Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Duygusal Beyin ve Öğrenme

16 Mart 2011
Eriman TOPBAŞ

Birisi bilişsel, diğeri duygusal olmak üzere, iki beynimiz bulunmaktadır. Bilişsel beynimiz, beynimizin dış yüzeyinde, duygusal beynimiz ise beynimizin iç kısmında yer alır. Bilişsel beynimiz, mantıklı olup düşünce ve dilsel işlevlere ev sahipliği yapar ve görevini yerine getirirken sembollerden yararlanır. Duygusal beynimiz ise vücudumuzun fizyolojik işlevlerini kontrol eder ve dış çevreyle ilişkilerimizi düzenler. Duyu organlarımız vasıtasıyla gelen sinyaller duygusal beynimiz tarafından alınır ve ilk tepkiler yine bu beynimiz tarafından oluşturulur.

Duygusal beyin, Françoise Lotstra’nın, “Le cerveau émotionnel ou la neuroanatomie des émotions – Duygusal beyin veya duyguların nöro-anatomisi” isimli makalesinde belirttiğine göre şu beyinsel yapılardan oluşmaktadır: Amigdale, akümbens, hipokampus, hipotalamus, talamus, ön alın ve şakak loblarının bazı kısımları. Sayılan yapılar, yazara göre, şimdilik saptananlardır, ileride duygusal beynimizin etkileşim alanlarının daha da genişlemesi ihtimal dâhilindedir.

Duygusal beyin, beynimizin en eski kısmıdır. Bu beyinsel yapı, tüm memeliler ve bazı kısımlarıyla da sürüngenlerle benzerlik gösterir. Duygusal beyin sanat ürünlerimizin biyolojik temellerini oluşturur. Bilişsel beynimize göre daha basit bir çalışma biçimine sahiptir. Bu çalışma biçimi duygusal beynimizi sanatsal faaliyete daha uygun hale getirir. Vücudumuzun canlılığını sürdürmesi doğrudan doğruya duygusal beynimize bağlıdır: Solunum sistemimiz, kalp ritmimiz, tansiyonumuzun kontrolü ve düzenlenmesinden o sorumludur. Diğer insanlarla ve diğer dış çevre unsurlarıyla ilişkilerimizde çoğu zaman duygusal beynimiz etkili olur.

Duygusal beyin, bir anlamda beynimizin kalbidir. Olumlu/olumsuz tüm duygularımıza burası ev sahipliği yapar. Yine insanın iç çevresini burası oluşturur. Öğrenme için temel teşkil eden iç-dış etkileşim sonuçları burada kayıt altına alınır. Yani burada hafızaya dönüştürülür. Ağırlıklı olarak tüm yaşantılarımız burada depolanır. Dolayısıyla, yeni öğrenmelerin anlamlandırılma yeri burasıdır.

Öğrenme,21. Yüzyılda Öğrenme” başlıklı bir önceki yazıda belirtildiği gibi, bireyin çevresiyle etkileşime girmesiyle beyninde oluşan biyo-kimyasal değişiklikler sonucu meydana gelmektedir. Bireyin, nerede ve hangi koşullarda olursa olsun, etkileşime girdiği her çevre bir öğrenme çevresi olarak adlandırılabilir. Öğrenme çevresinde, bireyin kendisiyle birlikte iki temel yapı daha vardır. Bunlardan biri öğreten, diğeri ise bilgidir. Birey bu çevrede bilgiye öğreten üzerinden ulaşır. Öğretenin görevi, bu bağlamda, bireyin öğrenme nesnesiyle etkili bir şekilde etkileşime girmesini sağlamaktır. Birey bu etkileşim sonucu öğrenmelerini gerçekleştirir. Öğrenme, öğrenenin sorumluluğunda olduğu için, öğrenmede öğrenenin istekliliği/isteksizliği önemli olmaktadır. Öğrenenin isteklilik/isteksizlik durumunun oluşmasından duygusal beyin sorumludur.

Öğrenme, bu bağlamda, duygusal beynin bir fonksiyonu olarak kabul edilebilir. Bireyin öğrenme nesnesine yönelmesinde veya ondan uzaklaşmasında ve öğrenme sürecine girmesinde/girmemesinde duygusal beyin belirleyici olmaktadır. Eğer birey, öğreten davranışlarını kendisi açısından tatmin edici buluyorsa, onun rehberliğinde daha kolay öğrenmeler gerçekleştirebiliyor; aksi durumda, onun üzerinden bilgiye ulaşmak istemiyor. Öğrenme çevresiyle etkileşime girmemek için bahaneler üretmeye başlıyor. O halde “asık suratlı bakkal, güler yüzlü bakkal” tiplemesi, Ertaş’ın “tatlı dil, güler yüz” söylemi öğreten için de geçerli duygusal göstergelerdir. Ancak öğretenin tatlı dilli ve güler yüzlü olması tek başına öğrenme çevresinin cazibesini artırmada yeterli olmayabilir. Öğrenme çevresinin öğrenen için çekici olmasında öğrenme nesnesinin tasarımı da önemlidir. Öğrenme nesnesinin tasarımı duygusal beyni etkileyici olmalıdır. Bunun için, Caine and Caine’in “Beyin Temelli Öğrenme” isimli kitabında açıkladığı temel ilkelerden yararlanılabilir. Caine and Caine tarafından geliştirilen “beyin temelli öğrenmenin temel ilkeleri” şunlardır: 1. Beyin paralel işlemcidir. 2. Öğrenme tüm fizyolojiyle ilgilidir. 3. Anlam arayışı içseldir. 4. Anlam arayışı örüntülemeyle oluşur. 5. Örüntü oluşturmada duygular çok önemlidir. 6. Beyin parçaları ve bütünleri aynı zamanda işler. 7. Öğrenme hem çevresel/organsal algıyı hem de odaklanmış dikkati gerektirir. 8. Öğrenme her zaman bilinçli ve bilinçdışı süreçleri içerir. 9. En az iki farklı türde belleğimiz vardır: biri uzamsal bellek sistemi ve diğeri mekanik öğrenme için bir sistemler dizisi. 10. Olgu ve beceriler doğal uzamsal bellekte yapılandırıldığı zaman en iyi şekilde anlar ve hatırlarız. 11. Öğrenme zorlanma ile zenginleşir, tehdit ile engellenir. 12. Her beyin kendine özgüdür.

Beyin temelli öğrenme ilkeleri yakından incelendiğinde, birinci ve sonuncu ilkeler hariç tüm diğerlerinin duygusal beyinle ilişkili oldukları görülmektedir. Çocuklarımızın okullarına severek gitmelerini sağlamak, onların öğrenme kapasitelerini tam kullanmalarına rehberlik etmek ve dolayısıyla özgüvenlerini yükseltmek için öğrenme çevreleri duygusal beyin fonksiyonları çerçevesinde düzenlenmelidir. Aksi halde, her okul, gönülsüz yenen aş misali “ya karın ağrıtmaya ya da baş ağrıtmaya” devam edecektir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü