Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Giresun Şubesinden Çanakkale Savaşları Konferansı

18 Mart 2016
Giresun Şubesinden Çanakkale Savaşları Konferansı

Giresun Türk Ocağı’nda 18 Mart 2016 tarihinde Giresun Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Oktay KARAMAN “Çanakkale Savaşları” konulu konferansının sunumunu yapmıştır.

 

Konferansın Özeti

 

Çanakkale Zaferi, bize en pahalıya mal olan zaferimizdir. Karşılığında, en çok insan kaybına maruz kaldığımız bir zaferdir. Bu zafer için hemen hemen her evden bir iki şehit verilmiştir. Türk Milleti, binlerce aydınını, okumuşunu bu savaşta yitirmiştir. Anadolu'dan ve özellikle İstanbul'dan akın alan gönüllü öğretmen, mülkiyeli, tıbbiyeli öğrenciler, Türk Ocakları'nda yetişmiş okur-yazarlar, aydınlar bu savaşa katılmışlar ve can vermişlerdir. Bu savaşa toplam 400.000 Türk katılmış ve bunun 250.000'i zayi olmuştur. Üç yıl süren Kurtuluş Savaşı'nda en güçlü olduğumuz dönem olan Büyük Taarruz'da ancak 100.000 kişilik bir ordu yapabildiğimiz ve bütün Kurtuluş Savaşı boyunca 40.000 kişilik zayiat verdiğimiz hatırlanırsa, Çanakkale Zaferi'nin bedeli daha iyi anlaşılır.

 

İrade-i Seniyye 2104

Şehr-i hâlin on altıncı günü Donanma-yı Hümayun’un bir kısmı tarafından Karadeniz’de manevra icra eyle[mek]de olduğu sırada Karadeniz Boğazı’na torpil dökmek vazifesi ile hareket ettiği bilahare anlaşılan Rusya Donanması’ndan bir takımı mezkûr manevraları ihlal ve müteakiben izhar-ı muhasama ile boğaza doğru hareket etmeleriyle Donanma-yı Hümayun tarafından mukabele olunmakla beraber şayan-ı teessüf olan şu hadise hakkında Hükûmet-i Seniyye’ce Rusya Devleti’ne müracaat ile tahkikat icrası ve vak’a esbabının zâhire ihrâcı teklif ve bu suretle bî-taraflığı muhafazaya ihtimam edilmiş olduğu halde Rusya Devleti müracaat-ı vâkıaya cevap ita etmeksizin sefirini geri celb eylediği gibi kuvâ-yı askeriyesi de Erzurum hudûdunu nukât-ı muhtelifeden tecâvüz etmesine ve bu sırada Fransa ve İngiltere Devletleri dahi sefirlerini geri çağırdıktan başka İngiliz ve Fransız donanmaları müştereken Çanakkale’ye ve İngiliz kruvazörleri Akabe’ye top atmak suretiyle bilfiil muhâsamâta ibtidar ve ahîren de düvel-i mezbûre Devlet-i Aliyye ile hâl-i harpte bulunduklarını ilan eylediklerine binaen Hükûmet-i Osmaniyye’ce de müsteniden bi-tevfîkâti’l-lâhi teâlâ mezkûr üç devlet ile hâl-i harp ilanını irade eyledim. 

 

 

Bu irade-i seniyyenin icrâsına Hey‘et-i Vükelâ memurdur.”

 

Çanakkale'de karşımıza o dönemin süper güçleri olan İngiltere ve Fransa vardı, İngiltere, yedi denizin hâkimi, topraklan üzerinde güneş batmayan bir imparatorluk ve namaglûp bir devlet idi. Bununla da aşın gurura kapılmıştı. Her iki devlet, sömürgelerindeki kaynaklarını da bu savaş için seferber etmiş ve 600.000 asker kullanmıştı. Başlangıçta zaferden hiç kuşku duymayan bu iki dev, Türk'ün azmi, vatan için vatanından başka her şeyini feda eden anlayışı karşısında, mağlubiyeti kabul etmek zorunda kaldı. 252.000 zayiat vererek Gelibolu Yarımadası'ndan kaçtı. Bu kaçış İngiliz İmparatorluğu için geriye gidişin başlangıcı olmuştur.

Ordu genel olarak her biri üçer tümenli kolordulardan, tümenler de üçer piyade ve birer topçu alayı ve diğer sınıflardan ibaret bağlı birliklerden teşkil edilecekti. Tasarlanan bu kadroların tamamlanabilmesi için 450.000 kişiye ihtiyaç vardı. Hâlbuki ordunun iaşe kadrosu ise 200.000’i geçmemekte idi. 2 Ağustos 1914’te imzalanan Türk-Alman askerî ittifak anlaşmasından bir gün sonra genel seferberlik ilan edildi. Ordunun adedinin arttırılmakla her şeyi çözeceğine inanan Osmanlı Genelkurmayı yanılgısını ancak harbin sonunda anlayabildi.

 

Çanakkale’de yeni bir cephe açma fikrinin en ateşli savunucusu olan İngiltere’nin denizcilikten sorumlu bakanı W.Chuchill: Osmanlı devleti güçsüzdür. İstanbul son yıllarda siyasal ayaklanmalara sahne olmuştur. Hükümet denetimi elinde tutuyor olsa da donanmamızın Sarayburnu’nda görünmesi her şey değiştirecektir. Osmanlı’nın sadece iki cephane fabrikası vardır. Her ikisi de kıyıdadır. Denizden yapılacak atışlarla fabrikalar, Harbiye Nezareti ve Galata Köprüsü vurulabilir. İstanbul, Osmanlı Devleti’nin tüm iktisadî, siyasi ve askeri faaliyetlerinin merkezidir. İstanbul’un düşüşü bir anlamda Osmanlı Devleti’nin yıkılışı demektir‛ diyordu.

 

İngiliz Deniz Bakanı Churchill'e göre de; “Türkiye'yi derhal kalbinden vurmak için deniz gücüyle desteklenmiş Yunan ordusu Gelibolu’yu ele geçirebilir. Bu Müttefiklere Çanakkale Boğazını açar. Marmara’ya girilir. Türk ve Alman gemileri batırılır. Oradan Karadeniz' deki Rus donanması ile bağlantı kurulur ve duruma tümüyle hâkim olunurdu”.

 

Kafkas Cephesinde ise Ruslar, Çanakkale Cephesindeki Türk birlikleri bu cepheye kaydırılmadan önce Erzurum'a kadar ilerlemeyi düşünmüş ve harekete geçmişlerdi. Çanakkale'de Müttefiklerin durdurulması Ruslara Boğazlar yolu ile yardımı engellemiş, Erzurum'a kadar girerek Osmanlı Devleti ile ayrı bir barış yapabilme telaşına düşmüşlerdi. Doğu Anadolu'da elde edecekleri basanlarla Rus halkının maneviyatını düzeltmek istemişlerdi. Rusya, açık denizlere inme amacına yönelik olarak elinde bulundurduğu bu alternatifi savaş ortamında değerlendirmek istedi. Öncelikle Türk Ermenileri üzerinde bu konuda yatırımı da vardı.

 

18 Mart 1915 günü, Türk tayyareciler erken saatlerde yaptıkları keşif uçuşu sonucunda: Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi sayıldı. Bunlardan; 19’u ağır, 3’ü hafif olmak üzere 22’si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir. Sayıları tam olarak belirlenemeyen denizaltılar görülmüştür. 6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza doğru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır‛ diye rapor verirler. Çanakkale’de Türk tayyarecileri önemli görevler gerçekleştirirler. Bu tayyareciler arasında Darendeli Yüzbaşı Kemal de görev yapmış ve daha sonra şehit olmuştur.

 

Yarbay Mustafa Kemal, Anafartalar muharebelerine ait hatıralarında “Biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 7-8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiçbirisi kurtulamamacasına hepsi düşüyor. İkinci siperdekiler, onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakika sonra öleceğini de biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler Kur’an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şayan-ı hayret ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”

 

Türk taarruzunu General Hamilton daha sonra hatıralarında şöyle anlatmıştır: “İndirdiğimiz onca vahşi darbeye rağmen, gebe dağlar hala Türk doğurmaktadır. Yer yer ilerleyen çizgiler; yeşil çimenlerin üzerinde kımıldayan noktalar; Sarıbayır sırtında, yara izine benzeyen geniş bir kırmızı toprak üzerinde birbirlerini izleyen noktalar-işte yeni bir nokta dizisi ve yine bir tane daha… Yaklaşıyor, gözden kayboluyor, yine ortaya çıkıyorlar… Mevziimizin en yüksek ve en orta yerine, birbirini kovalayan dalgalar halinde yükleniyorlar… Bizimkiler oldukları yerde tutunabilmişlerdi. Yeşil çimenliklerin üzerinden geriye az, çok az nokta döndü. Ötekiler karanlıklar âlemine göçmüşlerdi.”

 

Çanakkale deniz zaferi, Türk milletini çok sevindirmişti, O günlerde Mehmet Akif, duygularını aşağıdaki mısralarda dile getirir. Şair yazdığı mısralarda orduya ve millete moral ve cesaret vermeye çalışır. O birçok şiirinde olduğu gibi din, vatan, millet, şeref, namus, birlik, beraberlik, hürriyet, şehitlik vb. kavramlara vurgu yapar. Mehmet Akif kendi içini yakıp-kavuran duygu ateşini herkese ulaştırmaya çalışır. O, askeri ve milleti motive edip harekete geçirecek duygu, düşünce ve şuuru coşkulu bir şekilde uyandırmaya çalışır.

 

Arıburnu’na düşman çıkarmasının olduğu 25 Nisan sabahı, Mustafa Kemal komutanı olduğu 5. Ordu’nun ihtiyatı 19. Tümeni ile Bigalı köyü civarında idi. Mustafa Kemal’in komuta ettiği 19. Tümen, ordunun ihtiyatı olma-sına rağmen bir taburunu ilerde ne olup bittiğini öğrenmek amacıyla Anafartalar Hattı kıyılarına sürmüştü. Mustafa Kemal’in kendisi de olanları izlemek için maiyeti ile birlikte Conkbayırı’na hareket eder. Çarpışmaların önemli bir safhasını kendi anlattıklarından dinleyelim: ‚Conkbayırı’nın güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin tarassut /gözetleme edilmesi için görevli bir müfreze’nin Conkbayırı’na doğru kaçmakta olduğunu gördüm; ‘Niçin kaçıyorsunuz’, dedim. ‘Efendim düşman’ dediler. - Nerede? ‘İşte diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler’. Kaçan müfrezedeki askerlere: ‘Düşmandan kaçılmaz dedim’. ‘Cephanemiz kalmadı’ dediler. Cephaneniz yoksa süngünüz var dedim. Aynı zamanda Conkbayırı’na doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile cebel bataryasının derhal bulunduğumuz yere gelmesi için emir subayımı görevlendirdim. Bağırarak müfrezedeki askerlere süngü taktırdım ve yere yatmalarını emrettim. Türk askerlerinin yere yattığını gören düşman askerleri de yere yattılar, işte kazandığımız an o andı‛.

 

25 Nisan 1915 tarihinden Ocak 1916 başına kadar, İtilaf kuvvetlerinin bölgeden çekilişine kadar geçen sürede cereyan eden muharebelerde her iki taraf da büyük kayıplar vermiştir. 5 Ordu Komutanlığının savaş sonrasında Başkumandanlık Vekâletine verdiği raporunda Türklerin genel kayıplarının 213.882 kişi, İngilizlerin kayıpları 205.000, Fransızların kayıpları ise 47.000 olarak ifade edilmiştir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü