Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Siyah Çığlık

03 Şubat 2010
Eriman TOPBAŞ

Deprem, bir anlamda mahşerin yeryüzünde somutlaşmış halidir. Her can, kendi canının derdine düşer. Bir başka canı düşünmeye vakti olmaz. Saniyeler önemlidir. Kaçmanın dışında bir şey düşünemez. Tehlikeden uzaklaşmak… Her yer tehlikeyse nereye kaçabilirsin? Nereye uzaklaşabilirsin? Hiçbir yere… Kaderinle, kederinle veya kendinle baş başa kalırsın. Saniyeler bitmek bilmez.

Deprem sırasında ülkesinde bulunan Haitili romancı Dany Laferrière altmış saniye süren deprem anını şu şekilde tasvir etmektedir: “ Hotel Karibe’deydim. Yanımda editör Rodney Saint-Eloi vardı. Yeni gelmişti ve odasına çıkmak istiyordu. Fakat ben aç olduğum için, onu lokantaya götürdüm. Belki de o bu vesileyle kurtulmuştur… Akşam yemeğini yerken çok güçlü bir gürültü duyduk. Başlangıçta bu gürültünün mutfaktan gelen bir patlama sesi olduğunu düşündüm, daha sonra anladım ki, bu bir depremdi. Hemen bahçeye çıktım ve yere yattım. Deprem altmış saniye sürdü. Bu altmış saniye biteceğe benzemiyordu. Yer sarsıntısının hiç durmayacağını ve aynı zamanda da toprağın yarılabileceğini hissettim. Sanki toprak bir kağıda dönüşmüştü. Toprağın yoğunluğu kaybolmuştu, artık hiçbir şey hissetmiyordunuz, toprak bütünüyle yumuşamıştı.”

Deprem her canlı tarafından farklı algılanır ve her canlıda farklı izlenimler oluşur. Ancak yaşamadan depremi anlamak hiç kolay değildir. Bununla birlikte, deprem ortamında olup da dermemi hissetmeyen insanlara da rastlamak mümkündür. Bu kişiler diğerlerinin telaşlı davranışlarından sonra deprem olduğunun farkına varırlar.

Deprem anı şu veya bu şekilde atlatılır. Esas sorunlar deprem anının geçmesinden sonra ortaya çıkmaya başlar. Deprem öncesinde her türlü konfora sahip olan binalar, artık can düşmanımız olurlar. Onlara güvenilmez. İçlerine giremezsiniz, girseniz bile pek fazla duramazsınız. Sığınağınız, binalardan uzakta bulunan açık alanlardır. Açık alanda kurulan bir çadırı saraya tercih edersiniz. Ya yeterince çadır yoksa… Yeterince yiyecek yoksa… Yeterince su yoksa… Hepsinden önemlisi, kriz şartlarını yönetebilecek yeterlikte bir yönetim yoksa…

O zaman insanlık insanlığından çıkmaya başlar. Kötü iyiye galebe gelir. İnsanı insani beyni değil sürüngen beyni yönetmeye başlar. Artık insan sürüngen davranışlarıyla hareket eder. Kendisi dışında kimseyi görmez. Haiti’de gözlenen durum ortaya çıkar. Haiti’den dünyaya yayılan resim, yalnızca orada mı çekilir? Kesinlikle hayır. Haiti şartlarındaki tüm ortamlarda benzer resimlerle karşılaşırız. Ülkemizde düzenlenen bazı mağaza açılışlarında görülen resim Haiti resimlerinden daha mı kaliteli? Üstelik Haiti’nin şartlarıyla mukayese bile edilemez.

1804’de Fransız sömürgesinden kurtulmayı başaran Haiti, bir şekilde deprem yaralarını da saracaktır. Ancak ilk önce kendi içlerinden çıkardıkları sömürgecilerden kurtulmaları gerek. Bunu başarabilirler mi? Gözleyebildiğim kadarıyla aklı başında aydınları var. Dolayısıyla başarabilirler.

Haiti’ye bir tiyatro gösterisi için gelen komedyen ve aynı zamanda yazar ve aynı zamanda ressam olan Frankétienne, depremden hemen önce depremi çağrıştıran bir tiyatro eserini oynamaktadır. Depremden sonra oyunu sürdürmekte tereddüt eder ve Laferrière’e “artık bu oyunu oynayamam” der. Fakat Laferrière; “Sakın vazgeçme. Bizi kurtaracak olan kültürdür. Yapabildiğin kadarıyla yap” diyerek Frankétienne’i kararından vazgeçirir. Haitili yazara göre “ deprem trajik bir olay, fakat Haiti’yi Haiti yapan şey kültürdür”. Yine yazara göre “fiziki ölçütler kaybolduğunda insani ölçütler ortaya çıkar.”

Haiti’de insani ölçütler önem kazandığında, şimdilik gözlerimizi rahatsız eden görüntüler usta bir ressamın fırça darbeleriyle hayat bulmuş bir sanat eserine ve Haiti’den yükselen siyah çığlıklar ise bir senfoniye dönüşebilir. Allah yardımcıları olsun!

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü