Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Giresun Halk Kültüründe Eski Türk İnançlarının İzleri Konferansı

04 Mart 2016
Giresun Halk Kültüründe Eski Türk İnançlarının İzleri Konferansı

Giresun Türk Ocağı’nda 4 Mart 2016 tarihinde Giresun Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Musa ÖKSÜZ  “Giresun Halk Kültüründe Eski Türk İnançlarının İzleri” konulu konferansının sunumunu yapmışlardır.

 

Konferansın Özeti

 

Bir topluluğu millet yapan en önemli unsurun kültür olduğu, milletlerin birbirlerinden kültürel farklılıklarla ayrıldıkları ve millî benliklerini ancak kültürlerini yaşatabildikleri ölçüde koruyabilecekleri günümüzde tartışmasız kabul edilen bir gerçektir.

 

Millî kültürümüz;  tarihî deneyimlerden süzülerek biçimlenmiş, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılan bir değerler bütünüdür. Halk biliminde “inanmalar” diye tabir edilen halk inançları da sözü edilen bu halk kültürü ürünleri içinde çok önemli bir yere sahiptir.

 

“Halk inancı”, kişice ya da toplumca, bir düşüncenin, bir olgunun, bir nesnenin, bir varlığın gerçek olduğunun kabul edilmesidir. Halk inanışları din, ahlâk kuralları gibi kesinlik ve katılık taşımazlar ve yerden yere, topluluktan topluluğa değişiklikler gösterirler. İnanç kavramı çerçevesinde oluşan en kapsamlı kelime “din”dir.

 

 Din ve inanç kavramları birbirinden farklıdır. Ayrıca, din denen toplumsal kurum inanç ve tapınma adlı iki bölümden oluşur. Her iki bölümün temelinde de kutsallık ve yasak kavramları yatar.

 

İnançsız bir insan düşünülemeyeceği gibi inançsız bir toplum da düşünülemez. Din bir inançtır fakat her inanç bir din değildir. Bu durumun din ve inançlarla ilgili bir değerlendirme yapılırken göz önünde bulundurulması gerekir.

 

Arapça kökenli bir kelime olan “din” sözlüklerde “örf ve âdet, ceza ve karşılık, mükâfat, itaat, hesap, boyun eğme, hâkimiyet ve galibiyet, saltanat ve mülkiyet, hüküm ve ferman, makul ibadet, millet, şeriat” gibi çeşitli anlamlara gelir.

 

Yukarıdaki bilgiler ışığında dinî inanmaları; “hakkında dinin (İslam) kaynaklarında net olarak herhangi bir hüküm (emir-yasak) olmamasına rağmen halkın dinî bir kaygı duyarak ve hassasiyetle yaptığı veya yapmaktan çekindiği durumlar” şeklinde tanımlayabiliriz. Dinin kaynaklarında emredilen, sorumlu tutulan (farz, vacip), teşvik edilen (mendup, sünnet), yapılmasına müsaade edilen (mubah, câiz, helâl) ya da tam tersine men edilen (haram), hoş karşılanmayan (mekruh) şeklinde herhangi bir hüküm bulunmaksızın yaşatılan uygulamalardır.

 

Türk kültüründeki dinî inanmaları tam manasıyla anlayabilmek ve değerlendirebilmek için, Türk milletinin inanç ve ahlak yapısındaki temel değerleri,  Türklerin tarih boyunca mensubu oldukları ve bugün Anadolu halkbilimini besleyen İslamiyet öncesi inanç sistemi, öğreti ve dinleri genel hatlarıyla olsun bilmek gerekir.

 

Türk milletinin tarihin derinliklerine kadar uzanan bir mazisi vardır ve bu maziyi dolduran çok hareketli bir hayatı olmuştur. Türkler gittikleri her yere kendi kültürlerini de götürmüşler, komşu oldukları milletleri etkilemiş ve onların kültürlerinden de etkilenmişlerdir. Ama bu etkileniş hiçbir zaman kendi kültürlerini unutturacak bir asimilasyon seviyesinde olmadığı için millî benliklerini bugüne kadar önemli ölçüde muhafaza edebilmişlerdir.

 

Türk toplumu binlerce yıllık tarihinde, çeşitli dinlere ve kültürlere girmiş ve bu dinlerin ve kültürlerin etkisi altında kalarak İslâmiyet’e girdikten sonra da eski dinlerinin, kültürlerinin etkilerini sürdürmüştür. İslamiyet öncesi atalar kültü, tabiat kültleri, Gök Tanrı kültü ve Şamanlık gibi eski inançlar yeni inanç örgüsü altında devam etmiştir.

 

Türk kültüründe görülen İslamiyet öncesi inanç sistemlerine bağlı kült, âdet, inanç ve pratiklerin en yaygınları şunlardır:  Fetişizm (Totem-töz- ongun), Atalar kültü, Gök Tanrı kültü, Tabiat kültleri (dağ, ağaç, ateş, su, hayvan, ölüler), Sihir-büyü, Falcılık-kehanet, Şekil-don değiştirme, Tanrı’nın insan şeklinde görünmesi, Bayram-tören ve ayinler,  Yada taşı ve yağmur tılsımları.

 

Semavi dinlerde görülen Tanrı’nın çevresinde onun emirlerini yerine getiren meleklere, resullere, kitaplara ve azizlere de kutsal bir gözle bakma inancı benzer şekliyle Türk inanç sisteminde de mevcuttu. Türk Tengri’sinin etrafında Tengri tarafından yaratılan ve onun emriyle hareket eden “iye, ige, ıs, tös” gibi muhtelif varlıkların, ayrıca adı geçen sistem içinde mütalaa edilen güneş, ay ve yıldızlar gibi gök cisimleri ile beraber yer, yer-su ve Umay gibi güçlerin kutsal olarak addedildikleri tespit edilmiştir.

 

Kökleri çok eski tarihlere dayanan pek çok inanma ve ritüel toplumca canlı tutulmuş, belirli zaman ve aralıkla tekrarlanmış, böylece dirençli, sürekli bir yapıya kavuşmuştur. Bugün birçok kişinin “batıl” olarak adlandırdığı bu inanışlara eğitim düzeyi ne olursa olsun birçok insanın yaygın olarak inandığı bir gerçektir ve yaptırım güçleri oldukça fazladır.

 

Kısacası, Türklerin eski inançlarıyla onuncu yüzyılda kabul ettikleri İslâmiyet arasındaki önemli benzerlikler, önceki birçok uygulamanın günümüze kadar taşınmasını sağlamıştır. Bugün,  Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Giresun yöresinde de bu inançların bir kısmının, az çok değişikliğe uğramakla birlikte asıl unsurlarını muhafaza ederek devam ettiklerini görmekteyiz.

 

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü