Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Pusulasız Kültür

05 Nisan 2009
Eriman TOPBAŞ

Kültür, insanoğlunun doğal ve insani çevresiyle etkileşimi sonucu ürettiği somut ve soyut değerler bütünüdür. İnsan, gündelik hayatını bu kültürel değerler çerçevesinde düzenler; biyolojik ve sosyal ihtiyaçlarını kültürel değerlerin muhtevasına göre karşılar ve bu değerleri içselleştirmek suretiyle mensubu olduğu toplumun bir ferdi haline gelir.

İnsanın kültürel boyutunu inşa etmesinde birincil kaynak olan doğal çevre, kültürel değerlerin zeminini oluşturur. Kültür bu zemin üzerinde hayat bulur ve kullanıcılarına hayat verir. Doğal çevrenin kültürel değerlerle süslenmesiyle, insanla doğanın bütünleştiği bir alan olan beşeri coğrafya şekillenir.

“Milli kültür” sınırları belirlenmiş beşeri coğrafyada mayalanır. O halde “milli kültür” kavramını belli bir coğrafyada yaşayan insanların ürettiği ve kullandığı ortak değerler bütünü olarak adlandırmak mümkündür. Bu ortak değerlerin kullanılma yoğunluğu milli bütünlüğün kalitesini ortaya çıkartır. Yani aynı coğrafyada yaşayan insanların, yüzde yüzü olmasa bile, büyük bir çoğunluğu gündelik hayatlarını ortak değerler çerçevesinde düzenleme iradesini gösteriyorlarsa milli bütünlüğün güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Bunun için insanlar arası sürdürülebilir etkileşimi temin edecek toplumsal yapılar devreye girer. Bu yapıların duyarlılıkları, kararlılıkları ve tutarlılıkları sürdürülebilir etkileşimin teminatıdır. Duyarlı, kararlı ve tutarlı toplumsal yapılar, milli kültürlerin ve milli kültürler çerçevesinde kurulan toplumsal hayatların istikamet tayinlerinde belirleyici rol üstlenirler. Yani milli kültürler amaçları ve amaçlarıyla tutarlı bir şekilde kurdukları hayat biçimleriyle bir anlam ifade ederler.

Bir milli kültürün temel amacı, doğal çevrenin sürdürülebilirliğini korumak suretiyle insanların yaşamakla mutlu olabilecekleri sürdürülebilir temiz bir hayat kurmaktır. Temiz hayatı kurmayı, korumayı ve başka insanların hizmetine sunmayı hedefleyen bir kültürde insanlar arası etkileşimler daha nitelikli bir yapıya kavuşur. Örneğin siyasi liderler iktidara giden yolda her şeyi meşru sayma basiretsizliğini gösteremezler, temiz hayatı sürdürebilmenin temel şartları üzerinde kafa yorarlar. Bu hayat tarzını başka coğrafyalarda yaşayan insanların hizmetine sunmanın yollarını araştırırlar. Ordular, sömürü yollarını açacak mücadeleler için değil, temiz hayatı koruma ve başka kültürlere mensup insanlarla buluşturma görevleri için hazırlık yaparlar. Millet Meclisleri, temiz hayatın yasal zeminlerini sağlam bir yapıya kavuşturmak için çalışırken, hukuk sistemi de adaletin güç üzere değil, hak üzere tecelli etmesini temin edecek yapıları bulup ortaya çıkartır… İnsan, istikameti sürdürülebilir temiz hayatı inşa etmede kararlı kültür ortamlarında kendisini gerçekleştirebilir ancak.

İnsanın kendisini duyarlı, kararlı ve tutarlı bir biçimde inşa etmesine ortam hazırlayamayan kültürler “pusulasız kültürler” olarak adlandırılabilir. Pusulasız kültürlerde ortaya çıkan duyarsız, kararsız ve tutarsız insan davranışları, tıpkı bir bilgisayar virüsünün bilgisayarı kullanılamaz hale getirdiği gibi, insani değerleri lime lime çürütür ve toplumsal ortamı yaşanabilir olmaktan çıkartır.

Çürük oranının arttığı toplumsal ortamlarda, insanın insana, insanın topluma ve insanın toplumsal kurumlara güveni kalmaz. Emanete ihanet etme yüzdesi artar. Bu nedenle çocuğunuzu öğretmenine gönül rahatlığı ile emanet edemezsiniz. Evinizi komşunuza güvenemezsiniz. Can ve mal güvenliğinizi güvenlik güçlerine, dini yaşantınızın rehberliğini din adamlarına, hastalığınızın tedavisini hekimlere bırakamaz durumlara gelirsiniz… Kısacası, kültür pusulasını kaybederse o kültürün şekillendirdiği hayat rüzgâra göre yön değiştiren bir yelkenli gibi sağa sola savrulup durur.

Pusulasız kültürlerin “temiz hayat” istikametinde bir vizyona kavuşmaları, toplumsal kurumların hayatın doğal gelişim yönünü takip ederek yeniden yapılandırılmalarıyla mümkündür. Hayatın doğal gelişim yönü baştan ayağa ve içten dışa doğrudur. Yeni doğan bir bebeğin bedensel gelişimi baştan ayağa ve içten dışa doğru gerçekleşir. Toplumsal kurumların başı ve içi siyasetle şekillenmektedir. Zira tüm toplumsal kurumlar siyasi kararlarla şekillenmekte ve siyasi kararları hayata geçirmek çabası içindedirler. Günümüz demokratik ülkelerinde toplumsal kurumların başını Millet Meclisleri oluşturmaktadır. Temsil ettikleri milletlerin aritmetik ortalamalarını yansıtan Millet Meclisleri, tüm toplumsal kurumların belli ilkeler doğrultusunda vücut bulmalarının meşru zeminleridir. O halde milli kültürün temiz hayatı kurma kabiliyeti Millet Meclislerinin yapılarıyla doğrudan ilişkilidir.

Bir Millet Meclisi, “temiz hayat” vizyonuna sahip bir cumhurbaşkanı seçerse, onun “temiz hayat” vizyonuna sahip bir başbakan atamasına ve başbakanın da “temiz hayat” vizyonuna sahip bakanlar atayabilmesine destek olabilirse, toplumsal kurumların “temiz hayat” istikametinde dönüşümlerini gerçekleştirebilir. Aksi halde pusulasız kültürün sunduğu kirli hayatın kendi doğal gelişim seyrini ve zevalini beklemek kader haline gelir

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü