Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Balıkesir Şubesinde "Kültür-Mutfak İlişkisi Bağlamında Balıkesir Mutfağı" Konferansı

15 Nisan 2016
Balıkesir Şubesinde "Kültür-Mutfak İlişkisi Bağlamında Balıkesir Mutfağı" Konferansı

Türk Ocakları Balıkesir Şubesinde Ocakbaşı sohbetlerinin bu haftaki konuğu Balıkesir Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Murat DOĞDUBAY oldu. Doç.Dr. Murat DOĞDUBAY ocakbaşı sohbetinde “Kültür-Mutfak İlişkisi Bağlamında Balıkesir Mutfağı” hakkında konuştu.

 

İnegöl doğumlu olan Doç.Dr. Murat DOĞDUBAY, Balıkesir Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu’nda 1998 yılında tamamladığı lisans eğitiminin ardından, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilim Dalı’nda 2000 yılında Yükseklisans ve 2006 yılında Doktora eğitimlerini de tamamlamıştır. Yükseklisans eğitimi esnasında Balıkesir Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu’nda Araştırma Görevlisi olarak akademik hayata adım atmıştır. Doktora eğitiminin ardından 2006 yılında Yardımcı Doçent Doktor, 2013 yılında Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Anabilimdalı’nda Doçent Doktor ünvanlarını kazanmıştır.

 

Farklı dönemlerde Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdür Yardımcılığı ve Erdek Meslek Yüksekokulu müdürlüğü başta olmak üzere farklı idari görevlerde bulunmuştur. Ayrıca ulusal ve uluslararası dergilerde hakemlik, bilimsel toplantılarda bilim kurulu ve düzenleme kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Avrupa Birliği fonları doğrultusunda hazırlananlar da olmak üzere farklı projelerde katılımcı ve eğitimci olarak bulunmuştur. Başta yiyecek-içecek ve gastronomi olmak üzere turizm alanında makaleleri, ulusal ve uluslararası bilimsel toplantılarda bildirileri, ulusal kitap bölümleri ve kitapları bulunmaktadır.

 

Doç.Dr. Murat DOĞDUBAY ocakbaşı sohbetinde şunları söyledi:

 

Kültürün Geleneksel Mutfağa Etkisi

 

Kültür, bir toplumun sahip olduğu maddi ve manevi değerlerin bütünü başka bir deyişle toplumun hayat tarzıdır. İnsanların varlıklarını sürdürebilmeleri için giyinmeye, barınmaya, beslenmeye ve savunmaya ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik faaliyetlerin önemli sayılabilecek bir kısmı beslenmeye ayrılmaktadır. İnsanın günlük hayatının önemli ve ayrılmaz bir kısmını yemek kültürü oluşturmaktadır.

 

Bazı yemek kültürleri, yemeğin sunuluşuna ve görünüşüne; bazıları damak tadına; bazıları da çeşidine ve miktarına önem verir.  Örneğin; Türkler yemeğe çorba ile başlayıp hamur işi tatlılarla bitirirken; Japonlar turşuyla başlayıp çorba ve çayla bitirir. İtalyanlar ise hamur işi (pasta veya makarna) ile başlayıp kahveyi ayakta içerek yemeği bitirirler.

 

Geleneksel Mutfağın Tanımı

 

İnsanların varolma ve var kalma sorunlarını giderebilmeleri için, dünyada her kültürün beslenme alışkanlığı vardır. Ama kültürlere ait kişilerden kiminneredene vakitlernelerineylenasılyiyeceğini töreler belirler.Kahvaltılarda köyde çorba içilirken şehirde çay içilmesi kültür kalıbına örnektir. Kültürel farklılıklara örnek olarak; Fransızların kurbağa ve salyangoz; Japonlar’ ın çiğ balık; Amerikalılar’ ın çiğ istiridye; Uzak Doğulular’ ın ise köpek eti ve canlı maymun yemeleri gösterilebilir. Bunlardan yola çıkılarak; yemeğin, bireyin en temel gereksinmesi olmasının yanında; toplumsal hatta ulusal kimliği oluşturan öğelerden birisi olduğu gerçeği de ortaya çıkar. Bundan dolayı da, yemek, toplumsal süreçlerde değişerek ve gelişerek farklı gelenekleri oluştururken, aynı zamanda anlayış olarak kendisini sanat katına yükseltmiş olmaktadır.

 

Yemek pişirme sanatı ilk olarak Mezopotamya’da ortaya çıkmış ve bu sanat, daha sonra dünya genelinde Çin ve Anadolu Mutfakları olarak iki ana mutfağa ayrılmıştır. İlerleyen zaman içerisinde Çin Mutfağı Japon Mutfağını geliştirmiştir. Anadolu Mutfağı’ndan  Mısır Mutfağı, Mısır Mutfağı’ndan Grek (eski Yunan) Mutfağı ve bundan da Roma Mutfağı etkilenmiştir. Son olarak  Roma Mutfağı’nın Fransız ve dolaylı olarak İngiliz Mutfaklarını; İngiliz Mutfağı’nın ise Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika Mutfakları’nı etkilediği görülmektedir.

 

Aynı zamanda kıtalar bazında konu ele alındığında; Asya Kıtası’ndaki ulusların mutfakları 4 ana bölgeye ayrılmaktadır:

 

1.Doğu Asya Ülkeleri Mutfakları

I.Çin Mutfağı

II.Japon Mutfağı

2.Batı Asya Ülkeleri Mutfakları

I.Türk Mutfağı

II.Orta Doğu Ülkeleri Mutfakları

3.Güney Asya Ülkeleri Mutfakları

I.Hindistan Mutfağı

II.Pakistan Mutfağı

III.Afganistan Mutfağı

IV.Tayland Mutfağı

V.Singapur Mutfağı

4.Kuzey Asya Ülkeleri Mutfakları

I.Kazakistan Mutfağı

II.Rus Mutfağı

III.Gürcistan Mutfağı

IV.Azerbaycan Mutfağı

 

Anadolu ve Arabistan Yarımadası’nı kapsayan Batı Asya, buğdayın anayurdu olması; kiraz,şeftali ve fıstık ağaçları ile asmanın ilk olarak bu bölgede tarıma girmesi gibi etkenlerin neticesinde yemek sanatı konusunda dünyadaki diğer bölgelere göre daha önemlidir. Bu bölgedeki ulusların kültürlerinin önemli bir bölümünü yemek kültürü oluşturmaktadır. Oluşan bu yemek kültürünü diğer bölgelerin yemek kültürlerinden ayıran farklardan birisi; bölge ülkelerinde genellikle günde üç öğün yemek yenmesi özelliğidir.

 

Türk Kültürü İçerisinde Türk Mutfağı’nın Yeri

 

Türk Mutfağı’nın zenginliğinden söz ederken Türkiye (daha doğrusu Anadolu) Mutfağının zenginliğinin göz ardı edilmemesi gerekir. Çünkü Anadolu Mutfağı, Türkler Anadolu’ya gelmeden önce de varlığını sürdürmüştür. Üstelik bu mutfak sürekli değişikliklere ve etkilenmelere maruz kalmıştır. Türkler Anadolu’ya gelmeden önce Persler’ in, Yunanlar’ ın,Araplar’ ın istilaları, son olarak da Haçlı Seferleri yemekleri çeşitlendirmiş ve zenginleştirmiştir. Ancak bu etkilenmenin bölgesel olduğunu ve süreklilik taşımadığını da göz ardı etmemek gerekir.

Genel olarak Türk Mutfağı’nın temelini;

1)     Tarihsel birikim ve çeşitlilik.

2)     Coğrafyanın ve mevsimlerin zenginliği ve değişikliliği

3)     Denizlerin ve göllerin çeşitliliği ve buna bağlı ürünler Türk Mutfağı’nın zenginliğinin nedenlerini oluşturmaktadır.

Önceleri at sırtında göçebe hayatı yaşayan Türklerin zengin bir mutfak kültürü oluşturmaları mümkün olmamıştır. Türkler’ in Orta Asya’daki yaşamlarında genellikle at, koyun,deve eti, kaymak, süt, peynir, yoğurt, içine bakliyat ekledikleri ayrandan oluşan yöresel gıdalarla kısıtlı mönüleri olmuştur. Bal haricinde ağır tatlı yememişlerdir. Dana eti pek sevilmemiş, genellikle pastırma ve kavurma olarak tüketilmiştir. En kolay pişen yemek, çıplak ateşte pişen yemek olduğu için  muhtemelen en eski ve en yaygın yemek de, Türkler arasında, ızgara et olmuştur. Bazen de et, yahni ve çevirme olarak değerlendirilmiştir. Kısıtlı olan sebze ile kalye (haşlama ve buğulama yöntemi) denilen yöntemle yemek yapılmıştır. Orta Asya’da kalmış Türklerin at sütünden mayalandırılan kımız, az da olsa şarap ve darıdan yapılan boza içtikleri de bilinmektedir.

 

Göçebelerin, sürüleriyle birlikte diyar diyar göçmeleri nedeniyle, koyundan yapılan ızgaralar da ilk zamanlardan itibaren yenmiştir. Moğolistan’dan İtalya’ya (Ravioli) kadar; içinde Türkler’ in cirit oynadığı bir alanda pastırmanın da bu göçebelik günlerinden kalma bir Türk buluşu olduğu bilinmektedir. Dilimlenerek tuzlanan ve kurutulan et parçaları, göçebe hayata çok uygun birkonservasyon tekniğinin ürünü gibi görünmektedir.

 

Sütten yoğurt üretmenin  göçebe olarak yaşayan Türklerin buluşu olduğu kanısı yaygındır. Buna göre; içinde önemli oranda yoğurdun olduğu tarhana da bir Türk buluşudur. Tencere,  yerleşik hayatın belirtisi olmakla birlikte, göçebelerin de yanlarında az sayıda taşıyabildikleri kap kaçaktan birisidir. Nitekim,  pişirilmelerinde tencereye ihtiyaç duyulan ve gene göçebelik dönemlerinden başlayarak, tahıldan yapılan birçok yemek çeşidi olmuştur. Örneğin; mantı, dünyada en geniş alana yayılmış yemek türlerinden biridir. XI. yüzyıldan itibaren (Anadolu’da yerleşmeye başladıktan sonra) Türkler etten sonra sirkeli ve yoğurtlu hamur işlerini de mutfaklarına katmıştır.

 

Türk Mutfağı, bilgi ve sanat bileşimi özelliği taşımasının yanında bir terapi öğesi olma özelliğini de taşımıştır. Buradan yola çıkılarak; midenin insan vücudunda neden olduğu bütün rahatsızlıklar,  Türk Mutfağı'nın anlayışlı ve insan ruhuna hitap etmesini bilen ürünleri aracılığıyla tedavi edilebilmiştir. Örneğin; 

 

•          Halk arasında kırk türlü yemeği yapılan patlıcanın, yumurtalık iltihabına;

•          Kabağın ve özellikle çekirdeğinin, bağırsak parazitlerini yok etmeye, siroz ve kanlı ishale;

•          Ebegümecinin, solunum ve sindirim hastalıklarına; lapasının çıban ve ağrılı hastalıklara;

•           Soğanın, pişmişinin ülsere, bel soğukluğuna ve nisai hastalıklara;

•           Lahananın mide ağrılarına ve balgam söktürmeye, bademcik iltihabına iyi geldiğine inanılmış ve bunlar, tedavi amacıyla  kullanılmıştır.

 

Sarhoşluk vermeyen, soğukluk adı verilen içecekler de içilmiştir. Bunlara örnek olarak ise; (şarabın fermante edilmemiş hali olan) şırakoruk suyu ve kayısı suyu sayılabilir. Bunlar, evlerin buzluk denilen kısımlarında soğutularak yemekten önce ve sonra içilmiştir. Ayrıca bütün meyve suları taze olarak sıkılarak ya da kaynatılıp şurup olarak hem sofraları zenginleştirmek amacıyla hem de sağlıklı keyif vermesi amacıyla  evlerin kilerlerinde saklanmıştır. Nardemirhindimeyanvişne,kızılcıklimongülbalkoruk şerbetleri hemen her evin sofralarında bulunmuştur. Yoğurdun sulandırılmasıyla yapılan ayran da Türklerin tüm dünyaya yaydığı bir içecektir. İçine ayva ve muşmulanın kesinlikle katıldığı bir meyveler karışımı olan ve bu meyvelerin bekletilmesiyle hazırlanan tükenmez ise gece konuklarına yanında biraz şekerle sunulan bir içecektir.

 

Türk Mutfağı’ndaki Çeşit Zenginliğinin Nedenleri

Türk Mutfağı’ ndaki çeşit zenginliği bir çok etkene bağlıdır. Kısa bir ifadeyle;

1.     Türk ulusunun tarihsel yaşamı, gelenekleri, kültürü ve yaşadığı coğrafi çevredeki geniş olanaklar,

2.     Türk ulusunun dünyanın en eski uluslarından biri olması,

3.     Mezopotamya Mutfağı’nın varlığından kaynaklanan Anadolu Mutfağı’nın varlığı,

4.     Orta Asya ve Anadolu topraklarının sunduğu ürünlerdeki çeşitlilik,

5.     Uzun bir tarihsel süreç boyunca birbirinden farklı birçok kültürle yaşanan etkileşim,

6.     Selçuklu ve Osmanlı gibi imparatorlukların saraylarında gelişen yeni tatlar,

7.     Osmanlı İmparatorluğu’ nun topraklarının en geniş olduğu dönemde (ki bu dönemde Asya, Avrupa ve Afrika’dan pek çok ülkenin kültürel özellikleri de imparatorluk bünyesinde toplanmıştı) çeşitli mutfaklardan etkilenmiş olması,  Türk Mutfak kültürünün yeni yapısını kazanmasında rol oynamıştır.

 

Osmanlı’da Yemek Kültürü İle İlgili Ayrıntılar

•          Osmanlı Mutfağı’nda pirinç pilavı ve hoşaf  ekmek  kadar önemli idi.

•          III. Murat zamanında saray mutfağında 1100 kişiden daha fazla insan çalıştı. Türk geleneğinde aşçı, yalnızca yemek pişirmekle görevli olarak kabul edilmemiştir.

•          Sarayda 10  ayrı mekanda, birbirine geçmeli olan mutfak mevcuttu.

•          Saraydaki yemeklerin sonunda genelde meyve vardı. Salata çok az yeniliyordu.

•          Zerde’ nin düğünlerde verilmesinin nedeni, içindeki safranın sakinleştirici özelliğinden yararlanılarak düğünlerde fazla gürültü- patırtının önlenmek istenmesiydi.

•          1539’da Kanuni’ nin oğullarının düğününde önce helva ve diğer tatlılar verilmiştir. Daha sonra daha hafif olan reçel ve reçelden daha sıvı,tatlı bir yiyecek olan Cevariş verilmiştir. Daha sonra gelenekselleşen bu Helva Sohbetleri’ ne padişah da katılmıştır. Her sınıf kendi arasında Helva Sohbeti düzenlemiş, akşamları sohbet amacıyla toplanan insanlara kalkmalarına yakın helva  ikram edilmiştir. 

•          3 ayda bir maaş alan Yeniçeriler saraydan memnuniyetlerini belli etmek için padişaha bir kese içinde Akide Şekeri veriyorlardı.

•          Padişahlar, her Ramazanda, her on yeniçeriye bir tepsi olmak üzere ocağa baklavayaptırırdı. Her tepsiyi iki yeniçeri saraydan alarak Yeniçeri Ocağı’ na getirir, ertesi gün bu gümüş tepsiler ve üstüne örtülen ipek futalar saraya geri giderdi. Yeniçeriler, yönetimden memnunlarsa tepsideki baklavaların hepsini yerlerdi. Baklavanın kalması yönetimden şikayetçi olduklarına işaretti.

•          Her Ramazanın 15. Günü padişah huzuruna çıkan baş yemek, soğanlı yumurtaydı. Pişirilmesi hayli güç olan bu yemeği, şayet padişah beğenirse onu pişiren aşçının rütbesikilercibaşı olurdu. Aşçıbaşı  olabilmek ise; mesleki açıdan çok önemliydi.

 

Balıkesir Yöresi Mutfağı

 

Yurdumuzun önemli tarım ve turizm alanlarından biri olan Balıkesir, hem Marmara hem de Ege Bölgesi’nin iklimsel özelliklerini barındırması nedeniyle oluşan uygun iklim koşullarının, mahsüllerini arttırdığı bir il olarak bilinmektedir. Bunun yanında Balıkesir Mutfağı da muz ve çay gibi özel ortamlarda yetişen ürünlerin dışında hemen hemen tüm sebze ve meyvenin topraklarında yetiştirebilmesinden dolayı da mutfak konusunda sınır tanımayan imkanlara sahiptir.

 

Balıkesir ilinde mutfak kültürünün bu denli gelişmesi ve yemeklerdeki çeşitlilik öncelikle ilin sahip olduğu coğrafi özellikten dolayıdır. Şöyle ki; ilin doğusunda ve kuzey kısmında tahıl üretimi yaygındır. Bu durum da Keşkek gibi temelini tahılın oluşturduğu yemeklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

 

Bunun yanında, şeker pancarı, tütün, pamuk, ayçiçeği ve özellikle Edremit Körfezi civarında Türkiye’deki üretimin yaklaşık 1/3’ünü karşılayan zeytin üretimi de sayılabilir. Ayrıca yine bu yörede baklagiller, şaraplık üzüm, incir, pamuk ve mandalina da yetiştirilir.

 

Son olarak; koyun ve sığırın yanında özellikle son yıllardaki teşvikler nedeniyle hızla artan ve artık Türkiye’nin belli başlı sayılabilecek firmalarında tavukçuluk yapılmaktadır. Özellikle kıyı kasabaları için büyük geçim kaynağı olan balıkçılık ve arıcılık ilin hayvancılığının da gelişmiş olduğunun göstergesidir. Tüm bu sayılanlar Balıkesir Yöresi mutfağının niteliksel ve kültürel zenginliğini göstermektedir.

 

Yörenin sahip olduğu mutfak kültürü, bölge adına, yoğun bir şekilde tanıtım aracı niteliği taşımakta, ayrıca yöre için turistik çekim unsuru oluşturmaktadır. Bunun yanında; mutfak kültürü yörenin sürdürebilir rekabet avantajı kazanması bakımından da önem arz etmektedir.

 

Balıkesir yöresinde faaliyet gösteren ticari yeme-içme işletmeleri, genellikle harcadıkları maliyetin üzerinde gelir kazanmakta ve karlı işletme durumunda olmaktadırlar. Yine faaliyet gösteren ticari yeme-içme işletmeleri, diğer işletmelere nazaran daha fazla talep görmektedir.

 

Balıkesir yöresinde bulunan ticari yeme-içme işletmeleri yapı ve hizmet şekilleri bakımından kültürel mutfağı tanıtmada görece zayıf bir performans göstermektedir. Bunun yanı sıra, ticari yeme-içme işletmeleri, teknik donanım ve görsellik açısından, nitelikli ve estetik özellik taşımaktadır.

 

Balıkesir mutfağının, bölgesel imajı oluşturmada, geliştirmede ve bölgesel pazarlamada katkısı yüksek olabilecektir. Bu doğrultuda ortaya çıkan çözüm önerilerini şu şekilde sıralamak mümkün olabilir:

•     Öncelikle Balıkesir Mutfağı sunan restoranların açılması teşvik edilmeli ve bu konuda hukuki düzenlemeler yapılmalıdır. Türkiye’de ekonomik koşulların sürekli değişiklik göstermesi gibi makro ve işletmenin ekonomik yapısı gibi mikro nedenler; söz konusu ürünleri sunan restoranların rekabetçi bir yapıya bürünmelerini gerektirmektedir. Özellikle son yıllarda hızlı bir gelişme gösteren Fast-Food tarzı yiyecek içecek işletmeleri ve bunlara yönelik artan talep, restoranların bu konuda daha etkili  pazarlama faaliyetlerinde bulunmalarını  gerektirmektedir.

•     Coğrafi işaretleme  kırsal bölgelerin gelişimi için ve kültürel mirasın korunması için yasal ve ekonomik bir araç, yörenin ve ürünlerin yurt içi ve yurt dışında kolayca  tanıtılmasını sağlayan bir uygulamadır. Balıkesir Mutfağının öne çıkan ürünlerinden bir veya birkaçı  (Höşmerim başta olmak üzere) coğrafi işaretlemeye uygun olabilir.

•     Balıkesir Mutfağı’nın Türk Mutfağı’ndaki gerçek yerini alması, uluslararası mutfak teknolojisinin ve uygulanmakta olan hazırlama yöntemlerinin kullanılarak; hafif yiyeceklerin uygun bir servis ile yabancılara sunulmasına bağlıdır. Böylece Balıkesir Mutfağı, hem Türkiye ve dünya üzerindeki hak ettiği yeri çalışarak ve bunu daha da geliştirerek alacak hem de turizmin ayrılmaz bir parçası haline gelecektir.

•     Balıkesir Mutfağı’nı sunan restoranlar, tek başlarına veya oluşturacakları birlikteliklerle, Akdeniz Mutfaklarını Koruma Birliği gibi örgütlere katılmalı ya da örgütleşmeye gitmelidirler. Böylece; hem Balıkesir Mutfağı’nı tanıtmak biraz daha kolaylaşacak hem de Balıkesir Mutfağı, Balıkesir’in pazarlanmasında daha etkili rol oynayabilecektir.

•     Balıkesir Mutfağı sunan restoranlara müşteri getiren aracı kuruluşlar yaygınlaşmalı ve bu restoranlar, pazarlama çalışmalarında bu aracı kuruluşlarla daha fazla çalışmalıdır. Çünkü bu kuruluşlar, daha geniş müşteri kitlesine ulaşabilmekte ve daha fazla bütçe ile pazarlama faaliyetlerinde (seyahat acentaları gibi) bulunabilmektedirler.

•     Restoranlar, pazarlama faaliyetlerini daha geniş kitlelere ve daha etkin bir şekilde ulaştırabilmeleri için teknolojik gelişmelerin sağladıklarından daha fazla yararlanmalıdırlar. İşletmeler, İnternette kendilerine özgü sayfalar oluşturarak ve sosyal medyadan yararlanarak hem ürünlerini, hem bulundukları çevreyi tanıtmış olacaklardır. Ayrıca; oluşturacakları sayfa sayesinde rezervasyon da yapabileceklerdir. Bu oluşumu, aynı bölgede bulunan ve aynı karakteristik özellikleri taşıyan restoranlar da yapabilir. Böylece, hem müşteriye seçme hakkı tanınacak hem de bulundukları yöreye Balıkesir Mutfağı ile ilgilenen müşterilerin gelmeleri sağlanacaktır.

•     İlgili kamu kurumları ve restoranlar, hem Balıkesir’e özgü  diğer yiyecekleri hem de  kendi adlarını tescil ettirerek markalaşma yoluna gidebilirler. Böylece hem yurt genelinde ve uluslar arası alanda bir isim sahibi olmuş olacaklar hem de makro anlamda Balıkesir Mutfağı’nda bir standart oluşturulması yolunda adım atmış olacaklardır. Söz konusu standart dünya genelinde kabul gören ve oldukça etkili bir destinasyon pazarlaması yaklaşımı olan “Slow Food Akımı”  gibi akımların Balıkesir yöresinde de uygulanmasını sağlayacaktır.

•     Olaya makro açıdan yaklaşıldığında ise; Balıkesir Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü başta olmak üzere, resmi ve sivil toplum kuruluşlarının Balıkesir Mutfağı’nın yeniden keşfedilip tanıtılmasına yönelik bir oluşum içine gitmesi faydalı olabilecektir. Bu doğrultuda eğitim kurumlarından alınacak destek, söz konusu oluşuma akademik bir bakış açısı kazandıracaktır.

•     Ulusal ve uluslararası turizm fuarlarına Balıkesir Mutfağı sunan restoranların katılımları, başta yerel yönetim olmak üzere çeşitli kurumlar tarafından teşvik edilmelidir. Balıkesir genelinde düzenlenecek olan Balıkesir  Mutfak Günleri adı altındaki bir oluşumla, önce ulusal sonraları uluslararası olabilecek bir fuar organizasyonu düzenlenebilir. Böylece hem Balıkesir Mutfağı’nın varsa gizli kalmış lezzetleri keşfedilebilir, hem de Füzyon Mutfağı yaklaşımı gibi yeni ve farklı uygulamalar kapsamında var olan çok kültürlülükten de yararlanılarak Balıkesir Mutfağı’na yeni lezzetler kazandırılabilir.

 

Sonuç olarak; Balıkesir yöresinin sahip olduğu turistik değerlerin, düzenlenecek olan ve zengin bir potansiyeli bulunan mutfak etkinlikleri ile daha çok tanıtılacağı ve ilgi çekeceği bilinen bir gerçektir. Bu tür etkinliklerin düzenlenmesi esnasında göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek te tanıtım olayının zayıf kalmasıdır. Çözüm olarak; düzenlenecek etkinliklerin belli bir tanıtım programına göre plan dahilinde yapılması uygun olacaktır. Bunun için de etkinliklerin tanıtımı için sadece yerel basınla yetinilmemeli, Türkiye’de ve yurt dışında da tanıtım imkanlarından yararlanılmalıdır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü