Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Eskişehir Şubesinden 104. Yıl İle Alakalı Basın Açıklaması

25 Mart 2016
Eskişehir Şubesinden 104. Yıl İle Alakalı Basın Açıklaması
Daha sonra Türk Ocaklarının 104. Kuruluş yıldönümü dolayısıyla Eskişehir kurucularından; Dr. Galip TOKER, Dr. Yusuf Cemal ÖZKAN, Dr. Tekin OKTAR, Dr. Halil DOĞRAMACI, Mustafa TEKER, Aydın ARAT, Melih DOĞRAMACI, Abdullah ASİL ve Tekin ÇOLPAN'ın ruhlarına ithafen Reşadiye Camii'nde Hatim Duası ve Mevlid'e okundu.
 
BASIN AÇIKLAMASI
 
TÜRK OCAKLARI 104 YAŞINDA
 
Bugün, Ocağımızın 104. kuruluş yıldönümünü kutluyor olmanın sevincini yaşıyor ve bu mutluluğu milletimizle paylaşıyoruz.
Türk Ocakları’nın kuruluşu, bilindiği üzere, târihimizin en buhranlı dönemlerinden birisine denk gelmiştir.Osmanlı Devletinin tasfiye sürecine sokulduğu, yüzyıllardır vatan bildiğimiz toprakların birer birer elimizden çıktığı, düşmanın top seslerinin İstanbul'dan duyulduğu bir sırada, bu kötü gidişata isyan eden yüzdoksan askerî tıbbiyeli talebenin çağrısına kulak veren dönemin vatansever aydınları, bir araya gelerek, Türklük Şairi Mehmet Emin Yurdakul’un geçici başkanlığında 25 Mart 1912’de Türk Ocaklarını kurdular. Türk Ocakları, yetiştirdiği millî kadrolarla başta Çanakkale ve Sakarya Harpleri olmak üzere milletin yeniden dirilişine, Millî Devletimizin kuruluşuna rehberlik etmiştir.
 
Değerli Basın Mensupları;

Türkiye’nin 21. yüzyıl başlarında, yakın coğrafya ile tarih ve kültür temelinde iyi ilişkiler geliştirme ve yumuşak güç sayesinde bir bölge gücü olma siyaseti doğru idi. Ne var ki, Arap Baharı, Suriye ve Mısır krizlerinde yapılan hatalı tercihler bizi zor bir duruma soktu. Türkiye’nin çevremize bigâne kalması elbette mümkün değildir. “Bizim Suriye’de ne işimiz var?” şeklindeki bir yaklaşım, tarihimiz ve müktesebatımızla bağdaşmaz. Bununla birlikte, medeniyet coğrafyamızla ilişkilerimizde hem kendi içimizdeki hem de bütün medeniyet coğrafyamızdaki hassasiyetleri, emperyalist güçlerin bölgemize dönük emellerini ve siyasetlerini bütün yönleriyle değerlendirmek ve ona göre hareket etmek şarttır.
Ümit ediyoruz ki; son yıllarda yaşananlar sonucunda Türkiye’yi yönetenler artık karşı karşıya kaldığımız beka probleminin ciddiyetini çok iyi anlamış olsunlar. Bundan sonra, bize dayatılmak istenenlere karşı, yeni Ortadoğu haritası projesini hatırımızdan asla çıkarmadan kendi politikamızı belirlemeliyiz. Zira bize hayırhah gösterilen “müzakere” masalarının hangi alçak ve hain saldırılarla sonuçlandığını, “çözüm süreci” denemesi açıkça göstermiştir.Çok iyi bilmediğiniz, romantik ve taraflı yayınlardan bir kanaat sahibi olduğunuz “Dersim Olayı”nı dilinize doladığında birileri de Sur, Cizre ve Nusaybin’de yaşananları kullanarak Türk Devleti’ni uluslararası kuruluşlar nezdinde suçlamak cesaretini bulduğunu görürsünüz.
“Suriye Savaşı”nın başından itibaren IŞİD, hem ABD hem de Rusya açısından bölgedeki planlarının tahakkukunu sağlamada çok gerekli ve elverişli bir araç olageldi. IŞİD’le mücadele bahanesiyle Suriye’deki muhalifler eziliyor, Türkmen coğrafyası siliniyor. Nüfusunun çoğunluğu Arap ve Türkmenlerden oluşan PYD kantonları arasındaki bölgelerde etnik temizlik uygulanıyor ve adım adım Suriye’nin kuzeyinde bir “PYD Kürt koridoru/kuşağı” gerçekleştiriliyor. Bir yandan Irak gibi Suriye de en az üçe bölünerek İsrail’in güvenliği açısından çok önemli bir adım atılırken öte yandan İran’ın Irak ve Suriye’deki nüfuzunun artmasına izin verilerek, Şii-Sünni düşmanlığının derinleşmesi sağlanıyor.

Değerli Basın Mensupları;
 
Terörün dini, imanı, meşrebi, mezhebi, milliyeti yoktur. Son terör olaylarının ve yapılan katliamların insanlar bakımından en önemli öğretici tarafı da bunun kesinlikle ortaya çıkmış olmasıdır. Katledilenlerinin yaşlarına, mesleklerine ve mensubiyetlerine bakıldığında bu rahatlıkla görülür. Bu ve önceki katliamların da hedefi bütün insanlığın yanı sıra; büyük Türk Milleti ve gök kubbenin altında yaşamaktan mutlu olduğumuz aziz vatanımızın bütünlüğüdür. Nihayet verilmeye başlanılan kararlı mücadelenin sonucunda can çekişmeye başlayan terör örgütü temas halinde olduğu profesyonel istihbarat örgütleri ve devletlerden aldıkları desteklerle insanlarımızın haleti ruhiyesini bozarak, umutsuzluğa sevk etmeye ve tedirgin etmeye çalışmaktadır. 
Terör örgütlerinin, terörün ilk ortaya çıktığı tarihten bu tarafa yapmaya çalıştıkları ve hedefledikleri tek şey budur. Zira terörün karşısındaki esas güç olan milli birlik şuuru zedelendiği, insanlar ümitsizliğe kapıldığı takdirde terör gayesine ulaşmış olacaktır.
Devletimiz ve güvenlik kuvvetlerimiz hiçbir şartta boyun eğmeksizin, milletiyle bütünleşerek, şimdiye kadar yaptığı hatalardan vazgeçerek;şu anda olduğu gibi teröre karşı kararlı ve kesintisiz mücadelesine devam etmelidir. Bu mücadelede en ufak taviz veya vazgeçme manasına gelecek açıklamalar panik halindeki terör örgütlerini yeniden diriltecektir.
Artık hatalar üzerinde tartışma değil,içinde bulunduğumuz açmazdan çıkış için birliğimizi güçlendirme zamanıdır. Gün teröre karşı ayırt etmeksizin; amasız, fakatsız ve her türlü mensubiyet, ön kabul ve taassup bir tarafa bırakılarak dimdik durmaktır.
Değerli Basın Mensupları
Bugün, etnik bölücü anlayışa karşı Türk milliyetçileri, bu vatan topraklarında bin yıllık kardeşliği, Anadolu mayasını savunuyor. Bu duruş doğrudur ve tarihî birikimimizin sonucudur; geleceğin de temeli olması için bu fikrin sosyal, kültürel ve siyasi planda da hakkının verilmesi elzemdir. Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki projeler, meselemizin zorluğunun göstergeleridir. Ancak Türkiye’nin tarihî, askerî, ekonomik, sosyal birikimi ve gücü hafife alınamaz. Şu an bir dünya gücü değiliz ama bu potansiyelimiz vardır. Türkiye’yi yönetenlerin, gözlerini Türk dünyasına daha fazla çevirmeleri, pek çok şeyi değiştirebilir.Bununla birlikte ABD, Rusya ve Çin dâhil hiçbir büyük gücün tek başına kuvvet ve kudret sahibi olamayacağı, bölgelerde müttefiklere ihtiyaç duydukları aşikâr bir gerçektir. O bakımdan Türkiye’nin Ortadoğu ile ilgilenmesi elbette şarttır ama başka yerlerde verimsiz kullanılan heyecanların; dış politikada Orta Asya ve Türk dünyası faktörünün önemiyle mütenasip bir tarzda değerlendirilmesi de zaruridir.
 
Anayasa Meselesi
 
Türkiye’nin bir süredir tartıştığı Anayasa konusunda ise sadece savunmacı bir anlayış ve yaklaşımla değil, Türkiye’nin geleceğini esas alan bir bakış açısıyla meseleyi ele almak lazım geldiğini düşünüyoruz. Anayasa niçin değiştirilmek isteniyor? Gerçekten “Darbe Anayasası”ndan kurtulmak için mi? Başkanlık sistemi konusu hangi teorik ve ilmî araştırmalar sonucu gündeme getiriliyor? Veya Türkiye’nin yakın tarihinde yaşanan hangi olumsuzlukların, başkanlık sisteminin olmayışından ileri geldiği tespit edilmiş? Kestirmeden söyleyelim: Türkiye, sihirli çözümler aramak yerine, meselelerine akıl ve bilim ışığında, kendi medeniyet birikimi zaviyesinden bakmaya çalışmalıdır. Anayasa ve sistem konusu, tarihî tecrübesi farklı toplumların kopya edilmesine uygun değildir. Bugün maalesef ülkemizde bazı hususlar, liderlere duyulan sevgi veya nefret temelinde ve siyah-beyaz ikilemi içerisinde değerlendirilmektedir. Sistem meselesinin kaçınılmaz bir şekilde şahsileştirildiği herkesin malumu iken ve Türkiye’nin içeriden ve dışarıdan büyük tehditler altında bulunduğu bir ortamda, kutuplaşmayı arttıracak sistem tartışmasının sadra şifa sonuç üreteceğine dair ümit beslemek de pek mümkün görünmüyor. Yine de sağlıklı ve serinkanlı bir şekilde yapılacak olan bu tartışmaların ortak akıl çerçevesinde Türk milleti ve devleti için hayırlı sonuçlar doğurmasını temenni ederiz.
 
BİZ HEP BİRLİKTE TÜRK MİLLETİYİZ.
 
104.YAŞIMIZ KUTLU OLSUN.
 
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü