Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Minare Referandumunun Beyinsel Temeli

06 Aralık 2009
Eriman TOPBAŞ

29 Kasım 2009 Pazar günü, Hıristiyanlık inancına sahip bir ülke olan İsviçre’de bir minare referandumu yapıldı. Referandumda özü itibariyle “ülkede yapılacak camiler minareli olsun mu?” sorusunun cevabı arandı. İsviçre’de yaşayan insanların %57,5’i (çoğunluğu kadın+cami olmayan yerler) bu soruya “hayır, camiler minareli olmasın” derken, %42,5’i “evet, camiler minareli olsun” dedi. Ortaya çıkan bu sonuç, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünyada medyanın birinci gündem maddesi olarak yerini aldı. Belli başlı gazetelerin köşe yazarları, televizyon yorumcuları, din adamları ve siyasetçiler konuyla ilgili görüşlerini kamuoyuyla paylaştılar. İsviçre’de olduğu gibi buralarda da farklı görüşler ortaya çıktı. Görüş beyan edenlerden bazıları “hayır”cıları haklı bulurken bazıları da “evet”cileri haklı buldular.

Aşırı sağ olarak nitelendirilen siyasetçiler hariç, tüm kesimler insanın inanma hakkını hedef alan bu referandumun yapılmasını doğru bulmadıklarını belirttiler. Hatta farklı dinlere mensup birçok din adamı, “hayır”cıların aksine, minare yasağını doğru bulmamıştır. İsviçre halkının %42,5’i de, minare karşıtlarının tek yönlü propagandalarına rağmen, minareye “hayır” dememiştir.

Referandum vesilesiyle minarenin işlevi ve din açısından anlamı üzerinde düşünme fırsatı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, kiliselerdeki çan unsuruyla camilerdeki minare unsuru dini bir gereklilik açısından karşılaştırılmış ve her ikisinin de bir dini gereklilik olmadığı belirtilmiştir. Kanıt olarak ilk cami örnek olarak gösterilmiştir. Minarenin işlevi ise müezzin tarafından Müslümanları günde beş vakit namaza davet etmek üzere ezan okunan bir mekan olarak tanımlanmaktadır. Müezzin bu görevini ancak tek bir minarede yerine getirmekte, diğer minare/minareler cami mimarisinin tamamlayıcı öğeleri olarak kalmaktadırlar. Avrupa bağlamında, müezzin minareden ezan okuyamıyor, ezan yerine ışık kullanılmakta, yani namaz vakitleri minarelerden ışık yayılmak suretiyle Müslümanlar haberdar edilmektedir. Bu durumda Avrupa’da minarenin yapısal bağlamda tek işlevi var, o da caminin bulunduğu yeri işaret etmek.

Minare referandumu beyin bağlamında nasıl açıklanabilir? MacLean tarafından geliştirilen teoriye göre, beyin üç ana kısımdan meydana gelmektedir. Bu kısımlar aşağıdan yukarıya doğru sürüngen sistem veya R-Kopleks, limbik sistem ve neo-kortekstir. İnsanoğlu, R-Kopleks merkezli davranışlarıyla sürüngenlerle, limbik sistem merkezli davranışlarıyla memelilerle benzerlikler gösterir. Neo-korteks, insana özgü ve insanı diğer canlılardan farklı kılan bir beyin katmanıdır (Topbaş, 2007:40). Adı geçen yapılarla ilgili geniş bilgiler “Ceviz Yapılı Beyin, Kendimi Tanımak ve Geliştirmek Hakkımdır” isimli kitabımızdan edinilebilir.

Sürüngen beyin temelde fiziksel olarak yaşamın sürdürülmesiyle görevli olup yönettiği davranışlarda hayvanların yaşamlarını sürdürme davranışlarıyla yakın benzerlikler göstermektedir. Bireysel hakimiyet alanı belirlemede, üremede ve toplumsal hakimiyet kurmada önemli roller oynamaktadır. R-Kompleks davranışlarının belirleyici özellikleri otomatik olmaları, gelenekselleşmiş davranışlara sahip olmaları ve değişime karşı çok dirençli olmalarıdır.

MacLean’ı insan ve hayvan dünyaları arasında benzerlik kurma çalışmasına sevk eden temel nedenlerin başında R-Kompleks davranışların olduğu söylenebilir. MacLean, insanların zekalarına ve kültürel olarak belirlenmiş davranışlarına rağmen hayvanların yaptığı sıradan şeyleri yapmaya devam etme nedenini açıklamak amacıyla, kertenkeleler arasındaki toplumsal hiyerarşiyi mercek altına almış ve onlarda barış, savaşma, yeni gelene karşı tavır alma gibi davranışlar belirlemiştir.

Kertenkelelerle ilgili bulgulardan hareket eden MacLean, insanoğlunda tanımlanabilir kategoride sürüngen davranışlar bulunduğunu iddia etmektedir. Bu sürüngen davranışlar; alan savunması, giyinip kuşanma ve törensel gösteriş, yuva kurma davranışları, toplumsal hiyerarşinin korunması, eş seçme geleneği, sürü davranışı, eş uygulamalı davranışlar, saplantısal davranışlar ve yeniden canlandırma davranışları, dönencel davranışlar ve aldatıcı davranışlar olarak sıralanmaktadır (Caıne, 2002:58-60).

Referandum sürecinde, minare karşıtlarının kullandıkları propaganda afişleri doğrudan beynin R-Kompleks yapısını hedef almaktadır. İsviçre’deki Müslüman çoğunluk balkan ülkelerinden gelmiş olmasına ve mevcut kültürle ciddi bir sorunu olmamasına rağmen, afişlerde kullanılan simgelerin İslam coğrafyasının en geri ve en sorunlu bölgelerinden seçildiği gözlenmektedir. Öne çıkan afişlerden bir tanesinde kullanılan simgeler oldukça etkileyici. Afişin görsel kısmında, kırmızı zemin üzerinde beyaz bir haç, haçın ¼’lük kısmı, afişte öne çıkarılan siyah burkalı bir bayan tarafından görülmez hale getirilmiş ve geriye kalan kısmı da yine siyah minarelerle çevrilmiş. Böylece İsviçre kültürünün zeminini meydana getiren haç, siyah burkalı kadın ve siyah minareler arasından parça bölük görünür hale getirilmiş. Afişe göre İsviçre’nin gündelik hayatı, gündelik hayatını şekillendiren kültürü ve kültürünün temelini oluşturan dini “kötü (siyah)” kültür tarafından kuşatma altına alınmış ve İsviçreli, özellikle de bayanlar, çok ciddi bir tehdit altındadır.

Soru bir: Böyle bir afiş, cinsiyet bağlamında, öncelikle hangi İsviçreliyi savunma/saldırı konumuna getirir? Soru iki: Bu afişi gören bir İsviçrelinin öncelikle hangi beyin bölgesi harekete geçer?

Afişten, iki bakımdan bayanların etkileneceği öngörülebilir. Birincisi afişin kendi yaşamlarına yönelik bir tehdit sunması; ikincisi ise dinlerinin çepe çevre kuşatılmış gösterilmesi. Erkeklere göre dini ritüellere daha fazla meyilli olmaları nedeniyle söz konusu kuşatma bayanları daha fazla etkileyebilir. Ayrıca “dil” başta olmak üzere kültürlerin muhafaza edilmesi ve aktarılmasını kadınlar gerçekleştirmektedirler. Dolayısıyla kültürel değerlere saldırılara karşı kadınların daha fazla direnç göstermeleri şaşırtıcı değildir. Oylama sonuçları bunu doğrulamaktadır.

Afiş, beyin bağlamında, genel olarak “sürüngen beyin- R-Kopleks” ve “limbik sistem” olmak üzere iki bölgeyi harekete geçirebilir. Birincisi biyolojik varlığın sürdürülmesinde etkin olan bölge ve ikincisi duyguların oluşup tepkiye dönüştüğü yerdir. Bu bölgelerin diğer bir özelliği de insanların ilkel duygularının ortaya çıktığı yerler olmasıdır. İsviçreliler de “R-Kopleks ve limbik sistem”lerinin emirlerine uyarak “yeni gelenlere” karşı tavırlarını “minaresiz gelebilirsiniz” şeklinde ortaya koymuşlardır.

Kaynakça

CAINE, R. N. – G. (2002). Beyin Temelli Öğrenme. Çev. Editörü: Gülten Ülgen. Ankara: Nobel Yayınları,
TOPBAŞ, Eriman (2007). Ceviz Yapılı Beyin, Kendimi Tanımak ve Geliştirmek Hakkımdır. Ankara: Tek Ağaç Yayınları

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü