Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Milli Mefkure Mektebi'nde Türk Düşüncesinin Temelleri Dersi

26 Mart 2016
Milli Mefkure Mektebi'nde Türk Düşüncesinin Temelleri Dersi
Bir nesil yetiştirme iddia ve gayretinde olan Eskişehir Türk Ocağımızın Milli Mefkûre Mektebi'nin 2.Dönem dördüncü programı "Türk Düşüncesinin Temelleri" konusuyla İstanbul Medeniyet Ünv. Öğretim Üyesi Doç.Dr.Fatih Mehmet Şeker'in verdiği seminerle gerçekleştirilmiştir.Sayın Şeker konuşmasında özetle şunları söylemiştir;
 
 
 
 "Düşünce Bir Kişinin Değil Bütün Bir Medeniyetindir"
 
 
 
Türk düşüncesi teşekkül ettiği devirden günümüze aynı çekirdeğin etrafındaki bir meyve gibidir. Türkistan havzasında filizlenir Selçuklu’da meyveye durur Osmanlı’da meyveler devşirilir. Modernleşme dönemi ise yaprak dökümü, zeval dönemini temsil eder.
 
 
Bir düşünce sistemi hangi aşamaları kat ederse etsin geriye doğru bakarak ileriye akar. Dolayısıyla her işte ehemmiyetli olan başlangıçtır. Bir düşünce sisteminin vücut bulduğu iklimi zapt edebilen,kuşatabilen insan bir düşünce sisteminin geleceğine dair yaklaşık bir fotoğraf elde edebilir. Bizim tarihimizde iki ayrı dönemeç var. Bu dönemlerden biri İslamlaşma dönemi. Türk tarihinin yörüngesinin değiştiği bir dönem. İkincisi ise batılılaşma dönemidir.
 
 
İslamlaşma ve modernleşme dönemi olarak iki ana düzlemde incelenen unsurların Türkler üzerindeki etkisi ve Türklüğe yansımaları üzerine durabiliriz. Türkler’i İslam’a yakınlaştırmak için İslamiyet ve Peygamber Efendimiz (sav) Türklere özgü kavramlarla nitelendirilmiştir. Bu bağlamda Mevlana’nın peygamber efendimizi çekik gözlü olarak tasvir etmesi örneği verilmiştir. Modernleşme çerçevesinden bakıldığında ise Kınalızade Hasan’ın Aristo’yu Osmanlı kisvesine yerleştirerek anlattığı görülüyor aynı şekilde Farabi’nin Eflatuna abdest aldırdığı gibi söylemek istediklerinin meşruluğunu artırmak için başka keselerden anlatıldığı görülmüştür, bu bağlamda bu kişilerin arkasına sığınarak söylenen sözlerin değeri ve etkisi artırılmakla beraber kabul görürlüğü de sağlanmıştır. Böylece yavaş yavaş Türklerde kabile olmak yerini millete bıraktığını görüyoruz. Nesebi ve sebebi asabiyet mevzusuna değinecek olursak Türk’ü Arap ve Acemin yek vücut hale gelmesidir, içine bakıldığında Türklerin Araplardan yahut Acemden aldığı bürokrasiyi ve merkez idare düzenini göz ardı  edemeyiz. Hak Türk’e çeşme-i irfanı haram etti, Türkiye’de felsefe yapmak kutupta hurma aramak gibidir sözleri üzerine Türkler felsefe yapabilir mi sorusu üzerine yoğunlaşıldı. İbn-i Haldun ve Farabi felsefe yapmanın gerekçelerini; zahidane bir hayat ve nefsi yok ederek yaşamayı, bir hırka bir lokma anlayışı ve felsefe yapmanın köylü hayatıyla alakalı olduğunu, göçebeliğin bir medeniyet barındırdığını belirtirler. İbn-i Haldun ve Farabi’nin gerekçelerine bakıldığında Türklerin bu şartlara daha baştan sahip olduğu görülmektedir.
 
 
Maziye gidip gelmeye çalışan bir insan geçmişin günümüze nasıl aktarılabileceğinin mücadelesini veriyor demektir. Geçmişte ne olduğunu bilen gelecekte ne olacağını bulacaktır. Tarih felsefemiz çevrimseldir. Keser döner sap döner bir gün gelir hesap döner anlayışı vardır. Dünyanın belli merkezlerinde Osmanlıyı araştıran kürsüler kurulmasının sebebi, bu adamlar bu kadar yıl dünyaya hükmettiler. Bu yüzden gelecekte de muhtemelen bu olabilir. Düşünce bir kişinin değil bir medeniyetindir. Yok diyen adamlar bu yokluğun içine, yokluk deryasına kendilerini atıyorlar.
 
 
Erol Güngör diyor ki; “Milletimiz çok sanatkarane bir tarih yorumu yaparak İslam öncesi dönemle sonraki dönemi adeta tabii bir teşekkül haline koyar. Düz bir çizgi haline koyar.” Yani milletimizin muhayyilesinde İslam öncesi ve sonrası dönem diye bir ayrım yoktur. Düz bir çizgi halindedir. Erol Güngör’ün burada bahsettiği Devlet-i Ebed Müddet fikridir. Dedem Korkut’un ilk sayfalarında yazanda şudur; “Kayıların saltanatı sonsuza kadar sürecektir.” İsmail Hakkı Bursevi ise devletler “Osmanlı ile kemale erer” diyerek bunu kast etmiştir.
 
 
 
Osmanlı medrese veya düşünce geleneğinin zirvesindeki şahsiyeti Taşköprüzade 'dir. Onun Şakaiki Osmani yani Osmanlının içinde ve dışında yer alan herkesi Osmanlı düşüncesinin bir parçası olarak ele alıyor. Yani Kanuni döneminin ruhuna uygun olarak geride bırakılan mirasın tamamının Osmanlı tarafından içselleştirildiğini söylüyor. Osmanlının geçmişle olan irtibatının tabii bir oluşum haline koyuyor. Yani biz Osmanlıya baktığımız zaman İslam entellektüel geleneğinin bütününü görebiliriz. Gazali'nin peşine düşülmesinin esprisi de budur. Osmanlı Gazalicidir. İngilizler Amerikalılara ne demişti. Peki şu Kant'ı ne yapacağız. Bu sözü biz söyleyecek olsak ne derdik Amerikalılara, şu Türkleri ortadan kaldıralım deseler cevap olarak ne derdi İngilizler, Peki Gazali ne yapacağız derlerdi. Gazali, hem entellektüel standardı üst düzeyde olan insanları besleyen bir adam, hem de en alt düzeydeki hacı amcaya bile hitap eden bir dili tutturan bir adamdır. Eskiden köylerde Gazali'nin İhya-ı Ulumiddin kitabı vardı. İhya, İslam'a ait bütün kitaplar yok olsa bütün düşünce geleneğimizi bu İhya'dan hareketle kurabiliriz."
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü