Öncüleri” adlı eserinde ; “Batı Türklerinden evvel, Türkçülük fikriyle, yani Türk milliyetçiliği fikriyle lisan, tarih ve siyaset sahalarında meşgul olmuş diğer Türkler var mıdır?” diye sorar ve devam eder: Kuzey, Doğu ve Kırım Türkleri arasında, 1870 tarihinden önce, bugünkü manasıyla ve şuurlu bir surette milliyet fikrinin lisan, tarih ve siyaset sahalarında bilgiye rastlamadım. Ancak Kafkasya'da oturan Türklerden bugün Azerî Türkleri adıyla andığımız şubede dikkat ve incelemeye değer bir vak'a vardır:  o da 1811'de doğup, 1878'de ölen Ahundzâde Mirza Feth Ali” tespiti ile,  onun fikir ve sanat dünyamızdaki yeri ve önemini özetlemiştir. Gerçekten de Tatar Türk aydınlanma hareketlerinde Ahundzade’nin yeri ve kişiliği  ders  kitaplarına yazılacak özellikler içermektedir. Umulur ki, Türk dünyası aydınlarına ait edebi ve sanat ekolleri lise ve daha yükseköğrenim hayatında ders olarak okutulsun. 
Rus memuru olmasına rağmen, Müslüman Türk dünyasının yönetsel erklerinin bilim aydınlığından kopması sonucunda, hızla çürümeye başladığını gözlemlemiş, çöküş ve dağılmanın kaçınılmaz son olacağını,  edebiyatına realist bir üslupla yansıtmıştır.

Azerbaycan Türklüğünün ilk dram yazarı, alfabe ıslahatçısı, milli şair, tenkitçisi ve filozofu olan Mirza Fethali Ahundzade Azerbaycan’da ve Türk dünyasında, “2102 Mirza Fethali Ahundzade Yılı” olarak kutlanmış ve onun basiretli mücadelesi ve eserleri, Türk dünyasının aydınlanmasında yeni ufuklar açacaktır.

1939’da Azerbaycan Devleti, onun adını, ülkesinin bilim ve kültür mirası kurumu olan Azerbaycan Milli Kütüphanesi’nin adı ile birleştirerek daima anılmasını sağlamış ve ölümsüzleştirmiştir. 10 Mart 1878’de Tiflis’te ebedi âleme göçen Mirza Fethali Ahundzade’nin Türk dünyası edebiyatçıları için ziyalı bir önder olarak yüreğimizde ve fikrimizde canlı tutmayı kabul ediyoruz.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü