Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Hazarca: Üçüncü Cinslerin İşgali

00 0000
Ceyhun HAZARKUL

İnsanın algılayabildiği dairede iyi kötüyle, beyaz siyahla, var yokla, zengin yoksulla, sıcak soğukla anlam kazanıyor. Varlık âleminde hemen her kavram zıddıyla açıklanabiliyor. Bu zıt kavramlar uçları ifade ediyor. Peki ya aradakiler? Kuantum teorisini ortaya çıkaran düşünce bu uçların varlığına ilaveten iki arada pek çok durumun var olduğunu ve insan kâmilleştikçe bu ara vaziyetlerin değer kazandığına işaret ediyor. Her beyaz aynı beyaz değildir. Beyaz, aldığı ve yansıttığı ışıkla açıktan koyuya doğru harelenen binlerce belki de milyonlarca yansımanın bütünüdür. Süregelmiş düşünce yapımız ve yeni sayılabilecek kuantum yönlendirmeleri âlemde olduğu halde fark edilmediği varsayılan boşlukları isimlendirmek için gayret ediyorken farklı bir yorum ya da kavramla açıklanma ihtiyacı olmayan durumları da daha sarih ve açık biçimde anlamamıza katkı sağlıyorlar. Mesela Müslüman olmak nedir sorusunu bu benzetmeler ve kıyaslarla açıklayamayacağımızı idrak etmemize imkân veriyorlar.

Türkiye’de son yıllarda varlığını ve gücünü iyice hissettirdiğini söyleyebileceğimiz kimliksizleştirme ve değersizleştirme akımı var. Bu akım kelimenin tam manasıyla bir çelişkiler yumağı yani paradoksal bir oluşum. Bu oluşumu yönlendirenler bir taraftan milli ve dini esasları yüksek sesle telaffuz ederken diğer taraftan da asla dini ve milli olamayacak çözüm yollarını bendelerinin bilinçaltına yavaş yavaş yerleştirdiler. Önceleri gizli gizli gerçekleştirilen şimdilerde aleni hale gelen bu çabanın sonuçlarının da açık açık görünmeye başladığını artık etrafımızda kendilerini iyice hissettiren üçüncü cins insanların varlığıyla söyleyebiliriz. Nedir “üçüncü cins insan” ?

Üçüncü cins, eğitim ve öğretimi mükemmel düzeyde ve çok donanımlı. Hepsi de okumuş çocuklar! Bilgisayar biliyor, dil biliyor, iyi giyiniyorlar vs. Bugün görüşlerine başvurulan ve toplumu yönlendiren aydın insan konumundalar. Her yerdeler. Gazeteci, yazarçizer, üniversite hocası, idareci… Aklınıza gelen, gelmeyen her yerde mevcutlar.

Üçüncü cinsi yetiştiren irade diyor ki: “ABD, bu yüzyılın süper gücü. Türkiye ve Avrupa 21. yüzyılı yaşıyorsa bunlar 25. yüzyılı yaşıyor. Yani ondan korkmamız gerekir. Sen böyle büyük bir gücü karşına alarak ne kazanacaksın? Bak Irak’a, Afganistan’a, Kuzey Kore’ye. Eğer karşısında durursan böyle olursun. Yani bir ilerleme, gelişme kaydedemez, zenginleşemezsin. O yüzden de sen bununla birlikte ol. Buna karşı gözükme, gücün yanında ol.” Bu düşünce, üçüncü cinsin bilinçaltlarına yerleştiriliyor. Bu telkin sürekli olarak, kadınlara, erkeklere, gençlere, öğrencilere, evlerde, günlerde, internette, gazetelerde, televizyonlarda her türlü iletişim aracı ve imkân kullanılarak yapılıyor.

Diyorlar ki: “Gücün yanında ol ki güç kazan ve bir gün güçlendiğinde bu güce karşı sen istediğini yap. O zaman Osmanlı ol, dünyanın hâkimi ol” Sanki Türkler Büyük Selçuklu’yu, Osmanlı’yı kâfirin karşısına dikilip onu eze eze kurmamışlar gibi Üçüncü cinse bu minvalde bir hayal ve ufuk çiziyorlar. Bu maksatla insanları yetiştiriyorlar. Bunların her şeyleri var, ama özgün iradeleri yok. Düşünme yetenekleri bir noktaya yönlendiriliyor, diğer taraflar karartılıyor.

Şu anda Türk Gençliği içinde en yetişmiş, en donanımlı gençlik bu gruba ait. Fakat bu grup “ Tam bir Dünya Vatandaşı” olarak yetiştirilirken, ilk başta etrafına toplandıkları ülküden gitgide uzaklaşıyorlar. Ortaya çıkan Üçüncü cins, hem Muhafazakâr, Demokrat, Yenilikçi, Küreselci, Diyalogcu, Hoşgörücü, Yeni Osmanlıcı, Liberal… Hem de Müslüman ve ümmetçi… Türkiye’nin her köşesinde buna “İte bak, yattığı yere bak” derler. Bir insan hem Müslüman’ım diyecek hem de diğerleri olacak, bu mümkün değildir. Müslüman kimliği buna izin vermez.

Bu kimlik neydi? Şahitlik ediyordu: “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu”. Yani eğer bir Müslüman, Müslüman’ım diyorsa, daha ilk hecesinde her devir ve dönemde olan süper güçleri, o güçleri sevk ve idare edenleri ve o güce ram olanları reddederek, yok sayarak bir hayat biçimi tanımlıyordu kendisine. Hem “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu” diyerek, hem de şu anki süper güç ABD’dir vesaire diyerek ‘buna karşı çıkmayın’ı telkin eden anlayış Müslümanlık ve Türklük değildir; Üçüncü cinsliktir.

Üçüncü cinslik buysa, bu yetiştirilmekte olan üçüncü cins, her alanda ve her konuda etkin hale geldiğinde Türklerin ve Müslümanların hali ne olacaktır?

Bakın, 700 yıl önce, bin yıl önce, binlerce yıl önce Sahabelerden aldıkları meşaleleri yılmadan, eğilip bükülmeden taşıyan Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Mevlana, Hoca Ahmed Yesevi, Yusuf Hemedânî, gibi âlimler ve evliyalar “Ne olacak bu dünyanın hali?” diye soranlara Kur’an’dan aldıkları ışıkları yayarak cevap vermişlerdi. O sorunun cevabının da diğer bütün soruların cevabı gibi Âlemlerin Rabbinin indirdiği Kitapta ve onun “Habibim” dediği Peygamberin hayatında olduğunu kalbi mühürlenmemiş kullara aktarmakla meşgul olmuşlardı. Bu ışıklar izinden yürüdükleri Resul-u Ekrem ve diğer Peygamberler gibi tektiler ve yalnızdılar. Ama onlar doğruyu her fırsatta söylemek için gayret sarf ettiler ve kitleleri doğru mecraya, olması gereken yöne sevk edebildiler.

Hapishane’den on tane zenci kaçmış. Bütün polisler seferber olmuş, bunları arıyorlar. Polis arabaları, telsiz çağrıları vesaire. Zenciler kaçarken karşılarına bir Dev çıkıyor. Dev diyor ki, “Durun bakalım, ne oldu, nereye böyle?” Diyorlar ki “Bize zulüm yapılıyordu, biz de hapisten kaçtık.” Dev de diyor ki, “Madem öyle, benden birer dilek dileyin, ama herkes bir dilek dileyecek.” Birinci zenci “Beni beyaz yap ki beni bir daha bulamasınlar” Dev Tamam diyor, birinci zenciyi beyaz yapıyor, zenci kurtulmuş oluyor. İkinci zenci de bakıyor birincinin isteği güzel, “Beni de beyaz yap” O da kurtuluyor. Üçüncü, dördüncü, dokuzuncu derken zenciler birer birer beyaz oluyor. Sıra onuncu zenciye geliyor. Beyaz olmakla sadece o anı kazanacağını, polisten izini kaybedeceğini bu arada da tüm geçmişini, sahip olduğu bütün değerlerini, ailesini kaybedeceğini ve geleceğini karartacağını idrak eden onuncu zenci deve dönüp diyor ki “bunların hepsini zenci yap!”

Bize düşen, doğru bildiğimizi özgür irademizi, vicdanımızı kaybetmeden yapmaya, hem de en iyisini yapmaya devam etmektir. Böylece özgürleşme yeteneğini kaybetmiş Üçüncü Cinsin, yani Cengiz Aytmatov’un tarihi tiplemesinde Mankurt olarak tabir edilen cinsin de dâhil olduğu bütün insanların, insanlığına kavuşmasını sağlamaktır.

Bir kişi çok önemlidir. Yalnızız, onlar şunu yapıyorlar, bunu yapıyorlar, imkânları bu kadar diye düşünmeden, bir kaygısı olan, insanlığın ve âlemin çektiği sıkıntılardan vicdanı kanayan herkesin fert olarak yapabileceği, diğer insanlarla birleşerek yapabileceği bir şey mutlaka vardır ve bunu yapmak için hiçbir fedakârlıktan sakınmamalıdır. Herkesin yaptığını yapıyorum diyerek çabalarının değer kazanmayacağı vehmine kapılmamalı, çünkü yaptığı işi diğerlerinden farklı kılan hür bir vicdana sahip olmak o çabaların değer kazanması için yeterlidir ve her şeyden önemlidir.

Lâ ilâhe illallah diyen biri başka hiçbir şeyden korkmaz. Ne kadrosundan alınmaktan, ne bir yere tayin edilmekten, ne sürgünden, ne işkenceden… Hiçbir şeyden korkmaz. Ey fikri hür, vicdanı hür Müslüman Türk Gençliği, korkma yürü. Allah sana yeter.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü