Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Sıra Sayısı 263

29 Mayıs 2009
Derin ÇELİK

Türkiye Cumhuriyeti’nin 21 Bakanı ile Başbakanının imzalarının altında bulunduğu; 07.Mart.2008 tarih (Başkanlığa gelişi,10.Mart.2008), 1/543 Esas Numaralı ve 263 Sıra Sayılı kanun tasarısı, Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanmıştır ve muhtemeldir ki yasalaşacaktır.

Kanun tasarısına ilişkin değerlendirmelere başlamadan önce bir hususa temas etmekte yarar vardır. Mensubu olduğu partinin bir İl başkanlığı kongresinde Sayın Başbakan “farklı etnik kimlikte olanların Türkiye’den kovulmasının “faşizanca” bir düşüncenin neticesi olduğunu” belirten bir konuşma yapmıştır. Çeşitli platformlarda yazılanlar, konuşulanlar elbette ki yazıyı yazan ve/ya konuşmayı yapan muhteremleri bağlamaktadır. Bununla beraber, konuşmaları yalnızca kendilerini bağlamayıp koskoca bir ülkeyi zora sokacak bir mevkide görev yapan yönetici erkânının bu noktada çok dikkatli davranması, devlet ciddiyeti açısından oldukça önemli bir husustur. Sayın Başbakan’ın bu ifadesiyle ne demek istediği, bu söyleminin arkasında yatanın ne olduğu ve en önemlisi de önümüzdeki süreçte bu bakış açısının Türkiye Cumhuriyeti Devleti için nelere mal olacağı titizlikle incelenmeli ve takip edilmelidir. Öte yandan, geçtiğimiz kasım ayında Milli Savunma Bakanı’nın,Türkiye`nin ulus-devlet özelliğine kavuşmasında mübadelenin çok büyük önem taşıdığını vurgulayarak, `Bugün eğer Ege`de Rumlar (yaşamaya) devam etseydi ve Türkiye`nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba (Türkiye) aynı milli devlet olabilir miydi?” şeklindeki çok isabetli tespiti, hükümet içerisindeki görüş ayrılıklarını da su üstüne çıkarmıştır. Malum çevrelerin Başbakan’ın açıklamalarına balıklama atlamalarının nedeni ise işte bu noktada ki bakış açılarıdır. Bu çevreler bilhassa çağdaşlık, demokrasi ve insan hakları gibi kavramların ardına sığınarak bilgi kirliliği yaratıp Ülkenin geçmişiyle ilgili kafa bulanıklıkları yaratmanın hazzı içindedirler. Hâlbuki bu devletin kuruluş süreci ön yargısız incelendiğinde Başbakan’ın ne kadar yanıldığı görülecektir.

263 Sıra Sayılı Kanun Tasarısı ile Sayın Başbakan’ın İl kongresinde sarf ettiği sözlerin birbiri ile dolaylı veya doğrudan bir ilişkisi var mıdır, bilinememektedir. Ancak, bu sözlerin bahse konu kanun tasarısına ilişkin bir konuşmanın arasına “sıkıştırılmış” olması bu soruyu akıllara düşürmektedir. Konuşma arasına “sıkıştırılmış” olması kanaati, Sayın Başbakan’ın ifadelerinin bir bütünlük arz etmemesi ve akabinde bu ifadenin açılmamış olmasındandır.

Türkiye’ de siyaset uzun yıllardır, ne yazık ki, düşüncelerin ya da fikirlerin rekabetinden beslenmemekte, siyasilerin aralarındaki kısır çekişmelere dayanmaktadır. Ülkemizin gerilimli ve hassas konularında günübirlik politikalar üretilmekte uzun vadeli stratejiler geliştirilememektedir. Daha da ötesi siyasi partilerin hemen hepsi siyasal pozisyonlarını netleştirememektedirler. Bu durumu, ülkenin en can alıcı konularında siyasi partilerin sergilemiş oldukları tutumlarında görebilmek mümkündür. Siyasiler statükocu zihniyetten arınmalı, kendi ideolojilerini hayata geçirmek hususunda ödün vermeyen bir politika izlemelidirler.

263 Sıra Sayılı Kanun tasarısı, “Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında”dır. Tasarı hazırlanış nedenleri, mahiyeti, doğuracağı sonuçları ve gündeme geliş zamanı itibari ile dikkatle üzerinde durulmasını gerektirmektedir.

Hatırlanacağı üzere, 1996 yılında başta Kanada, Avusturya ve Almanya olmak üzere birçok ülkenin ve sivil toplum örgütlerinin girişimleri ile APKM' lerin (Anti Personel Kara Mayınları) neden olduğu acılara ve kayıplara son vermek amacıyla APKM' lerin topyekûn yasaklanmasını öngören ve Ottowa süreci olarak bilinen kapsamlı bir uluslar arası çalışma başlatılmıştır. Neticede ortaya çıkan sözleşme de Ottowa Sözleşmesi adını almıştır. Türkiye sözleşmeye katılımının uygun olduğunu 12.03.2003 tarihinde yasalaştırdığı 4824 sayılı kanun ile kabul etmiştir. Ottowa Sözleşmesi gereğince yürütülmesi gereken mayın temizleme faaliyetlerinin esas ve usullerinin belirlenmesi için yasal düzenleme yapılması ihtiyacı doğduğunu düşünen Hükümet, 263 sıra sayılı kanun tasarısını hazırlamış ve Meclis gündemi ile birlikte Ülke gündemine de adeta bir mayınlı bomba tesiri ile getirmiştir. Tasarıda üzerinde durulması gereken nokta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti arasındaki kara sınırında bulunan mayın (anti personel-anti tank mayınları) ile patlamamış mühimmatın temizlenmesi, imha edilmesi değil, bu suretle elde edilecek arazilerin tarımsal amaçlı kullanılması işlemlerine ilişkin esas ve usullerin ne şekilde düzenleneceği olmalıdır.

Ana hatlarıyla bakılacak olursa, söz konusu Kanun Tasarısıyla; Mayın temizleme ihalesiyle bu işlemlere ilişkin olarak danışmanlık hizmeti alınması işinin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi olmayacağı; Mayın temizleme ihalesinin hazineye ait mayından temizlenecek alanların tarımsal faaliyetlerde kullanılmak üzere yükleniciye bırakılması karşılığı yapılacağı, mayın temizleme süresinin 5 yılı, taşınmazların tarımsal faaliyetlerde kullanılmasına ilişkin sürenin ise 44 yılı geçmemek üzere belirleneceği, Mayın temizleme ihalesinin bu Kanunda belirtilen esaslar çerçevesinde yapılamaması halinde, Kamu ihale Kanunu hükümlerine göre hizmet alınmak suretiyle yapılabileceği, Ayrıca Bakanlar Kurulunun gerektiğinde mayın temizleme işini ve ihale işlemlerini yürütecek kamu kuruluşunu belirlemeye yetkili olduğu hususları düzenlenmiştir.

Daha önceki yıllarda konuya ilişkin yapılan hukuki düzenlemeler ve yapılan tüm çalışmalar çeşitli nedenlerle sürdürülememiş, kadük kalmıştır. Suriye sınırındaki yaklaşık 216 bin dekarlık mayınlı alanın kullanılamamasının gerek ülke ekonomisi ve istihdamı gerekse bölge ekonomisi adına büyük bir kayıp olduğu, bölgedeki mayınlar yüzünden binlerce insanımızın ya sakat kaldığı ya da hayatını kaybettiği yadsınamayacak bir gerçektir. Mayından temizlenmesi gereken alan Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak illerinin büyük kısmı Suriye, bir kısmı Irak ile olan sınır bölgesini kapsamakta olup, 216 bin dekardır. Ancak bu alan gerçekte 178.500 dekardır ve aradaki fark mayınlı olmayan diğer arazilerin varlığından kaynaklanmaktadır. Diğer taraftan, hazırlanmış olan bu kanun tasarısı tümüyle muğlâktır. Çünkü mayın temizleme çalışmalarının yapılacağı alanın genişliği, ekonomik ve stratejik bakımlardan önemi, milli güvenlik bakımından hassasiyeti gibi hususlar bir tarafa mayın temizleme işleminin ihale yolu ile yerli/yabancı bir şirkete verilecek olması, ihale şartlarının mevcut devlet ihale kanunu dışında bırakılışı, ihalenin Maliye Bakanlığınca gerçekleştirilecek oluşu ve mayından temizlenecek alanın kullanım hakkının, organik tarım yapılması maksadı ile ihaleyi alan şirkete verilecek olması gibi hususların izahı bu tasarıda yoktur.

Mayın temizleme işinin her türlü yetkisi Maliye Bakanlığında değil geçmiş yıllarda olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinde bulunmalıdır. Kaldı ki, Türk silahlı Kuvvetlerinin bu konuda bizzat tecrübesi vardır. Akçakale gümrük kapısının açılması maksadı ile Suriye sınırında gerçekleşen mayın temizliği, son derece başarı ile gerçekleşmiş ve gümrük kapısı açılmıştır. Mayın temizleme işinin kamu ihale kanunu hükümlerine göre hizmet satın alınarak yapılması tasarıyı bir nebze meşrulaştıracaktır. Ayrıca, adalet ve hakkaniyetin gereği olarak miras hakkı ve zilyet bakımından, bu arazilerin öncelikle hak sahiplerine veya çiftçilik yapan bölge halkına adil bir şekilde dağıtılması gerekmektedir. Böylelikle, bölgede istihdam ve kalkınmaya önemli katkılarda bulunacağı gibi sosyal devlet ilkesine de bağlı kalınmış olacaktır. Her şeyden önce mayın temizleme işi ile tarım birbirinden tamamen farklı uzmanlık alanlarıdır ve tek bir şirketin her iki konuda birden uzmanlaşmış olabileceği inandırıcı bir durum değildir. Mayın temizleme ile arazinin tarımsal amaçla kullanımı işleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle bile mayın temizleme işini gerçekleştirecek şirkete tarım işini vermek doğru değildir. İki işi birbirinden ayırmak gerekir.

263 Sıra Sayılı Kanun tasarısı mevcut haliyle başta milli güvenlik tehlikesi olmak üzere pek çok bakımdan sakıncalı ve yukarıda belirtildiği gibi muğlaktır. Sözü edilen bölge, Türkiye'nin güvenlik açısından en riskli, en kritik bölgesidir. Bu bölgede yerli ya da yabancı özel şirketlerin 44 yıl o toprakları kullanması, Türkiye'nin güvenliği açısından ciddi sakıncalar yaratacaktır. Kaldı ki Türkiye'nin, tasarının gerekçesinde sözü edilen Ottowa Sözleşmesi gereğince temizlemek zorunda olduğu mayınlar sadece Suriye sınırındaki 615 bin adetten ibaret değildir.

Netice olarak, ülke gündeminde yer bulan, sürekli konuşulup tartışılan hassas meselelerin hiçbiri, çıkacak olan bu yasadan daha fazla önem arz etmemektedir. Çünkü toprak, millet için her şeydir. Toprağın kullanım hakkının başka devletlere verilmesi sahip olunan tüm değerlerin kaybedildiği manasını taşır. Mesele bu kadar ciddidir. Türkiye, kendi sosyo-kültürel yapısı içerisinde tamamen kendisine ait bir ekonomi yaratmak, disiplinli mali politikalar üretmek, sistematikleşmiş olan yolsuzlukların önüne geçecek tedbirleri alarak toplumun yoksullaşmasını önlemek, siyasi hayatımızda kaoslara yol açan illegal yapılanmaları ortadan kaldırmak, toplumsal yapısının ihtiyaçlarına cevap verecek hukuki düzenlemeleri yapmak ve sahip olduğu sosyal devlet yapısını rehabilite etmek, “kırmızı çizgiler siyaseti”nden uzak olmayan etkin bir dış politika üretmek, bilim ve teknoloji de atalarının yaşadığı altın çağı yeniden canlandırmak mecburiyetinde olduğu kadar, üniter devlet yapısını muhafaza etmeye yönelik tedbirlerin başında gelen ahlaklı ve imanlı nesiller yetiştirmek mecburiyetindedir ki, bu neslin evlatları da bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olabilsinler.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü