Türk Dünyası Yardım Kampanyası

TREN KAZASI VEYA BİR ZİHNİYETİN YANSIMASI

31 Ocak 2008
Eriman TOPBAŞ

Kütahya’da meydana gelen elim tren kazasında dokuz insanımız hayatını kaybederken, otuz insanımız da yaralanmıştır. Kazada hayatını kaybeden insanlarımıza Allah’tan rahmet, başta anneleri ve babaları olmak üzere yakınlarına başsağlığı diliyorum. Allah gittikleri yerde utandırmasın. Yaralılarımızın tümüne (bedensel ve zihinsel) geçmiş olsun dileklerimle birlikte acil şifalar diliyorum.

Aslında yaralanmayı fiziksel ve zihinsel anlamda aldığımızda, tren yolcularının tamamını belli düzeyde yaralanmış kabul edebiliriz. Yolcu yakınlarını da hesaba kattığımızda bu oran daha da yükselebilir. Kazanın insani boyutunun yanında bir de maddi boyutu bulunmaktadır. Ancak maddi boyut ne kadar yüksek olursa olsun, hiçbir insanımızın ölümünden ya da yaralanmasından daha önemli değildir. Maddi zararın her zaman bir şekilde karşılanma imkanı vardır. Sorumlular karşılamazsa, şimdiye kadar olduğu gibi bunu da halkımız karşılar.

Normal şartlarda kaza nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararların ilgili kurumun üst yöneticileri tarafından şahsen karşılanması gerekir. Örneğin, bir kişinin evine hırsız girdiğinde, bir vatandaş kap kaça maruz kaldığında zarar doğrudan içişleri bakanından veya onu atayan başbakandan tanzim edilebilmelidir. Olması gereken de budur. Zira bu makamlara getirilen kişilerin makamın gerektirdiği görevleri yerine getirebileceği varsayılıyor. İlgili kişi bu görevi hakkıyla yerine getirebiliyorsa yerinde kalmalı aksi durumda “emanet ehline tevdi edilmeli”dir. Tüm bakanlıkları böyle bir düzenleme çerçevesinde çalışan bir ülkede kötülükten hiçbir eser kalır mı? Ya da hiçbir kötü düşünce ortaya çıkmaya cüret edebilir mi?

Ancak Türkiye bu idari yapılanmayı kısa ve orta vadede gerçekleştirilebilecek zihniyete sahip değildir; belki uzun vadede, insanlığın diğer kesimlerine de örnek olabilecek bir idari yapılanma gerçekleştirebilir. Şimdilik hayalimizde gerçekleştirebileceğimiz bu idari yapılanma için çok ciddi bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır. Zaten tüm iyi şeylerin ortaya çıkmasında olduğu gibi kötü şeylerin de ortaya çıkmasında zihniyetimiz belirleyici bir rol oynamaktadır. Daha önceki kazalar gibi, Kütahya’daki tren kazası da zihniyet bağlamında değerlendirilebilir.

Zihniyet kavramının anlaşılabilmesi için zihin kavramının açıklığa kavuşturulması gerekir. Beynimizin bir fonksiyonu olan zihin, “içebakışla farkında olunan olayları ve dışarıdan gözlenebilir davranışları doğuran sistem yada işleyiş kuralları bütünü1” olarak tanımlanırken, zihnin işlevi de “canlının hayatını sürdürmesini sağlayan davranışları doğurmak2” olarak ifade edilmektedir.

Zihin “davranışları doğuran sistem” olarak kabul edildiğinde, tüm canlıların birer zihninin olduğunu söyleyebiliriz. Peki, bu durumda insanı diğer canlılardan farklı kılan özellik nedir? İnsan, bir zihnin olduğunun bilincinde olması, hatta Özakpınar’ın ifadesiyle “bilincinde olduğunun da bilincinde olması” bakımından diğer tüm canlılardan farklıdır.

İnsan zihninin biçimlenmesinde birçok değişken rol oynamaktadır. Bu değişkenler; başta aile olmak üzere aile merkezli dost çevreleri, coğrafi ve doğal çevreler, dini ve mistik çevreler, mesleki ve sosyo-kültürel çevreler, felsefi ve siyasi çevreler olarak sıralanabilir3. İnsan doğası gereği ailesi hariç diğer tüm ortamlar bağlamında birçok çevrede bulunmakta ve kendisini bu çevrelerle etkileşime girmek suretiyle geliştirmektedir. İnsan zihni, insanın biyolojik boyutuyla (gen) birlikte, bu çevrelerin etkisi altında belli bir yapıya kavuşmaktadır. İnsanın inançları, değerleri, tutumları, yöntemleri ve jestleri bu yapının doğurguları olan davranışlardır. İnsan, kendi çevresinde olup biten tüm şeyleri bu davranışları bütünleştiren bir yapı bağlamında anlamlandırmakta ve bu anlamlandırma çerçevesinde bir düşünce ve algılama tarzı geliştirip bir tavır sergilemektedir. Bu tavrı “zihniyet” olarak adlandırabiliriz.

Bu bağlamda, zihniyet insanın ürettiği somut ve soyut tüm değerlerin kaynağını oluşturur. Yani insanın ürettiği her değer ile zihniyeti arasında sıkı bir ilişki vardır. Ortaya çıkan her eser bir zihniyetin ürünüdür. Depremde yıkılmayan binalar belli bir zihniyetin yansıması olduğu gibi, yıkılan binalar da bir başka zihniyetin yansımasıdır. Çevremizde olup biten olaylar bu çerçevede ele alındığında, Kütahya’da meydana gelen elim tren kazasını “emaneti ehline” vermesini bilmeyen bir zihniyetin yansıması olarak tanımlayabiliriz. Emaneti ehline vermek istemeyen zihniyetin sahipleri, kendilerine verilen emanetleri nasıl kullandıklarını Âl-i İmrân suresinin 161. ayetine göre değerlendirirlerse hem kendilerine hem de hizmet vermek zorunda oldukları insanlara iyilik etmiş olurlar.

Dipnotlar

1,2. Özakpınar, Yılmaz. (2000). Psikolojinin kavramsal yapısı, s.69. İstanbul: Ötüken Neşriyat. Yazarın aynı yayınevinden çıkan “İnsan düşüncesinin boyutlar” isimli eserine de bakılabilir.
3. Pellaud, F., Eastes, R-E., Giordan, A. (2005). Un modele pour comprendre l’apprendre: le modele allosterıque. Gymnasium Helveticum, janvier 2005, n° 01/05, p.28-34.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü