Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Gazi KARABULUT

arabulut58@hotmail.com

Ülkücülere!

Milli Şuur ve Milletle Buluşma

15 Şubat 2016

Dünya, coğrafyamız ve ülkemiz oldukça zor günler geçiriyor. Dünyayı kendi emperyal çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isteyen küresel güçler, bölgemizde bu küresel güçlere bir şekilde stratejik işbirliği içinde olan ve Orta Doğu’yu kan gölüne çeviren ülkeler, nihayet Türkiye üzerinden terör uzantılı yeni devletçik planları…

 

Tarih, bu sahnelere yabancı  değil. Ancak mazide yaşanan böylesi emperyalist girişimler, ülkelerin Ülkücü aydınlarının fikri teamülleri ile çıkış yolunu bulmuş ve yöneticilerine ilham kaynağı olmuştur. Özellikle Türk milleti, Çin saldırılarından Haçlı istilasına, Büyük Fetih Hareketlerinden milli mücadeleye kadar her evrede ilim ve fikir adamlarına danışmışmış, ülkeyi etkileyen her meselede kurduğu meşveret ortamları ile çözüm arayışlarına girmiştir. Ve devrin akil insanları düşüncelerini söylerken bireysel dünyasını değil milletin menfaatlerini esas aldıkları için Kağana, Sultana, Padişaha veya lidere göre değil, bilgi, tecrübe ve ilkeler göre kanaat serdetmişlerdir. Çağlarının Ülkücü dünya görüşlerine yön vermeleri hasebiyle Dede Korkutlar, Hoca Ahmet Yeseviler,  Nizamül Mülkler, Edebaliler,  Molla Güraniler, Akşemseddinler vb. daima devleti ebedi müddet ve İlayi Kelimetullah ülküsü minvalinde doğru neyse onu söyleyen büyük kametler olmuşlardır.

 

Ne zaman ki aydın olduğunu ifade eden kişiler yerini korumak, makam sahibi olmak, maddi rahatlık elde etmek derdine düşmüş işte o zaman ifade edilen görüşlerin de mahiyeti yüz seksen derece değişmiştir.

 

Yaşanan sürece yapılan analizler irdelendiğinde dünyanın, bölgemizin ve ülkemizin yaşadığı buhranlar anaforunun hatlarını daha net görme imkânına sahip oluyoruz.

 

Hususen ülkemizde yaşanan ve taraflardan dinlediğinizde tam bir kaotik yaklaşımlara kapı araladığına şahit olduğumuz gelişmeler topyekûn insanlığın sürüklendiği kaosun da ipuçlarını veriyor.

 

Milliyetçi muhafazakar gençlik 1990lı yıllarda, İslam dünyasının neden geri kaldığını düşünmüş, araştırmalarına, sorularına tam bir cevap da alamamıştır. Aslında, İlahi hüküm sebebi ortaya koyuyor. Rahmetinin bütün yaratılmışları kuşattığı ve dünyada çalışana verdiği, rahman sıfatının müminlere açıldığını öğrendiğimizde manevi bir doyumu yaşananlarla örtüştürmeye çalışmışlardır.

 

Genelde, insanların millet olma vasfı ve devletlerarası menfaat ilişkileri açısından kendi toplumunun çıkarlarını öne çıkarması anlaşılabilir.

 

Ama özelde, bir misyonu savunanların da – doğru veya yanlış olduğuna bakmaksızın- yandaşını hatadan arî görmesi;  Erol Güngör’ün “vekar”(1) şeklinde ifade edip Ülkücülerin “şahsiyetçilik” olarak tanımladığı ahlak yaklaşımlı tutumla örtüşmediği bir hakikattir.

 

Pek çok defa ifade edildiği gibi, “Türk milletinin tarihi mirasının günümüzdeki takipçisi Ülkücü hareket geçmişindeki şevki yeniden hissetmeli, yaşamalı ve yaşatmalıdır. Ki buna şahit olmak milletimiz adına bir ışık olarak parlamaktadır.

 

“Anadolu’nun dağlarında, ovalarında bir Eyyüp Peygamber sabrı ile dolaşan, çalışan, kahırkeş, çilekeş” insanımızı bu kutlu davaya davet edeceksek ve yine “Anadolu yaylasında kopan bir fırtına bütün Dünya’yı tesir altına alabilir.”(2) Deniliyorsa yeniden asl-i cevher yaşantı ona göre şekillendiğini görebiliriz.

 

Bu girişten gaye, yapılan güzellikleri pekiştirmek, katkı sağlamak de ışık tutmak” mesuliyetidir.

 

Birincisi, dün olduğu gibi bugün de birilerine göre ve birilerinin hoşuna gitsin diye değil, inandığımız değerlere göre yaklaşımlar sergilemek esas olmalıdır. Bu değerlendirmede öncelikli yaklaşım, İslam’ın izzeti, Türk milletinin geleceği, memleketimizin bütünlüğü, bölgemizin huzuru esas alınarak yapılmalıdır.

 

İkincisi, nerede hangi vazifeyi yapıyorsak yapalım, Hakkın hatırını ali tutarak, profesyonel yaklaşımlar, kurumsal kimlikler ve projeler ortaya konulmalıdır.

 

Üçüncüsü, vefa anlayışı ile hareket ederek; toplumsal meselelere, ülkemizin buhranlarına, bölgemizin açmazlarına yapılacak ilmi, akademik, çalıştay, panel ve yayınlarla çözümler sunulmalıdır.

 

Bütün yaşananlar göstermektedir ki, Türk milleti kendi değerleri ile bütünleşen, inandığı gibi yaşayan, yaşatma ideali dediğimiz felsefe çizgisinde millete vefalı duruş sergileyen bir anlayışa olan özlem ile yarına bakmaktadır. O yarını doğru okuyanlar ve” Emrolunduğu gibi dosdoğru olanlar”(3) Türk milletinin, Türk Devletinin geleceğine sahip çıkacak ve onu milli ülküleri ile yarınlara taşıyacaklardır.

 

Ülkücülere düşen; beklentisiz, riyasız, saf ve temiz duygularla, milletimizle kucaklaşmaktır. Oportünizmden uzak, pragmatizme kapalı, gönlünü, ruhunu, beynini, ilmini inançlarının emrine vererek hizmet şuuru ile yollara düşmek asli anlayış olmalıdır. Hususen son zamanlarda hareketin vazifelileri bu noktada tarihi bir sorumlulukla çalışmalar ortaya koymaktadır.

 

Ülke gündemimize ve Ülkücü okumalara bu minvalde baktığımızda yukarıdaki değerlendirme ile birlikte bazı eklemelerde yapılabilir

 

Şu bir hakikat ki, ülkemizin meselelerine de, çözümlerine de hatta gelecek tasavvurunu da en müşahhas yaklaşımlar Ülkücü fikriyatın bakışında mevcuttur. Ancak bu donanımları ve değerlendirmeleri toplumla buluşturma noktasında aynı paralelliğin gösterildiğini söylemek oldukça zor.

 

Hem milli ölçüyü yitiren aydınlar, millete karşı medeniyet havariliği taslayarak hem de millet adına duruş sergilediğini beyan eden ergler yaptıkları icraatlarla milletin ferasetini zedelemektedir. Burada “halkımızın ruh kökü” olarak ifadelendirebileceğimiz Ülkücülere iş düşmektedir.

 

Ülkücü münevver halkının istediği adam olmalıdır. Çünkü bu milletin beklentisi, kendisini anlayan ve kendisi gibi yaşayan bir tarzı arzulamaktadır.

 

Olaylara karşı adaletli bir tutum sergilemenin yolu “Hukukun temeli milletin imanına dayanmalı” ifadesindeki gibi milletle bütünleşme olduğunu Ülkücüler ortaya koymuştur.

 

Öyleyse “siyasette nezaketten, toplumda gönül seferberliğine, ekonomide milli üretimden eğitimde bilgi ve sevgiye, ülkede kardeşlikten bölgede birliğe” anlayışları ile gerçek gündem ülkeye hâkim kılınmalıdır.

 

 “Millete vefa” diyerek büyük bir aşk ile, kullanılması gereken meşru her yol kullanılarak” Türkiye’nin Meseleleri ve Çözüm Yolları” diyerek büyük bir hareket başlatılmalıdır. Bütün profesyonel yaklaşımlar amatör bir ruh ile ayağa kaldırılmalı ve Türk Milletinin, Dündar Taşer’in ifadesi ile “ Kendine dön, kendi büyük idealine, cihan kadar geniş devlet telakkisine, milli idrakine sarıl”(4) şuuru ile yeniden dirilişi gerçekleştirilmelidir.

 

Nitekim milli şuur sahibi pek çok kurum ve kuruluşun “nesil inşası” bağlamındaki çalışmaları umutlarımız yeşertmekte ve gelecek adına bir ışık demeti sunmaktadır.

 

  1. GÜNGÖR, Erol, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, syf,63, İrfan Matbaası, İstanbul-1975
  2. Alpaslan TÜRKEŞ, Büyük Hedef, Hareket Yayınları, İstanbul- 2011
  3. Hud suresi, 112. Ayet
  4. Dündar Taşer’in Büyük Türkiye’si
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü