Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İrfan Öğretmenin Sohbetleri: Suriye Krizi ve Abdullah Gül

16 Şubat 2016

Bermutad saat 08.00 ve ben Öğretmenler odasındayım. Neslihan benden önce gelmişti. Selam verdim. Dolabıma şapkamı, kabanımı çıkardım, çantamdan dosyamı aldım. Derse kadar 1 saat vaktim vardı. Daha ben masaya oturmadan İrfan hoca da geldi. O da selam verdi. Ben dikkat kesildim. Neslihan ne yapacaktı? Malum, hocayı müdüre şikâyet etmiş, müdür oralı olmayınca “İlçe Milli Eğitime giderim” filan demiş ama bir seneden fazla zaman geçmiş, bir şey çıkmamıştı. Hoca da zaten nisan ayında hastalanmış, mayıs da ameliyat olmuş, bütün yazı önce hastanede, sonra da evde dinlenerek geçirmişti.

 

Neslihan,

-       Hocam geçmiş olsun” dedi, “rahatsızlanıp rapor aldığınızdan beri görememiştim sizi.

Hoca Neslihan’a kırgındı ama efendi adamdı,

-       Sağ ol kızım” dedi, “çok şükür ayağa kalktım da bir aydır derslerime gelebiliyorum.

-       Hocam kendinizi yormayın, gerekirse derslerinize girerim. Bir ara zaten sizin bir sınıfın derslerine girdim, malum Tarih öğretmenlerine Türk Edebiyatı dersi vermek o kadar zor değil.

İrfan öğretmen yüzüme hayret dercesine baktı, gerçekten şaşırmıştı. Geçen sene bu kız değil miydi “ne kadar maaş, ne kadar ücret, o kadar ders” diyen? Ama yine güngörmüş adam olduğu için bozuntuya vermedi ve

-       Teşekkür ederim, zahmet etmişsiniz

Dedi.

-       Ne demek hocam? Sizin gibi insanların duasını almak bizler için son derece mühim, ayrıca sizlerden öğrenmemiz gereken çok şeyler var.

Hayret sırası bana gelmişti. Bunları söyleyen Neslihan mıydı? Ama hocanın yanında bana laf düşmez diyerek kıza bir şey soramadım, ne yapacağı da belli olmazdı ayrıca.

İrfan öğretmen,

-       Kızım, estağfurullah. O zaman ben de senin bir sınıfın tarih derslerine gireyim ödeşelim.

Neslihan hafif kızardı, belli ki mahcup olmuştu,

-       Hocam, estağfurullah demesi gereken birisi varsa o da benim. Geçen sene ki kabalığımdan sonra bana öyle bir insanlık dersi verdiniz müsaade edin elinizi öpeyim.

-       O konu bir daha açılmamak üzere kapandı yavrum, elimi öpmene gerek yok. Ben sana kızdım ama kırılmadım. Bayramda öpersin.

Nedir ne değildir diye devreye girsem, İrfan hocayı biliyorum, konuyu kesinlikle açmazdı. Neslihan da anlatacak olsa mahcup olabilirdi. Onun için en iyisi aralarındaki meseleye hiç girmeden konuyu, sormak istediğim mevzuya getirmekti. Öyle de yaptım:

 

-       Hocam, bu son olaylar için ne diyorsunuz? Suriye’de PYD’nin silahlı kolu olan YPG güçleri Fırat’ın doğusuna geçmeye kalkınca bizim ordumuz da sınırdan beriye, Türkiye tarafında havan mermisi düştü diyerek müdahale etti. Rusya ve İran açıkça Esad rejimini ve PYD’yi destekliyor. Amerika da PYD için terör örgütü olmadığını söyledi. Biz PYD ile PKK aynı örgüttür derken ve aslında herkes bunun böyle olduğunu bilirken, Amerika’nın sırf IŞİD’e karşı bir güç diye PYD’yi desteklemesi bizim işimizi bayağı zorlaştırıyor. Çok endişe ediyorum. Üçüncü Dünya Harbi çıkar mı hocam?

 

 

İrfan hoca derin bir nefes aldı sonra da verdi, rahatlamak istiyordu,

 

-       Orhan Bey evlâdım endişelenmek de haklısınız. Sıkıntı çok. Ama Türkiye müdahale etmek zorundaydı. Tabii şimdi ister istemez sormak gerekiyor, madem müdahale edecektiniz, Süleyman Şah türbesinin yerini niye değiştirdiniz? Gerçi o zaman tehdit IŞİD’den geliyordu ve mezarlığın yerini vefat ettiği 1227 yılından beri bulunduğu Caber kalesinden daha kuzeye taşıma konusunda 1973’te Suriye ile anlaşma yapılmıştı. 22 Şubat 2015’te ise türbe biraz daha kuzeye Türkiye sınırına daha yakın bir yere taşındı. Uluslararası anlaşmalar (Ankara ve Lozan) ve 1956’da Suriye ile yapılan anlaşmalarla Süleyman Şah türbesinin Türkiye toprağı sayılması hükme bağlandı. Şimdi YPG ve Suriye rejim güçleri Rusya’nın desteğiyle Fırat’ın doğusuna geçerken Türkiye toprağı sayılan mezarlığa karşı bir tehdit olarak mı algılandı acaba? Ayrıntıları bilmiyoruz.

 

-       Hocam ayrıntıları bilmeye ne gerek var? İşte Rusya’nın Akdeniz’de üs sahibi olmasına zemin hazırlanmış olmadı mı?

 

-       Yok, Orhan Bey evlâdım, o kadar basit değil. Bir defa Rusya Akdeniz’e ve Ortadoğuya yeni inmiyor. Mısır, Irak ve Suriye’de BAAD partileri, Rusya güdümündeki sosyalist hareketler olarak daha 1960’lı yıllarda kuruldu. Yani Rusya bölgeye o yıllarda inmişti. Mısır’da Sovyet etkisi çabucak bertaraf oldu. Irak ve Suriye’de ise Sovyetler Birliği 1992 başında kendini tasfiye ettikten sonra da devam etti. Irak’ta 2003’te Saddam rejiminin fiilen sona ermesiyle Rus etkisi de tamamen sona ermiş sayılır. Suriye de ise Rusya güdümünü devam ettirmek için Esad rejimine bu kadar sıkı sahip çıkıyor. Suriye’de rejimin yıkılması Rusya’nın Akdeniz’de son üssünün de ortadan kalkması anlamına gelecek. Yani Rusya’nın Suriye’de varlığını artırması, bir kazanım değil, mevcudu koruma endişesidir. Amerika’nın da durumun farkında olduğunu düşünüyorum. Putin, Rusya içinde de dışında da yenilmeye mahkûm bir zihniyetin kalıntısıdır. Suriye krizi ümidim odur ki, Rusya’nın 1985’lerde başlayan gerilemesinin devam ettiğini gösterir şekilde sonuçlanacaktır.

 

-       Hocam çok iyimsersiniz…

 

-        Kötümser olmak için sebepler saymana gerek yok kardeşim. Haklısın ama bu kötümserlik, bizim Rusya ile baş edecek güce sahip olmadığımız gibi bir sebebe bağlanmamalıdır. Biz Gürcistan değiliz, Ukrayna da değiliz. Rusya ile baş ederiz. Benim endişem başka bir şeyden kaynaklanıyor.

 

 

-       Hocam o zaman ne endişesi?

 

-       Şu endişesi ki Orhan Bey evlâdım, Abdullah Gül meselâ ne yapıyor diye bakmak gerekiyor. Gerçekten düşünüyorum, Cumhurbaşkanını ziyaretinde, sonra yanına Nihat Ergün ile Hüseyin Çelik’i alıp Bülent Arınç’a gittiklerinde ne konuştular bilmiyoruz. Benim temennim hem de endişemi gizleyen temennim şudur: Türkiye kritik bir dönemden geçiyor, ciddi bir dar boğazdan geçiyor. Aramızda bazı problemler var, bunları rafa kaldırmak zamanıdır. Birlik beraberliğe çok ihtiyacımız vardır. Aramızdaki meseleleri erteleyelim, birbirimizle hesaplaşmayı selâmete çıktıktan sonra yapalım, yapmalıyız da. Ben şimdi Bülent beye de gidip bunları anlatacağım. Cumhurbaşkanım siz de bizim bu tavrımızı değerlendirip, kendi tavrınızı ona göre ayarlayınız.

 

-       Ahh hocam, keşke…

 

-       Keşkesini daha da genişletmek lazım değil mi? Kılıçdaroğlu da baltasını, şu kriz bitinceye kadar toprağa gömsün. MHP içindeki kaynaşma da dondurulsun. Velhasıl birlik beraberliğe olan ihtiyacı görüp ona göre tavır almazsak sonumuz iyi olmaz. Hükümetin yanlışları yok mu, MHP’deki muhalifler haksız mı? Bütün bunların cevabı krizin sonuna kadar ertelenmeli, baltalar toprağa gömülmelidir. O zaman zafer bizimdir; Putin zihniyeti de hezimete uğramaya mahkûmdur.

 

Zil çaldı, arkadaşlar birer ikişer teneffüse çıkıp geleceklerdi. Neslihan telâşla

 

-       Hocam gerçekten eli öpülecek adamsınız. Sizi dinledikçe âcizane takdir duygularım artıyor ama utancım da artıyor.

 

Dedi ve ağladığını göstermemek için hızla dışarı çıktı.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü