Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Giresun Şubesinden Üniversitelerin Kalite Sorunları Konferansı

26 Şubat 2016
Giresun Şubesinden Üniversitelerin Kalite Sorunları Konferansı

Giresun Türk Ocağı’nda 26 Şubat 2016 tarihinde Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa CİN “Üniversitelerin Kalite Sorunları” konulu konferansının sunumunu yapmıştır.

 

Konferansın Özeti

 

Yüzyıllar önce Batı Avrupa’da sıradan bir katedral okulu olarak hayata adım atan üniversiteler, zamanla gelişmiş ve kapsayıcı bir alan oluşturmuştur.  Üniversite kurumunun 900 yıllık tarihi içindeki gelişimi tarihsel olarak üç farklı üniversite yapısının ortaya çıkışı ve birbirine dönüşümü üzerinde durularak tanımlanmaktadır. Bu üç aşama: 1-Ortaçağın Kilise Merkezli Üniversitesi, 2-Ulus devletler dünyasının üniversitesi (Humbolt Üniversitesi) ve 3- Bilgi toplumu Üniversitesi (Multiversite, Girişimci Üniversite) biçiminde sınıflandırılmaktadır.

 

Türkiye’de üniversitenin tarihsel gelişimine bakıldığında sırasıyla Fransa, Almanya, Avusturya ve ABD’nin etkili olduğu görülmektedir. Üniversite kavramı temel olarak Cumhuriyet öncesi ve sonrası olmak üzere iki dönem halinde ele alınmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nun üniversitesi olan, 1845 tarihinde ortaya çıkan ve “bilimyurdu” anlamına gelen darülfünun ilk olarak 1863’te açılabilmiştir.

 

Cumhuriyet öncesi dönemde Fransız etkisi zamanla yerini Alman etkisine bırakmıştır. Fransız dili ve kültürünün, 19. yüzyıldan 20. Yüzyılın ortalarına kadar etkili olduğu3 belirtilmektedir. Fransız öğretmenler Birinci Dünya Savaşı sonrasında darülfünunda görev yapmaya devam ettiği belirtilmektedir. Avusturya ve Almanya etkisi ise, aynı dönemde tıp okullarının gelişmesinde görülmüştür.

 

Üniversite sözcüğü ülkemizde ilk kez 1933 yılında yapılan hukuksal düzenleme ile birlikte kullanılmıştır. Bu dönemde üniversite özerk değildir. Bu reform ile Humboldt modeli bir üniversite kurulmak istenmiştir. Nedenler birisi, 1933 yılı başında Nazi baskısı nedeniyle Almanya’dan gelen 40 kadar bilim adamının İstanbul Üniversitesi’nde göreve başlamalarıdır. Üniversitelere ilişkin ikinci köklü değişiklik 1946 tarihli 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu’dur. Yasa’da üniversiteler “Yüksek araştırma ve öğretim birlikleri” olarak tanımlanmıştır. Bu yasa ile üniversitelerin bilimsel ve yönetsel anlamda özerkliği yeniden getirilmiş, tüzel kişiliği tanınmıştır. Ancak tam bir yönetsel özerklik söz konusu olmamıştır.

 

Bugün üniversitenin işlevleri; (1) eğitim-öğretim, (2) temel bilimsel araştırmalar, (3)toplum hizmetleri olmak üzere üç grupta toplanmıştır.  Üniversiteler yukarıda verilen işlevlerden birini ağırlıklı olarak yerine getirmek üzere işlevsel olarak örgütlenmişlerdir. Diğer bir deyişle üniversiteler yerine getirdiği işleve göre örgütlenmektedirler. Üniversiteler yerine getirdikleri işleve göre değerlendirildiğinde (1)“araştırma üniversiteleri” ve (2)“kitlesel eğitim üniversiteleri” olarak iki gruba ayrılmaktadır.

 

Araştırma Üniversiteleri

 

Bu üniversiteler lisansüstü eğitim ağırlıklı olan ve temelde araştırma işlevini yerine getirmek üzere kurulan üniversitelerdir. Araştırma üniversiteleri kategorisindeki üniversitelerdeki, lisansüstü öğrencilerin lisans düzeyindeki öğrencilere oranı çok yüksek ve ders veren öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı çok düşük olduğu gibi öğretim elemanları içinde doktora derecesine sahip olanların da oranı yüksektir Araştırma üniversitelerine ABD’de çok önem verilmiştir. ABD‘de neredeyse üniversite demek araştırma ile özdeşleşmiştir. Carnegie Foundation’un sınıflandırmasına göre ABD’ki araştırma üniversiteleri şunla

 

Kitlesel Eğitim Üniversiteleri

 

2. Dünya Savaşı’ndan sonra yükseköğretimin kitleselleşmesiyle artan öğrenci talebini, kısa süreli mesleki ve teknik yüksek öğretim kurumları ile geniş kitlelere yönelik olarak eğitim yapan üniversiteler karşılamışlardır.

 

Üniversite Misyonunda Değişmeler

 

Üniversitelerin eğitim-öğretim, temel bilimsel araştırmalar ve toplum hizmetleri olmak üzere geleneksel 3 misyonu vardır. UNESCO’ya (1998) göre toplumdaki değişmelere paralel olarak üniversitenin yeni misyonları ortaya çıkmıştır.

 

Bunlar:

1.Yoksulluk, açlık, cahillik, sosyal dışlanma, uluslararası ve ulusal alandaki eşitsizlikleri artması gibi ana küresel, bölgesel ve yerel sorunların çözümünde aktif olarak yer almak.

 

Üniversitelerin yalnızca kültür üretici bir kurum olmadığı, aynı zamanda bölge için gelir yaratan ve dağıtan bir kurum olduğu sıkça ifade edilmektedir. Üniversitenin bir bölge için endüstriyel ya da altyapısal yatırımlarla eş derecede önemli kalkınma faktörü olduğu kabul edilmektedir.

 

Üniversitenin yerel ekonomiye doğrudan katkıları, üniversitenin istihdam yaratması; dolaylı katkıları ise, üniversitenin, çalışanlarının ve öğrencilerin yerel ekonomiyi oluşturan unsurlardan mal ve hizmet talebinde bulunmaları olarak sıralanabilir. Üniversitenin ekonomik işlevinin yanı sıra, sosyal gelişme hedeflerinden biri olan bölgelerarası farklılıkları da azaltacağı, bu hizmetin ülkenin az gelişmiş bölgelerinde gerçekleştirilmesi ile düşük gelirli grubun eğitim ve kültür düzeyinin yükseleceği görüşü de dillendirilmektedir.

 

Üniversiteleri geri kalmış bölgelerde yaşayanların ayağına götürme ve bölgeleri bu yoldan kalkındırma düşüncesi, 1962 yılında yapılan VII. Milli Eğitim Şurası’nda benimsenen bir ilke olmuştur. Şura’da, “DPT ile işbirliği yapılarak bölge plancılığı esaslarına göre başta üniversite olmak üzere, sağlık, sosyal, ekonomik ve kültürel tesis ve imkânlarıyla, dikkatle seçilecek yerlerde yeni cazibe merkezleri” yaratılması görüşü benimsenmiştir.

 

23 Kasım 2002 günü TBMM’de 58. Hükümet Programında yer alan ilkelerden yeni üniversitelerin kurulmasına ilişkin olanları, üniversitelerin planlı bir şekilde yurt düzeyinde daha yaygın hale getirilmesinin sağlanması, bunun için, yeni üniversitelerin kurulmasında mevcut potansiyelleri ve olanakları da dikkate alan nesnel kriterlerin geliştirilmesi, üniversitelerin bölgelerindeki potansiyeller de dikkate alınarak belirli alanlarda ihtisaslaşmaların sağlanması olarak ifade edilmiştir. Ancak daha sonraki gelişmelerde yer seçimlerinde ölçütler geliştirilmemiş ve yer seçimi yapılırken geçmişte geliştirilen iki temel ölçüte de uyulmamıştır.

 

Bunun önemli bir göstergesi, 2006 yılında 15 üniversitenin kurulmasına ilişkin Meclis görüşmelerinde ifade edilen düşüncelerdir. Bazı milletvekilleri yeni kurulan üniversitelerin yer seçimlerine ilişkin standart bir yer seçim ölçütünün uygulanmadığını, bazıları ise mevcut olan fakültelerin bağlı olduğu üniversiteler değiştirilerek kâğıt üzerinde üniversiteler yaratıldığını ifade etmişlerdir. Üstelik Meclis’te kabul edilen 15 üniversitenin tasarı hazırlık döneminde YÖK’ten istenen görüşte YÖK; tasarıda yer alan Ordu, Tekirdağ, Uşak ve Düzce üniversitelerinin kurulmasının uygun olacağı, diğerlerinin ise zamana yayılması gerektiğini belirtmiştir. Buna karşın YÖK görüşü dikkate alınmayarak, listenin tamamı meclise taşınmış ve on adet üniversite daha kurulmasının da sinyalleri verilmiştir.

 

2. Özellikle alternatif öneri ve tavsiyeler yaparak sürdürülebilir insani gelişim, insan haklarına evrensel boyutta saygı, kadınlar ve erkekler için eşit haklar, üniversitede ve toplumda adalet ve demokratik prensiplerin uygulanması; uluslar, etnik, dini, kültürel ve diğer gruplar arasında anlayış, şiddet içermeyen ve barış yanlısı bir kültürle entelektüel ve ahlaksal dayanışmayı ilerletmek için bıkıp usanmadan çalışmak.

 

3. Kültürel çeşitliliği koruyup desteklemesi ve kültürler arası anlayış ve uyumun geliştirilmesi ve kültürlerin karşılıklı olarak zenginleşmesi konularında çalışmak.

 

4. Öğrencilerin sorumluluk sahibi ve kendini adamış vatandaşlar olarak yönlendirilmelerini sağlayacak bilgileri, becerileri, tutumları, değerleri ve yetenekleri kavramalarına yardımcı olmak.

 

5.  Kendisini değiştirip dönüştürmek, eğitimin farklı seviyeleri ve biçimleriyle bağlarını güçlendirerek herkes için eğitim ve çeşitli açılardan eğitsel sürecin kalitesini yükseltmek ve etkinliğini artırmak. Bu yeni ortaya çıkan misyonların işlevselleştirilmesi diğer ülkelerdeki üniversitelerde olduğu gibi ülkemiz üniversiteleri için de üzerinde çalışılması gereken durumlardır.

 

1982 Anayasasının 130. ve 2547 sayılı yasanın 4. maddesindeki üniversitenin işlevlerine baktığımızda, dünyadaki diğer üniversiteler gibi Türk üniversiteleri için de “eğitim-öğretim”, “bilimsel araştırma” ve “topluma hizmet”in amaçlandığı görülmektedir. Bugün üniversitelerimizde “eğitim öğretim” ve “bilimsel araştırma” işlevleri iç içe birbirine girmiş durumdadır. Türkiye’deki devlet ve vakıf üniversitelerinin çoğu kitlelere yönelik eğitim veren “kitlesel eğitim üniversiteleri” konumundadırlar. Bilimsel araştırma işlevini yerine getirmek üzere “Gebze İleri Teknoloji Enstitüsü” ve “İzmir İleri Teknoloji Enstitüsü” kurulmuştur. Türkiye’deki üniversitelerde lisansüstü öğrenci sayısı, ön lisans ve lisans öğrencisine göre azdır. 2000–2001 öğretim yılında 76 üniversitede okuyan ön lisans ve lisans öğrenci sayısı 1.211.937 iken lisansüstü eğitim gören (yüksek lisans, doktora ve tıpta uzmanlık) öğrenci sayısı 99.183’dür. ODTÜ’nün şu anki görevlerinin ilk üçü sırasıyla insan yetiştirmek (% 47), araştırma (%20), uluslararası ilişki (%11) iken ileride yüklenmesi gereken görevlerden ilk üçü eğitim ortamı (% 25), eğitim-öğretim (% 24), öncü rol (% 14) gelmektedir.

 

Bugün modern üniversitenin görevleri literatürde “eğitim-öğretim, temel bilimsel araştırmalar ve topluma hizmet” şeklinde belirtilmektedir. Üniversitelerin diğer kurumlardan farkını ortaya koyan bu görevler, küreselleşmeyle bu görevleri yerine getiren rakiplerin ortaya çıkması ve çoğalmasıyla üniversitelerin diğer kurumlardan farkını açık –seçik ortaya koymamaktadır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü