Türk Dünyası Yardım Kampanyası

YÖK Suçsuz

16 Temmuz 2010
Eriman TOPBAŞ

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) rektör atamalarında suç işliyor mu? Eğer suç işliyorsa, niçin yasalar yakasına yapışmıyor? Eğer suçsuzsa, niçin rektör atamaları için oluşturduğu listeler şiddetli tepkiler alıyor? Yine YÖK listelemesine bağlı olarak, niçin benzer tepkiler Cumhurbaşkanlığı makamına da yöneltiliyor? Mevcut sistem üniversiteleri basıl etkiliyor?

Türk Dil Kurumu, “suç” kavramını; “Törelere, ahlak kurallarına aykırı davranış” ve hukuki bağlamda ise “Yasalara aykırı davranış, cürüm” olarak tanımlamaktadır. Tanımdan anlaşıldığı kadarıyla, bir davranışın suç olup olmadığının ölçütü yasalardır. O halde, bireylerin veya kurumların davranışları yasalara aykırı olmadığı sürece “suç” olarak nitelendirilemez. Bu bağlamda, YÖK’ün ve ona bağlı olarak Cumhurbaşkanlığı makamının ortaya koydukları davranışlar yanlış değildir.

Uygulamada bir yanlış yoksa ve rektör atamaları yasal çerçeveye uygunsa bunca olumsuz tepkilere ne demeli? Kanun bağlamında bakıldığında tepkilerin bir anlamı yok. Zira gözlendiği kadarıyla tepkiler 2547 sayılı yükseköğretim kanununun 13. maddesinin birinci paragrafına değil, adı geçen yasanın verdiği yetkileri kullanan mercilere yönelik olarak ortaya çıkıyor. Rektör atamaları bağlamında her hangi bir tepki gösterilecekse, bu tepki yasanın ilgili maddesine göre görevlerini yerine getirenlere değil, yasa koyucuya gösterilmelidir. Ancak tepki gösterme mevcut sorunu çözemeyeceğinden, sorunu çözme yönünde acilen yeni yasal düzenlemelere gidilmelidir.

Yeni düzenlemede temel ilke ne olmalıdır? Bir ülkenin yönetim yapısı ile ülkedeki toplumsal kurumların yapılanması arasında doğrudan bir ilişki vardır. Yani bir ülkenin toplumsal kurumları o ülkenin idari yapısına göre şekillenir. Dolayısıyla ülkelerin yönetim yapılarıyla toplumsal kurumları uyumlu hale getirilmezse sorunların yaşanması kaçınılmaz olur.

Türkiye, mevcut haliyle merkeziyetçi bir idari yapıya sahiptir ve toplumsal kurumlarını da bu yapı doğrultusunda şekillendirmesi gerekir. Merkeziyetçi yönetim sistemlerinde, tüm kamu faaliyetleri merkezi yönetimin iradesi doğrultusunda gerçekleştirilir. Kurum yöneticileri merkezden gönderilir ya da merkezin takdir ettiği kişiler yönetici olurlar.

Eğitim yöneticileri –ilk, orta, yüksek öğretim- de aynı sistemin unsurlarıdırlar. Bir ülkenin eğitim sistemi bir bütündür ve sistemin temel unsurları birbirini besler. Bir yerdeki arıza diğer unsurları da etkiler. Bu nedenle eğitim sistemini bir bütün olarak düşünmek ve sorunlara bu çerçevede yaklaşmak daha doğru olur. Eğitim sisteminin hiçbir yerinde yönetici belirlemede seçime başvurulmazken, niçin yükseköğretimde seçime ihtiyaç duyuluyor? Madem seçime ihtiyaç var, niçin doğru dürüst bir seçim modeli geliştirilmiyor?

Mevcut sistem, sistemi işletenler de dahil olmak üzere tüm tarafları rahatsız etmektedir. Üniversitelerde öğretim üyeleri ve diğer çalışanlar arasında sosyal yarılmalara neden olmaktadır. Özlük hakları konusunda sorunlar yaşanabilmektedir. Akademik enerji yanlış alanlarda tüketilmektedir.

Sorun nasıl çözülür? Çözme niyeti oluştuğunda hiçbir problem çözümsüz kalmaz. Benim iki önerim var: 1. Yükseköğretim yasası ülkenin yönetim yapısı dikkate alınarak yeniden düzenlenmeli ve 13. maddenin birinci paragrafı derhal değiştirilmeli, 2. Fransa’da olduğu gibi Yükseköğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanlığı kurulmalı ve tüm üniversiteler bu bakanlığa bağlanmalıdır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü