Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Çankaya Şubesinin Konuğu Mehmet Akif Okur'du

17 Mart 2016
Çankaya Şubesinin Konuğu Mehmet Akif Okur'du

Türk Ocakları Çankaya Şubesi 2016 Yılı dönemine ait faaliyetler kapsamında organize edilen Cuma Gecesi Sohbetleri’nin bu haftaki konusu “Savaş ve Terör Tehdit Arasında Türkiye” oldu. Mart ayının son programı 17 Mart 2016 günü saat 19.00’da Genel Merkez binasında gerçekleştirildi. Programın konuğu Ortadoğu ve Orta Asya Çalışmaları, Amerikan Dış Politikası ve Uluslararası Politik Ekonomi uzmanı Doç. Dr. Mehmet Akif Okur idi.

 

Bir şeylerin tırmanmakta olduğu hissedilir. Ama kötümser beklentiler hep ötelenir.

 

 

Türkiye yakın tarihinin en ağır terör saldırıları ile yüz yüzeyiz. Aynı zamanda da sınırlarımızın hemen dibinde alevlenen bir savaş yaşanıyor. Bu meselenin iç yüzünü daha iyi anlayabilmek için tarihe dönerek benzetme yapmak istiyorum. Uluslararası ilişkiler uzmanı olmamıza rağmen bizim işimizin önemli bir kısmı sosyal bilimlerin anası olan tarihledir. Gazete arşivleri bile tarihte olan önemli olaylar öncesinde bize çok şey söyler. Birinci Dünya Savaşı öncesi tarafların ülkesinde basılmış gazetelere bakıldığında “Bir şeylerin tırmanmakta olduğu hissedilir. Ama olanların büyük bir patlamayla infilak edeceğine dair, kötümser beklentiler hep ötelenir. Devletleri idare edenlerin aklına güvenilir. Sonuçta uçurumun kenarından dönüleceğine inanılır.”  Ancak bir cihan savaşı patlak verir. Hem de iki büyük ticari ortak olan Almanya ve İngiltere’yi karşı karşıya getirdi. Ekonomik ilişkiler, karşılıklı bağımlılık bir dünya kıyametinin kopmasını engelleyemedi.

 

Ülkemizin etrafını saran terör ve olası savaş tehdidini büyük resme bakarak manalandırmak lazım. Büyük resim, emperyal güçler arasında önümüzdeki on yıl boyunca tırmanacak olan gerilimi ve rekabeti işaret ediyor. Uluslararası rekabeti sistematik olarak inceleyenler: Sistemde büyük güçler arasında güç değişimi yaşandığı dönemlerin dünya savaşlarını doğurduğunu bilirler. Sistemde bir lider vardır. Başkaları ona meydan okumaya başladığında, liderlik değişimi olma ihtimali belirmişse o zaman bu tüm sistemi etkileyecek bir savaş doğurur. Son yüzyıla bakıldığında bunları görebiliriz. Günümüzde de dört ana kutbu olan Yeni Dünya düzeninin şekillenişi var. Asya’da Çin’in yükselişi, Rusya’nın toparlanışını, AB’in yaşadığı problemlere rağmen Almanya’nın güç odağı olması ve Amerika Birleşik Devletleri. ABD’nin olaya bakışı rekabetin olduğu ve adresinin de Asya olduğu yönündedir. Dolayısıyla önümüzdeki dönem boyunca biz Rusya ile Çin le ABD arasındaki bu gerilimin kademeli bir şekilde tırmanacağını göreceğiz. Önümüzde gerilimli bir dünya fotoğrafı var. 1990’ların başından dünyaya baktığımızda galibi belli bitmiş bir savaş vardı. Savaşın galibi ekseninde düzen bulmuş bir dünyada yaşıyorduk. Bugün ise tam tersine büyük güçler arasında rekabetin oluşacağı bir dünya gözüküyor.

 

Ateş çemberinin ortasındayız

 

Bölgemize bakarsak, Irak ve Suriye çok ağır travmatik iç savaşlarla çöküyorlar. Paramparça olma senaryoları havalarda uçuşuyor. En son Kuzey Suriye Federasyonu diye bir oluşumun ilan edildiğini biliyoruz. Bunu iki ülkede de başkaları takip edecektir. Bölgede istikrarlı görünen ülkelerde de her an bir şeyler olabilir. İran’ın iç dengelerinin gerilimli ve hassas olduğunu biliyoruz. Ermenistan - Azerbaycan sınırında her an alevlenebilecek iki ülkeyi savaşa sokabilecek gerilim mevcut. Gürcistan ise Rusya’dan yediği şamarın etkisi altında ve yeniden bir yüzleşme yaşanır mı? Kafkasya’nın kalan kısmında selefiler ve cihatçılar dediğimiz gruplar Suriye’deki çatışmaların da etkisiyle yeniden Kafkasya’da bir şeyler yapmak için aktif hale geçer vaziyetteler. Ukrayna’da Rus işgali sürüyor. Kırım’da Rus işgali sürüyor. Bir Tatar taburunun oluşturulduğuna dair haberleri işitmeye başlıyoruz. Ukrayna’nın doğusundaki çatışma varlığını sürdürüyor. Balkanlara geldiğimizde istikrar var gibi gözüküyor ama biraz yakından baktığımızda orada da dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğunu görüyoruz. Bulgaristan, Makedonya, Sırbistan’ın iç dengeleri hassas etnik gerilim ekonomik krizin etkisiyle gittikçe artmaktadır. Yunanistan ekonomik krizin etkisiyle aşırı sola savruldu. Bu krizler çözülmezse iki sene sonra tam ters bir istikamette daha aşırı bir sağa savrulan Yunanistan görebiliriz. Türkiye’nin doğrudan temasta bulunduğu tüm coğrafyalarda çok ciddi kriz, çatışma belirtileri var. Şu anda aktif çatışma olmayan yerlerde bile her an patlamalarla karşılaşabiliriz. Yani bir ateş çemberinin ortasındayız sözü bu sefer bir benzetme değil, içinde olduğumuz durumu ifade ediyor.

 

Türkiye yanı başında esen sert rüzgarları bünyesine almaya başladı.

 

Bu nasıl bir tehdit ifade ediyor. Irak ve Suriye örneğinden baktığımızda devlet altı düzeyindeki küçük örgütlerden, süper güçlere kadar herkesin angaje olduğu bir çatışma dinamiği görüyoruz. Suriye de yüzlerce örgüt görüyoruz. Bu örgütlerle ilişkili olarak savaş yürüten bölgesel güçleri görüyoruz. Bölgesel güçlerle ittifak yürüten emperyal güçleri görüyoruz. Ortadoğu’nun ortasındaki bu muazzam güç boşluğu nasıl bir yeni düzene doğru evrilecek. Peki, bu iş nasıl şekillenecek. Bu iş bölgesel aktörlerin savaşı olmaktan çıkmış durumdadır. Türkiye yanı başında esen sert rüzgarları bünyesine almaya başladı. Bunu terör tehdidi olarak hissetmeye başladık. Terör İŞİD gibi yapılarla ülkemizi sarsarken diğer yandan PKK terör örgütü çözülme sürecinin kendisine verdiği rahat hazırlanma imkanını sonuna kadar kullanan örgüt planlarını hayata geçirebilecek bir takvimi işletmeye başlamış vaziyette. Biriktirdiği tüm güçle saldırıyor. Önümüzdeki dönemde de saldırmayı sürdürecek. Çünkü Suriye’de karşısına çıkan fırsatı yüzyılın fırsatı olarak görüyorlar. Bu örgüt tarihinde ilk defa bir toprağı yönetme imkanı bulduğunu düşünüyor. Stratejisini de bu bölge üzerinde dünyanın tanıdığı egemen statü elde edebilmek üzerine kurmuş bulunmaktadır. Bunun içinde önündeki en büyük engel Türkiye’yi hareket edemez hale getirmek ve ülkeyi felç etmektir.

 

Burada tabi ki, çuvaldızı kendimize batırmamız lazımdır. Çözülme süreci denilen durum, Türk tarihinin son bir asırda ki en büyük stratejik yanlışıdır. Hiçbir boyutu doğru değildir. Yapılan hiçbir şey faydalı netice vermemiştir. Arkasında dört bin yıllık tarih tecrübesi olan bir devlet, böylesine bir şeyin içerisine nasıl girdi. Biz bunu henüz bütün boyutları ile bilmiyoruz. Bu sürecin önümüzde ki yıllarda da konuşulacağından hiç şüpheniz olmasın.

 

Sürece başlamadan önce kitlelere hakimiyeti sınırlı olan terör örgütü üzerinde ki baskının süreçle beraber üzerinden kaldırılması bizi bu günlere kadar getirdiğini söyleyen Doç. Dr. Mehmet Akif Okur: Başlangıcından bu yana kadar süreç ve sonrasında ülkemizde, bölgede ve dünyada olan olayları anlatarak son bölüme şu şekilde devam etti.

 

PKK’yı imha ve yok etme planı ortaya konulmalıdır.

 

Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durum büyük bir kriz, bu krize büyük bir planla cevap verilmesi lazım.  Fakat bizim temel sıkıntımız bizim yol haritamızın terörü müzakereler ile halletmek olduğundan yani “çözüm süreci” ile terörü bitirmek olduğundan yaşananlar yol haritasının yanlış olduğunu adeta haykırıyor. Bunun anlamı şu: Terörle bir asayiş meselesi gibi mücadele etmeğe çalışıyorsunuz. Devleti yöneten iradenin terör örgütünü yenip yok edebileceğine inanmalıdır. İnanmadığınız bir işi de başaramazsınız. Devlet cihazının terörle mücadele edecek şekilde ayarlanması lazımdır. Şu anda yapılan, terör örgütünün istediği yerde çatışmayı kabul etmektir. Devlet, terör örgütü saldırdığında cevap veriyor. Örgüt hendek kazıyor biz orada mücadele ediyoruz. Devlet top yekün terörle mücadele stratejisine sahip değil. Devletin terörle mücadele planının odağına; mutlaka PKK’yı imha ve yok etmeyi koymalı, tüm kurumlarını, kadrolarını ve bölgesel politikalarını buna göre düzenlemelidir. Stratejik akılında gereği budur.         

 

Program soru-cevap ve katılımcılara yapılan ikram ile sona erdi.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü