Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Suriye İzlenimleri

14 Mart 2016

Bizim terörist siyaseti ve şu pembe solcular ülkemizde ortaya konan son vahşet hadisesini devletin provokasyonu olarak görme eğilimindedirler! Birçok insan da budalaca buna  inanıyor; başta bizim  “Boğaziçi yazarları!” Böyle bir şey olur mu? Devlet kendi insanını katleder mi? Eh işte siz Suriye hadiselerinden haberdar olmazsanız işi böyle hain  gözü ile  görebilirsiniz! Bilseler ki, IŞİD bu aralarda suskun; Suriye’yi iyi araştırın, en önde  savaşanlar  PKK ve PYD  militanları! Bir bakın ne olur? Nerede, en başta  Halep şehir gerillasında! Bunu gören var mı? Katiyyen bilen yok, çünkü Halep kapalı kutu! İstihbarat örgütleri durumu çok iyi biliyor! Yani Rusya, ABD, Suriye, IŞİD, Türkiye  vs. herkes  malumattar! Halep’de Osmanlı Arapları ve Türkler savaşıyor! Nerede sokaklarda! Karşılarında kim var sadece  Türkiye’den giden PKK’lılar ve  Suriye’li PYD’liler! Bunu bilen var mı? Neden devletimiz kamu oyuna açıklamıyor, sebebi nedir? 

 

Aslında bütün gayretler  doğudan batıya doğru  kesiksiz bir  Kürt koridoru yaratıp  Türkiye’nin başta Halep olmak üzere  Suriye ile tamamen irtibatını kesmek! Bu işi Irak’ta da yaptılar! Bu husus açık seçik görülüyor! Çok isabetli ve başarılı bir şekilde   Türkiye  devlet siyaseti bunu   görmüş bulunuyor ve her şeye  karşı  direnerek   obüs top sesleri ile de inadını sürdürüyor! Kuru bir inad mı? Asla; belki de kaybedilmeye yüz tutmuş bir dâvânın son çığlıkları! Neden; çünkü sınırları kapatmış, yoğun Halep vahşetini elimiz kolumuz bağlı  durumda , zannediyoruz ki, seyrediyoruz! Peki ne olacak? 

 

Türkiye’de başını aydınların çektiği muazzam bir savaş aleyhtarlığı var; maalesef bunların düşünceleri ile müşterek bildiriye imza atmayan HDP’nin düşünceleri aynı kapıya çıkıyor! Senaryonun müziği de Bülent Arınç, iki de bir yırtık dondan çıkar gibi çıkıyor! Gayesi AKP’yi içten parçalamak! Elbette savaş iyi bir şey değildir ve bunu kimse istemez; fakat Kürtler’in Kobanî çevresinde büyük güçleri yok, ama Afrin ile birleşirse fiilen PYD devleti  kurulmuş olacaktır! Yani Kuzey Irak Kürdistanı gibi bir de Kuzey Suriye  Kürdistanı ortaya çıkacaktır! Tamamen yapay bir oluşum, böyle bir işin haritası bile olmaz! Çünkü Halep ile  Antep arasında  360 Türkmen yerleşimi var! Afrin sırtlarında da önemsenecek derecede militarize Kürt birlikleri duruyor! Karşı dağlarda da (Amanos)  PKK’nın yıllardır mücadelesi şimdi daha iyi anlaşılıyor!

 

Şu anda Türkiye’de savaş istemek ihanet anlamındadır; o zaman devletin varlığını nasıl  izah edeceğiz! Barış  temennileri gibi  savaş ihtiyacı da  devlet mefhumunun varoluş sebebidir! Şöyle bir bakıyorsunuz  ülkenin içinde 30 yıldan beri ayrılıkçı terörü metod olarak benimsemiş hareket  bir anda sınırlar dışına   çıkıyor ve  Türkiye’deki mücadelesini  dışarıda  sürdürerek  dış bağlantılar da yapabiliyor! Esasında IŞİD Araplar için ne kadar kötü ise  Türkiye için de PKK ve PYD o kadar tehlikelidir! Türkiye’nin dış müdahalesi ihtimalinde  bu sefer  IŞİD ile ile karşı karşıya geleceksiniz!  Kürtler’e, ABD ve Rusya’ya karşı olan   bu güçler bir anda  Türkiye’ye  karşı  birlik oluşturacaklar! Zaten iş  mutlaka plânlıdır,  dünya güçleri, IŞİD’i durduramadı da  birkaç bin  kişiden ibaret PYD durdurmuş, böyle bir komedyayı kabullenmek mümkün mü? Gerçekte madalyonun iki yüzü aynı: Türkiye’ye tuzak! Şimdi de PYD  ülkemizin  içini kana bulamaktadır;  olmuyorsa pek güzel bir şekilde  iktidar partisinin kendi içinde  yıpratılmasına çalışılacaktır! 

 

Türkiye şimdiki kırmızı çizgileri uğrunda savaşa girse ne olur? Cumhurbaşkanı “Irak’ta yaptığımız hatayı Suriye’de yapmayacağız.” dedi. Bence bunun üzerinde adam akıllı düşünmek gerekiyor! Gerektiğinde savaşa girmekten  korkan devlet kendini  muhafaza ve hatta  müdafaa edemez! Netice itibariyle  ve çok amiyane bir tabirle  “Akacak kan damarda durmaz!” Peki Rusya savaşa girer mi? Girerse ne olur? Dünyanın sonu gelmez, bir Sarıkamış ve 93 Harbi mi yapacak? Türkiye’nin böyle bir savaşa bile gücü vardır, ama Rusya’nın  yok! Çünkü Türkiye  kendini ve ülkesini korumaya çalışıyor, süper güç olma  gibi bir iddiası yoktur! Tamamen hukuk içinde ve bir nefsi müdafaadır! Kimse yeni bir dünya savaşına hazırlıklı değildir; böyle bir savaş olmaz; sadece  devletimize aba altından sopa gösterilerek  göz dağı veriliyor! 

 

Bayır Bucak’da çete, Halep’de şehir gerillası devam ediyor, Türkler ve Türk Arapları rejim, Rus ve IŞİD’e  kafa tutuyor! Elbette yalnızlar! Kimse Suriye’nin işgal edilmesi taraftarı değildir; asıl bu işi isteyen ABD ve Rusya’dır.  Antep-Halep koridoru  Türkiye için   hayati önemi haizdir. Mutlaka  gidilecek yerde “Dost kuvvetler” olması gerekiyor! Suriye muhalefeti  sadece Türkiye’ye güvenerek mücadele ediyor, çünkü âileleri de Türkiye’de! 2,5 milyon  insan içinde elbette katliam yapanlar gibi kendini yutturanlar olacaktır: Bunlar neticeyi değiştirmez! Türkiye iktidarı ve muhalefeti ile  doğru hedefler çizilerek devletin arkasında durması gerekiyor! Başka türlü ne ülkemizi koruyabilir ne de akan kanı durduramayız! Ne olacaksa bir an evvel olsun!

 

Devlet ve Hükümet katında, 2011’den itibaren ülkemize gelen Suriyeli mültecilerin  2,5 milyonu bulduğu  çeşitli ağızlar tarafından  icab eden her ortamda  ifâde edilmiştir. Sanıyorum Birleşmiş Milletler bülteninde de aynı rakamlar dünyaya duyurulmuştur. Ayrıca Ürdün ve Lübnan’da da Türkiye’nin iki misli mülteci biriktiği  tahmin edilmektedir. İç savaş başladığından beri Suriye’nin %50 nüfus kaybederek 12 milyona düştüğü de bilgilerimiz arasındadır. Açıklama mercileri, ister ilgili ülkeler, isterse BM olsun  milliyet, din mezheplere göre  bir ayırım veya sınıflandırma  yaptıklarına dair bugüne kadar  bir bilgi ortaya çıkmamıştır. Suriye’nin resmî dili Arapça olduğu ve bu hususta  Baas iktidarlarının   bağnazlığı ve şövenliği nazara alınırsa  elbette  herkes aynı lisanı bilecektir. Çünkü bu ülkede kesinlikle anadil kullanmak gibi bir hak vatandaşa hiçbir zaman verilmemiştir. Aksi takdirde Kamışlı Kürtleri gibi nüfusa kayıtları kabul edilmemiştir. 

 

Ürdün ve Lübnan ile diğer Arap ülkelerine gidenler kesinlikle Arap menşelidir, belki aralarında Çerkez unsurlar da bir miktar bulunabilir. Elbette ülkelerini terk eden veya rejim güçleri tarafından öldürülenler  en azından Arapça konuşan  ve Sünnî olan unsurlardır. Dolayısiyle Türkiye’ye göçenlerin de  sadece Bayır-Bucaklılar hariç  tamamının ana lisanı Arap dilidir. Bayır- Bucaklılar da son yıllarda eğitim dilinin Arapça olmasından ötürü   ana dillerini  zayıflatmışlardır. Acaba Araplar’ın Türkiye’yi ve dolayısıyla batıyı tercih etmelerinin esas sebebi nedir? Neden Ürdün, Lübnan veya varlıklı olanlar en azından hemhudud   Emirlikler’e   sığınmıyorlar? Hiç düşünebildik mi? 

 

Mülteciler üzerinde mutlaka istihbarat örgütleri çalışıyor ve onların ellerinde merak ettiğimiz bilgiler vardır! Acaba Türkiye istihbaratı da böyle bir çalışma yapmış mıdır? Bir yıl öncesine kadar havuz medyası “Bayır Bucak’ta üç-beş bin Türkmen vardır.” şeklinde saçmalıyordu şimdi resmi kayıtlara göre 367 bin Bayırlı  sessiz sedâsız  kamplara yerleştirildi.  Aç ve açık kalan herhalde en azından 100-150 bini sokaklardadır! Bunlar içinde Türkmen görmeyebilirsiniz, çünkü dilencilik yapmıyorlar! Fakat onlarla ilgilenen devlet dairelerine giderseniz sayıları hakkında da bilgi edinebilirsiniz!  İlgili Türkmen dernekleri de sokakta kalanların durumu hakkında bilgi sahibidir! Bayır-Bucak temizlenmiş diyorlar ama kendi halinde oturan ve rejimin gözüne batmayan, meselâ Lazkiye’de 5-10 mahalle hâlâ kendini muhafaza ediyor! Haleb’de toprak sahibi Türkmenler ve Araplar da herşeye rağmen ülkelerini terk etmiyor. Antakya sokaklarını dolaşın, her taraf mülteci. Nerelisin diye sorulduğunda  %50’nin üzerinde Halep, ardından da Idlib-Hama-Hums diyorlar. Bayır Bucaklılar zaten tereddütsüz “Ben Türkmenim” cevabını veriyor! Sadece Kırıkhan ilçesinde 80 bin Suriyeli bulunuyor ki, Antakya kendi nüfusunu katlamış 200 bin mülteci barındırıyor! Tabii ki bunlar çadırkentli değil sokak rakamları! Hatay-Adana-Mersin-Gaziantep-Urfa nüfuslarının %40’ı kadar Suriyeli taşıyor. Dolayısıyla devletin 2,5 milyon mülteci rakamı hiçbir şekilde gerçeği yansıtmıyor! 

 

Sorun ve dinleyin; gelenler içinde Kürt yok, bir de iktidar mevkiinde olan Nusayri de yok! Demek ki hayatlarından memnunlar! Çileyi Türk ve Araplar çekiyor! D. Baykal’ın beyanı da aynı yola çıkıyor! Ama diğer muhalefet sanırım farkında değil! Ya iktidar; onlar biliyor; bayağı da merak salmışlar ve öğrenmişler artık!  Çünkü “Müslüman olsun da kim olursa olsun.” demiyorlar!  Gelenlerin içinde IŞİD sempatizanı var mı? Herhalde çok azdır; çünkü onlar Ürdün ve Lübnan’dadır. “Mezhebiniz nedir” sorusuna mültecilerin çoğu Sünni – Şafii diyor, arada sırada  “Selefi” diyen de var! Analiz nedir, nasıl yapılır? Elbette “Selefi” diyenler de “Şafii”dir ama IŞİD’e yatkın adamlardır. “Sünni-Hanefi” diyenler ya Türk asıllı veya Türk dostu  “Osmanlılar”dır. İşte  Türkiye ve batıya ölüm pahasına koşanlar bunlar! Hemşehrimiz Mahalli bunlara “Türk Arabı” diyor; ne kadar yerinde bir deyim.

 

Şu eskimiş Arap düşmanlığını da mültecilere uygulamamak lâzım; bütün Araplar kötü değildir! Bin yıllık müşterek tarihimizde son dönem hariç bizden ne devlet ne de hükümet istemediler! Kaynaştık; akraba olduk, kız aldık kız verdik! Önce bizim akıllı olmamız sonra başkalarından akıllı olmayı beklemek gerekiyor. Ülkemizin her karışı kadar milletimizi de tanımalıyız. Öyle ABD haritalarını neşretmekle milliyetçilik olmaz! İnsanları bütün değerleri ile ölçmeli ondan sonra karar vermeliyiz!  Suriye’de geriye dönüş olmaz, artık diktatörlük yürümez, Rusya hariç hiç kimse eskisi gibi bir Esed diktatoryası beklemiyor!

 

Biliyorsunuz Hatay-Reyhanlı bir zamanlar Orta Doğu’ya açılan  en önemli sınır kapımızdı! Burada uzun tır kuyrukları oluşur ve Hatay doğumlular da  Haleb’e   dolmuşlarla sabah gider akşam dönerlerdi. Evinizden  işyeri veya  şehre inmek için  bir dolmuş kadar  buraya yakındınız! 2011’den beri Suriye’de   şimdi uluslararası arenaya dönüşen bir savaş var! Artık bu savaşa iç savaş demek mümkün değildir. Reyhanlı’da provokasyon denemeleri sonucu elim hadiseler oldu. Şimdi  Cilvegözü kapımız kuşlara bile kapalı tam bir savaş bozgunu manzarası arz ediyor! Türkmen dediğimiz unsurlara  ulaşmayı bırakın onları tanımıyoruz bile! Bayır Bucak boşaltılmış, burada artık  sınır kapılarında  ağlayışlar duyulmuyor! Hükümet bir türlü açıklamadı ama  sesiz sedasız  367 bin  insanımız Türkiye’de! Şu mahkemelik olan silâh gönderme  işlerini  ve devlet ile hükümet başkanımızın yiğitliğini de bir kenara bırakın! Cilegözü’nden görünüyor;  Haleb’de şu anda tam da Diyarbakır-Sur’da olduğu gibi  şedit şehir gerillası var! 

 

Geçen hafta Hatay’a konferansa gitmiştik; gündüz boyunca  vaktimiz oldu da  şöyle bir Cilvegözü’ne kadar  görelim dedik! Sayın Vali Yardımcımız  devletimizin temsilcisi olarak görevinin başında! Sağolsunlar çok iyi karşılayarak bir müddet sohbet de ettik! Allah bizi böyle devlet adamlarından mahrum etmesin; ilgili ve bilgili! Tampon bölgede karşı leçelikler üzerinde   2000’e âileye yakın  sivil bulunuyormuş;  ot bile bitmeyen  taşlar üzerindeki bu sivil güçlere  insanî  yardım yapılıyormuş! İaşeleri sağlanıyor; herhalde  durumları  ölmek ile  yaşamak arasında!

 

Benim davetim Ülkü Ocakları idi, 1968’de bunun kurucu başkanlığını yapmıştım! Şu andaki  Başkan da köylüm; yani, Türkiye Bayır’ından; Allah ancak bu kadar mükemmel insan yaratırmış; çok duygulandım ve  48 yıl evvel ki zamanlara gittim; o zaman  Hatay’da  bırakın üniversiteyi  lise bile bir taneydi! Şimdi üniversite   durumu çok değiştirmiş! Artık ülkücülerin  sayısını  bilemezsiniz! Ah bir de  gündelik siyasetten  tam soyutlanabilseler  ne kadar mükemmel olur! Saat  18.00’de  2 saat konuştuk; pek ilgililer; herşey çok  güzel; fakat en güzel taraf nedir biliyor musunuz? Sürekli Cilvegözü ve Yayladığı sınır kapısındadırlar. Ne yapıyorlar? Sınır kapılarımız adam akıllı kapalı! Hudut telleri yerine beton duvarlar örülmüş! Ses geliyor ama artık öte taraf görülmüyor! Yapılan iş kazaya kader  kapıya ağır yaralı gelmişse ve devletten de müsaade koparılmışsa yaralıları hastahanelere taşıyorlar ve başlarında sabaha kadar  nöbet tutuyorlar! Şöyle bir düşündüm de bizler ne iyi etmişiz de  daha 47 yıl  önceden sanki bu günleri düşünüp de şu bizim ocakları kurmuşuz! Yani öyle şu “Bizim Ocak” sözünü yabana atmayın, elbette “Ülkü Ocakları”. Mutlaka millet yardım ediyor; yoksa bu işleri bu kadar amatör ölçülerde  madden yürütmek mümkün değildir.. Türk Ocakları da Bayır Bucak olaylarında en öndeydı; bizler de oralarda  gözümüzü açtık!

 

 Ülkemizin idaresi ve durumu iyi değildir, Büyük Atatürk’ün o veciz sözlerle ifâde ettiği gibi “Hattı müdafaa yok sathı müdafaa vardır, o satıh ise bütün vatandır.” Milliyetçiler bu şuurla hareket etmelidir. Millet olarak bu girdaptan  başka çıkış şekli yoktur; gelinen noktada  artık Suriye meselesi bir iç savaş olmaktan çıkmış, Türk milletine karşı kurulan uluslarası tuzak hâline gelmiştir. Bilinen  Suriye  Türkmen  ve aklı selim Arap muhalefetinin bizden başka kimsesi yoktur! Cidden mültecilerin ille de Türkiye’ye yönelmesinin  adam gibi tahlilini yapmak şart. Az çok durumu biliyoruz; yerinde de gördük; Halep’de şehir gerillası devam ediyor! Elbette 30 yıllık tecrübeden sonra PKK bu işte bir hayli deneyimli; ön sırada savaştıkları çok ciddi ve sağlıklı bir haber! Görüştüğümüz  bir ağır yaralı karşımızda “PYD adına PKK savaşıyor” dedi. Hükümet yanlısı Araplar ise sadece yol ve mekân gösteriyor. Mesele bundan ibaret; Türkler ve Türkmenler millet mücadelesini terketmiş mücadele âile seviyesine düşmüştür. Bu da çok sağlıklı bir bilgi; Haleb’de Hükümet yanlısı yerli güç yok; diğer Araplar doğuda IŞİD saflarındadır. ABD ve Rusya güdümündeki PKK onlara değil  Türk-Arap âileleri yok etmeğe çalışıyor, havadan bombalama da devam ediyor! Bizim devlet bu işi ne kadar biliyor; habersiz durumdayız; inşallah söylendiği gibi İncirlik’den kalkan ABD uçakları direnen âilelere bomba yağdırmıyor! Rusya bunu yapıyor, IŞİD unutulmuş, görünen manzara bu!

 

Halep–Cilvegözü arası boş; çünkü güney İdlip üzerinden Bayır Bucak’a  açılıyor! Orada da Türkmenler  kır gerillası yapıyor; gece silâhlı gündüz külâhlı! Herhalde boşluk Kilis’e kadar devam ediyor; evet buralar da şehirler  IŞİD’in elinde fakat Türkmen köyleri duruyor! Asıl adı Qurt Dağı olan  Hatay doğu sınırı leçeliktir, buralar Afrin vadisine hakim  tepeler!  Epeyce Kürt halkı bu bölgede var, yerleşik! İşte  PYD  burayı  Kobanî kantonuna bağlamak istiyor! O zaman İslâhiye’ye dayanacaklar, denize çıkmak için  Nur Dağları’nın  güneyini aşmak ve Dörtyol’a varmak  hayali ile  yaşıyorlar! Nasıl olacaksa! Onlar enine Kürt koridorundan bahsediyor ama, Türkiye  Haleb’e kadar  dikey  Türk koridoru  peşinde! Yani şu andaki durumu en azından devam ettirmek istiyor ve Halep yolunun acık kalmasına azamî gayret peşinde!

 

Devletimiz  bu görüşlerinde haklı mı? Elbette  hayati derecede önemli; Haleb ile irtibatın kesilmesine izin vermemek lâzımdır. Bu konuda ne kadar ciddiyiz, elbette bilmiyoruz! Lâkin ara-sıra  koridor kesiliyor! Allah  insanımızı korusun.

 

Türkiye’de ayrılıkçı hareketin ihaneti durmuyor; üstelik aynı kaynaktan doğurulan PYD hareketi ile sınır dışına taşmış bulunmaktadır. Aktörler aynı, savaşanlar aynı da adı değişik! 80 günden beri “Sur”da devam eden savaş ile sınır dışına taşanlar kesinlikle birbirinden farklı değildir. Zaten, arada yer altından kazılmış bir tünelin varlığı da açıklandı! Ne alâ ne alâ! Adamlar gece Türkiye’de gündüz Suriye’de her türlü bilgi ve belge ABD’ye verilmiş, fakat inatla Rusya ile aynı görüşte direniyorlar ve “PYD terör örgütü değildir.” diyorlar. Şimdi ne yapacağız Rusya ve ABD’nin elini ayağını mı öpeceğiz? Adamların işine öyle geliyor! Irak gibi Suriye işine de bulaştırmak istemiyorlar!

 

Düşünün bir kere; ABD ve Rusya tarihten ve coğrafyadan gelen bir hak ve hukukları olmadığı halde Suriye’de cirit atıyorlar! Bunlara kendi, vatandaşları çıt çıkarmıyor ve  “İhanet ediyorsunuz” demiyor da, Türkiye’de olası bir müdahale için koro halinde ihanetten bahsediyoruz! Allah aşkına biz ne yapmak istiyoruz, anlayan bilen var mı? Haklı olarak  “Kürt siyaseti” gerçeği bildiği için karşı çıkıyor da, diğer muhalefet ve AKP iç muhalefetine ne oluyor? Zaten doksan seneden beri  “Savaş olmasın” diye diye çekildikçe çekildik; şimdi, karşılaşılmazsa yarın bir gün “Güneydoğudan da çekilin!” diyeceklerdir! Zaten şimdiden durumdan vazife çıkaran üç beş hain bunları söylemeye başladı bile! Ne yazık ki bu sözler parlamento çatışı altında rahatlıkla yapılıyor! 

 

Biz nasıl bir devlet ve nasıl bir millet olmuşuz! Türklüğün kaderini etkileyecek bir ekolden biri çıkıp da ABD mecmualarından kopyaladığı Türkiye haritasını yayımlayabiliyor;  sonra da hata yaptım diyor ama bu adamın yanında aklı başında kimse yok mu? Güneydoğu’da Türkçe konuşulmazmış! Vay güzelim Akkoyunlu başkenti Diyarbakır vay! Büyük Fatih, sadece Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri’ni korumak için Fırat’ın doğusuna geçilmemesini vasiyet etmişti! Irak elimizden çıktı, şimdi sıra Suriye, nihayetinde Güney Doğu! 

 

Biz nasıl bu hâle geldik, aydınlarımız nasıl uyuştu, devlet ne yapar?  Millet ne der! Cumhurbaşkanı olmazsa AKP gurubu da dağılacak! Hükümet sahiplenmese vay halimize! Tenkit etmek kolay! Şu anda Türkiye’nin ayağa kalkması ve “Kahrolsun Amerika, Kahrolsun Rusya” diye haykırması gerekmiyor mu? Bizde dimağ kalmamış dimağ!  Vatanımız için ayağa kalkmayı ihanet sayıyoruz; bunu da aydınlar yapıyor! Yazık, hem de çok yazık! Kamuoyu üzerinde etkin olanlar milleti uyandırması ve teşkilâtlandırması gerekiyor! Türkiye bir karışı bile başkasına ait olmayan bir Türk vatanıdır! Bu vatanın ucu Suriye’ye de çıksa tünel kazmamıza gerek yoktur! Bir sürü giden var gerekirse değnekleri elimize alır millet olarak gideriz! 

 

Öyle anlaşılıyor ki ABD ve Rusya Türkiye’yi Suriye’ye yaklaştırmak istemiyor. Dolayısıyla Türkiye politikaları için belki de NATO devrinden beri ilk olarak kimseden icazet almayacaktır! İşte hür bir devlet olmanın gereği budur! Bülent Ecevit ve Necmeddin Erbakan’ın Kıbrıs’da yaptığını misli ile yapmak lâzımdır! Ne oldu Kıbrıs harekâtında dünya savaşı mı çıktı; elbette zararı oldu ama millet olarak katlandık, yine katlanırız! Kötü mü oldu ambargodan ötürü alamadıklarımızı kendimiz üretmeye başladık. Bu sebeble şimdi 1974’den daha iyi, daha donanımlı ve daha kuvvetliyiz. 

 

Tayyip Bey Enver Paşa olmak istiyormuş! Mutlaka, o dönem geçti; Türkiye artık “Hasta Adam” değildir!  Enver Paşa ne yapmış vatan mı satmış! Bugün dünya kabul ediyor ki Türkiye ilk savaşı kaybetmediği halde mağlup sayıldı! Çanakkale-Kafkas-Irak-Suriye-Hicaz’da savaş kaybetmedik içimize hâkim olamadık! Tıpkı şimdiki gibi! Artık böyle işlerin ne zamanı ne de mekândır! Vereceğimiz örnek Mustafa Kemal’dir; aldığı bellidir, bugünkü Türkiye tapusu! 

 

Anlaşıldığına göre Suriye için Amerika’dan icazet Rusya’dan onay almayacağız! Bunun anlamı nedir? “Tam bağımsız Türkiye!”; şimdi millete iş düşüyor  “Bağımsız Türkiye”  ülkeyi ayağa kaldırma zamanıdır. İşte millet olarak görevimiz budur! Bu işin inadı, partisi, siyaseti olmaz; devlet kararına uymak zorundayız. Elbette savaş çığırtkanlığı yapmıyoruz; bu ülke yeteri kadar savaş görmüştür! Lâkin “Ver kurtul” da siyaset değildir! Dış politikada bu kadar çekilme; ama nereye kadar! Biz bin yıldan beri ayrılıkçı Kürd’ü doyuramadık, vatan versen Türkiye’yi, Türkiye versen dünyayı isterler! Dünyanın her yerinde küsuratın hâli budur! Bunlar ya birlik ve beraberlik içinde hür vatandaş gibi yaşayacaklar, ülke aleyhinde Moskova gezmeyecekler, yahud da kanun önünde hesap vereceklerdir.

 

Ülkemizdeki ayrılıkçı  PKK terörü sınırlarımız dışında  açtığı şube ile uluslararası duruma gelmiştir. Herhalde bu işin çıkış yolu aynen Irak’da olduğu gibi    ya mevcut durumu kabullenmek, yahut da   kendimize göre  tamamen bağımsız politikalar ortaya  koymaktır. İkinci şık  Türkiye’nin  dünyaya meydan okuyarak  Suriye’ye tek başına  müdahale etmesidir. Ülkede kamu oyu, başta aydınlar olmak üzere,  savaş anlamına gelecek  müdahaleye  şiddetle karşı!  Kamuoyu genel olarak  sanki  PKK’nın siyasi temsilcisi BDP’nin  yolundaymış gibi; bilerek veya bilmeyerek  savaş karşıtlığı bu  duruma gelmiş  bulunmaktadır.  Ayrıca  iktidar partisi içinde  çıkarılan münakaşalar da  elbette  böyle kararsızlığın göstergesidir. CHP ve MHP  teröre karşı  hükümetin yanında olduğunu açıklamıştır; fakat bu açıklama hiçbir şekilde Suriye’ye  müdahale anlamında  bir destek değildir. Kaldı ki iki muhalefet partisi  açık açık “Savaş vatanın kaybıdır,” gibi açıklamalarda bulunmuştur.

 

Aslında ABD Minsk’de   Suriye politikasını değiştirerek Türkiye’den ayrılmış ve Rusya’ya yanaşmıştır. Dolayısıyla dünya devletlerinde Suriye’nin geleceği ile ilgili olarak  Türkiye’den başka  değişik düşünen devlet bulunmamaktadır. ABD’ye PYD’nin  terör örgütü olduğunu kabul ettiremememizin gerçek sebebi budur. Bizim hükümetin  restleri de çok inandırıcı bulunmuyor, çünkü dış destekten tamamen  yoksundur. Türkiye her şeye rağmen  Suriye’ye girerse  elbette  örgüt militanlarının düzenli ordu karşısında  başarılı olması mümkün değildir. Rusya’nın hava desteği de  bu işte  insan kaybına rağmen   önleyici olamaz; bir dünya harbine de  kimse cesaret edemez! Rusya’nın Türkiye’ye karşı  olağanüstü bir  savaşa girmesi de  olası görülmüyor!

 

İşin gireceği mecra bellidir;  PYD gibi  düşük profilli  bir güç karşısında  sessiz kalan IŞİD gibi uluslararası bir güç Türkiye gibi bir güç ortaya çıktıktan sonra  bütün gücü ile bu tarafa yöneltilecek ve  ABD tarafından  işleri kolaylaştırılacaktır. Dünya öteden beri IŞİD ABD kurgusundan şüphe etmektedir.  En azından ABD koalisyon  uçaklarını durduracaktır. ABD’nin öteden beri istediği budur  ve o safhada  Suudi de  devreye girecektir! İşte o zaman artık PKK ve PYD tıpkı ilk dünya savaşında olduğu gibi  arkadan vurmaya başlayacak  ve Türk askerinin kazanımlarını yeni vatan diye sahiplenmeye  çalışacaktır! Esad  böyle bir duruma dünden razıdır, çünkü kolaylıkla   Kuzey Doğu Suriye’yi Kürtler ve  IŞİD’e  kendiliğinden teslim  etmişti.

 

Şu anda dikine Afrin ve Halep Ovası   bom boştur; burada  yüzlerce Türk köyü var, hafif bir IŞİD hakimiyeti; Kuzey Batıda ise    Afrin Kürt hareketi bulunuyor. Şu anda bile   rahatlıkla Cilvegözü – Halep arasında gidip-gelebilirsiniz! Herhangi bir tehlike  olacağını sanmıyoruz! Halep içinde   zaman zaman  tıpkı  Türkiye’de olduğu gibi mahalle savaşları var! Bu savaşlar Türkmenler ve Kürtler arasında   yerli halk veya âile savaşlarıdır! Buralarda köy desteğini de düşünürseniz  Türk çoğunluğu olduğunu ve basit bir yardımla  PYD güçlerini  yendiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz!

 

Şu anda ABD ve Rusya desteğinde  Kürtler ne yapacağını şaşırmıştır. Bir veya birkaç cephe Türkiye’de var, Afrin’e doğru ikinci cephe, elbette Halep olayları üçüncü cephedir. Bu bölgede  bu kadar Kürt bulunmuyor; o sebeple ABD de 8000 kişilik yardımda  bulunmuş! Sırp nişancılar da işte buralardan geliyor! Türkiye Suriye’ye müdahale etmezse  senaryo zaten ilk yazılıma uygun olarak devam ediyor ve  dünyaya kafa tutan IŞİD,  Kürtler karşısında nasılsa aciz kalıyor ve  Kuzey Suriye’de daha evvel ele geçirdiği yerleri bir bir  PYD’ye devrediyor!

 

Şu yazılarda  kurgu yok, komplo teorileri de bulunmuyor; fakat aşikar bir tarzda  oyun devam ediyor! Bu oyun  dünyanın oyunu; hiç kimse   Türkiye’nin yanında olduğunu açıklarken  samimi hareket etmiyor! Yapılmak istenen şey bellidir; Irak’da  Barzani’yi nasıl kabul ettiyseniz şimdi de PKK’nın yan kuruluşu PYD’yi  kabul edeceksiniz! Eski Dışişleri Bakanı ve  Cumhurbaşkanlarından  Abdullah Gül tam bir Amerikan ağzı ile Türkiye’nin cumhuriyet tarihinin en ağır bunalımından geçtiğini  ifâde ediyor ve Hükümet’e karşı da  aba altından sopa göstermekten geri kalmıyor. Dolayısıyla  on beş seneden beri bu ülkeyi idare edenler de  bunalımdan bahsederken  sorumluluk  kabul etmiyor.

 

Bütün bunlara karşılık en tutarlı sözleri Cumhurbaşkanı ve Başbakan söylüyor. Çünkü milli olan yegane söylemler bunlardır. Netice alınır veya alınmaz  fakat Türkiye’ye karşı  başka bir tercih bırakılmamış ve  bütün güçler  Rusya’da dahil ABD projeleri üzerinde  ittifak etmiştir. Aslında akıllı solcular ve Türkiye’nin bağımsızlığını savunan  milliyetçiler  açık bir şekilde bu görüşleri desteklemelidir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü