Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Malatya Şubesinden İttihat ve Terakki Konferansı

14 Mayıs 2016
Malatya Şubesinden İttihat ve Terakki Konferansı
2015-2016 döneminin 30. ve son sohbet programını yaptık. Yoğun bir katılımın olduğu son programımıza ilk programımızda olduğu ülkücü şehitler ve süren operasyonlar esnasında şehit olan polis ve askerlerimiz için Kur’an tilavetiyle başladık. Ardından dua edildi.
 
 
Sohbet öncesi mikrofona geçen Ocak Başkanımız Nadir Günata programa katılan BBP İl Yöneticilerine, Ülkü Ocakları Üniversite teşkilatına, Oğuz Boyları Kardeşlik Derneği Başkanına, üniversiteden katılan hocalarımıza, EKSEN Eğitim Sen Malatya yöneticilerine teşekkür ederek başladı.  Türk Ocağı'nın Türk milliyetçilerinin kalesi, çatı teşkilatı olduğunu ve siyasi arenaya girmeden tüm milliyetçilerle birlik ve beraberlik içinde hareket etmeyi amaçladıklarını belirtti. Bu 30 haftalık maraton boyunca kendilerini gerek buraya gelip sohbetlere katılarak, gerekse maddi manevi olarak destekleyen herkese şükranlarını sunan Nadir Günata özellikle Ocak binasını satın alarak bu hizmetlerin yapılmasına vesile olan Reşat Erdoğan’a teşekkür etti.
 
 
Bu hafta konuşmacı olan İnönü Üniveristesi Öğretim Görevlisi Hasan Şen “İTTİHAT ve TERAKKİ HAREKETİ”ni anlattı. Hoca özetle şunlardan bahsetti:
 
 
“Türk istiklal harbini başlatalar ve zafere ulaştıranlar ittihatçılardı. İttihat ve Terakki son şekliyle bir siyasi partidir ancak genel anlamda bir hareketin adıdır. 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanlarının Osmanlı azınlıklarına getirdiği haklar ne o azınlıkları mutlu etmiş ne de azınlık hakları bahanesiyle Osmanlı Devleti'nin iç işlerine karışan emperyalist devletleri mutlu etmemiştir. Ancak bu iki gelişme yeni bir tehlikeyi gündeme getirdi. O da bu gelişmeler karşısında sessiz kalan Müslüman Türk çoğunluğun tepki göstermesi tehlikesiydi. Bu tehlikeyi gören dönemin Osmanlı aydınları ki bunlar genel olarak genç aydınlar olarak adlandırılıyor, dönemin padişahı Abdulaziz’i uyarmaya çalıştılar. Dediler ki bu yaklaşan tehlikeyi önlemek için daha doğmadan birşeyler yapalım, yeni bir akım oluşturalım. Osmanlı olsun herkes. Türk’tü Arap’tı Bulgar’dı Çerkez’di ayırmadan herkesin adı Osmanlı olsun İttihadı Osmani fikri işte böyle başlıyor. Tabi bu son derece yararlı bir uygulama ama birleştirici olmak için yeterli olmadı çünkü geç kalınmıştı. Bu birlik fikrine uyması gereken gayri müslimler en başta uymadılar. Bu genç aydınlar biraz daha çıtayı yükselttiler ve Sultan Abdulaziz’e meşruti bir sisteme geçelim teklifinde bulundular. Hatta bu genç aydınlar grubunun içerisine giren devlet adamları da bu fikri desteklediler başta Mithat Paşa olmak üzere. Sultan bu fikri reddetti, bünyemize uymaz dedi. İşte bu fikir aydınlarla merkezi otoritenin arasını açtı. Bu hareket esas olarak Osmanlı birliğini oluşturmak için ortaya çıktı. Bu sebeple herkese kucak açtı. Kürtçülerle işbirliği yaptılar, Ermenilerle işbirliği yaptılar, Masonlarla işbirliği yaptılar diye suçlanmalarına yol açtı. Dönemin şartlarını göz  önünde bulundurmak lazım eleştiri yapılırken. Genç Osmanlılar fikirlerini gerçekleştirebilmek için o dönemin üst düzey devlet yetkililerinden de aldıkları destekle 1876 yılını 30 Mayıs’ında Sultan Abdulaziz’i halettiler.
 
 
Çok kısa bir süreliğine “ekberiyet” kaidesi gereğince V. Murat padişah yapıldı. Ancak V. Murat’ın akli melaikeleri tam değildi. Genç Osmanlılar baktılar ki bununla istediklerini yapamayacaklar doktorlardan raporlar, şeyhülislamdan da fetva alarak V. Murat’ı tahttan indirdiler.
 
 
31 Temmuz 1876’da şehzade Abdulhamit Efendi tahta çıktı. Bu geçen süreçte Genç Osmanlılar II. Abdulhamit ile sürekli dirsek temas halindeydiler. Ondan II. Meşrutiyet sözü aldıkları için padişah yaptılar.
 
 
II. Abdulhamit tahta çıkar çıkmaz vermiş olduğu söz gereğince hemen bir anayasa komisyonu atadı ve bu komisyonun hazırladığı anayasa 23 Aralık 1876’da yürürlüğe girdi. Genç Osmanlı hareketinin 2. önemli başarısı olarak 1. Meşrutiyet ilan edilmiş oldu. Ancak meşrutiyetin ilanı olayların durması için yeterli olmadı. Meşrutiyet meclisi oluştu ve bu mecliste 115 mebus vardı. 40’ı gayri müslim geri kalanı Müslüman kimliği taşıyordu. Ama gelin görün ki nicelik Müslümanlarda nitelik gayri Müslimlerde idi. Çünkü Müslümanlar şeyh efendi, hacı, hoca diye hatırla gönülle seçti gönderdi mebuslarını ancak gayri müslimler ise yüzyılın başından itibaren kendi menfaatleri doğrultusunda çalışan komitacıları seçip gönderdiler. Ve meclisin içinde bu kez devletin çökmesi tehlikesi baş gösterdi.  Ayrıca Çarlık Rusya’sı bu fırsatı kaçırmaz ve 93 harbi başlar. Bir yanda meclisteki sıkıntılar- ki ermeni mebuslar meclisin ermeni devleti kurulması için karar alması için bile girişimlerde bulunurlar- bir yanda Rusya ile çıkan savaş derken Sultan Abdulhamit Rusya’dan ateşkes ister. Çar bir şartla dedi şu meşrutiyeti kaldırın. Ve meclisin daha birinci yılı dolmadan 5 Şubat 1878’de padişah yetkisini kullanarak meclisi fesh etti.
 
 
Genç Osmanlılar yeniden mücadeleyi başlattılar. Bu mücadele işi iki boyutlu oldu. Birinci boyutta yurt içinde çeşitli gazeteler, dergiler çıkarıldı. Sultan Abdulhamit’te bu gelişmeler karşısında takibat başlattı bu Genç Osmanlılar için. Bir kısmı yurt dışına kaçtılar özellikle Paris merkezli olmak üzere ve mücadeleye devam ettiler. Bu Paris merkezli olmalarından dolayı Avrupalılar bunlara Jön Türkler adını verdiler. Dışarda Jön Türk hareketi devam ederken içeride ise 1889 yılında askeri tıp öğrencileri İttihadı Osmani adında bir cemiyet kurdular. Bu cemiyetten padişahın ancak 1892’de haberi oldu. Çok gizli çalışıyorlardı çünkü. Yurt dışındaki Jön Türkler 1902 yılında ilk defa kendi adları ile I. Jöntürk kongresi diye bir kongre düzenlediler. Kongreye İttihadı Osmani anlayışına uygun olarak yine Osmanlının değişik unsurlarından insanlar katıldı.
 
 
Paris merkezli bu Jöntürk hareketi devam ederken 1906’da Talat Paşa Selanik’de yeni bir cemiyet daha kurdu Osmanlı Hürriyet Cemiyeti. 1907’de Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ve İttihadı Osmani cemiyeti birleşti ve İttihat ve Terakki adıyla yola devam ediyor.
 
 
1907 yılı II. meşrutiyetin sancılarının çekildiği bir yıldır. Avrupa devletleri ta 1850’lerden itibaren hasta adam diye andıkları Osmanlı’nın malını paylaşmanın toplantılarını yapıyorlar. O tarihe kadar Fransa ve Rusya’nın tüm tekliflerini reddeden İngiltere, ortadoğu coğrafyasındaki işlerini yoluna koyduğu için ve artık Osmanlı’ya ihtiyacı kalmadığı için Rusya’nın teklifine olur cevabı verdi ve 10 Haziran 1908’de İngiltere Kralı ve Rus Çarı gizli bir görüşme yaptı. Bu gizli görüşme deşifre edildi ve Selanik’teki İttihat ve Terakki cemiyeti de bu görüşmeyi haber aldı. Bu arada merkezi Selanik’te bulunan 3. ordunun genç subayları da İttihat ve Terakki cemiyetiyle ilgilenmeye başladılar.
 
 
İngiltere ve Rusya arasında gerçekleşen bu gizli toplantı sonrası 10 Temmuz 1908’de olağanüstü bir genel kurul yaptılar ve padişahı bu durumdan haberdar etme kararı aldılar. Vakit geçirmeden meşrutiyetin uygulamaya konulmasını istediler.  2. meşrutiyet 23 Temmuz 1908’de ilan edildi. Bu İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 3. büyük başarısı oldu. Anayasa yürürlüğe koyuldu, seçim ortamı oluşturuldu, seçimler gerçekleştirildi ve 17 Aralık 1908’de 2. Meşrutiyet meclisi çalışmalarına başladı. Bu sefer mecliste Müslümanlar hem nicelik hem de nitelik olarak fazlaydılar. Tabii bu 2. meşrytiyet yine İttihadı Osmani fikrini gerçekleştirmek maksadıyla ilan edildi. Bu anayasada, birlik fikrinin önünde engel olarak görülen padişahın yetkilerini kısıtlama yoluna gidildi. Çünkü her ne kadar meşruti bir sisteme geçilmiş olsa da padişahın mutlak otoritesi devam ediyordu. Daha sonra vuku bulacak olan 31 Mart hadisesi sonrası padişah tahttan da indirilecek ve mutlak hakimiyeti sonlandırılmış olacaktı.
 
 
II. meşrutiyet 1800’lü yıllardan beri icrai faaliyet gösteren bütün fikir akımlarını siyasi partiye dönüştürdü. Ama İttihat ve Terakki halen cemiyet olarak devam etti. Fakat devletin etkin kademelerine kendi adamlarını yerleştirerek etkinliğini devam ettirdi. Sultan Abdulhamit gibi bir kurt politikacı ve devlet adamının da hal edilmiş olması İttihatçıların elini oldukça kuvvetlendirmişti. 1911’de İttihat ve Terakki cemiyet aşamasını sonlandırıp partileşme aşamasına geçti. 1912 seçimlerinde İttihat ve Terakki partisi ezici bir çoğunluğa sahip oldu ama hükümet kurmadı. Ancak 1913 yılında Bakan harbinin en alevli bir döneminde Bab-ı Ali baskını yaşandı. Bu baskınla iki nazır öldürüldüler. Böylece bu baskını bizzat düzenleyen Enver Paşalar yönetime el koydular. Bu olayla 1913 yılında İttihat ve Terakki dönemi resmen başlamış oldu. Çok çalkantılı bir dönem tabi bu dönem; Balkan harpleri, Trablusgarp harbinden yenik çıkılmış, devlet fevkalade büyük sarsıntılar içerisinde.
 
 
Hemen bir yıl sonra harbi umumi patlak verince İttihat ve Terakki hükümeti harbin öncesinde olduğu gibi tarafsızlığını korudu. Bu arada Alman hükümeti İttihat ve Terakki hükümetine baskı yapıyordu. 1880’lerden itibaren Osmanlı ve Almanya arasında karşılıklı menfaate dayalı bir yakınlaşma var aslında, Osmanlı teknoloji ihtiyacını giderecek Almanlar da ürettikleri mallar için pazar bulmuş olacaklardı.
İttihat ve Terakki’nin II. meşrutiyet sonrası gelişmeleri biraz da  1905 Sovyet öncesi çarlık Rusya’sına karşı isyan edip de başaramayan Türkistan Türk’lerinin liderlerinin Türkiye’ye gelmesi ile şekillenmiştir. Bilim ve siyaset adamlarıydı onlar, rahmet ve minnetle anıyoruz Zeki Velidi Togan’ı, Ahmet Caferoğlu’nu, Ahmet Ağaoğlu’nu, Yusuf Akçura’yı.  Ziya Gökalp’in fikir babalığını yaptığı Turan Ülküsü gelişti. Bizim I. Dünya savaşına girmemiz işte bu Turan ülküsüne ulaşmak içindi. Biz birinci dünya harbine girerken iki cephede savaşmayı göze aldık. Biri Kafkas cephesi ki Çarın orduları bertaraf dilecek ve Hazar ötesi Türklerle buluşulacak, bu olmazsa Süveyş kanalı bölgesindeki İşgal kuvvetleri imha edilecek, Araplar yeniden kazanılarak devlet İslam devleti kimliği ile devam ettirilecekti. Buna hata diyenler var. Bunun neresi hata söyler misiniz? Eğer zayıf birinin yanında savaşa girilse evet hata olabilir. Ama Almanya’nı gücünden şüphe eden var mı? O günün şartlarında kazananın yanında yer alabilmek için Almanya’nın yanında savaşa girildi. Amerika ortada yoktu. Amerika tesadüfen yük ve yolcu gemileri Alman denizaltılar tarafından batırılınca savaşa dahil oldu ve savaşın kaderi değişti. Sarıkamış felaketi ve Araplardan yemiş olduğumuz darbe harbi bizim için bitirmişti.
 
 
30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesinin imzalanması sonrasında İttihat ve Terakki olağanüstü genel kongresini topladı ve partinin kendi kendini feshetmesi kararı alındı. 9-10 Kasım gecesi Talat Enver ve Cemal Paşalar bir Alman denizaltısı ile Almanya’ya gittiler. Burada bir değerlendirme yaptılar. Talat Paşa ortalık biraz durulana kadar bekleyelim dedi. Enver Paşa itiraz etti bir an önce memleketimize dönelim kaderimizin başına geçelim dedi ve Cemal Paşa ile birlikte Moskova’ya geçtiler. Orada Türkiye’de Kuvayı Milliye hareketinin başladığı haberini aldılar. Mustafa Kemal komutasında bir heyet oluşturulmuş, Sivas ve Erzurum kongreleri yapılmış. Cemal Paşa der ki Enver bir dur bakalalım, neler oluyor bir görelim. Enver Paşa heyecanlıdır durur mu hiç yok demiş Paşam durulur mu hiç gidelim hemen. Enver Paşa ile Cema Paşa’da burada ayrılırlar. Enver Paşa Batum’a kadar gelir ve Batum’da meşhur Kut’ul Amare fatihi amcası Halil Paşa ile görüşür. Biraz amcasının telkin ve tavsiyeleri ile biraz da kendi elde ettiği istihbaratı ve değerlendirmesi sonucunda burdan daha ileri gidersem faydadan çok zararım olur diyor. Çünkü Sivas kongresi yapılmış, bir temsil heyeti oluşturulmuş, milli mücadele bir düzene girmiş. Dönerse kendisi lider olmak isteyecek, Mustafa Kemal verir mi, vermez. Muhakeme yapıyor ve aklını kullanarak dönmekten vazgeçiyor ve Bakü’ye gidiyor.
 
 
Bakü’de Eylül 1920’deyapılan Şark Milletleri kurultayına katılıyor ve bir de konuşma yapıyor. Sonra Türkistan’a gidiyor ve basmacılık hareketine katılıyor ve komutan oluyor. Bazı Türkistan Beylerinin kendisini desteklememesi yüzünden bir kızıl ordu öncü ermeni birliği tarafından sıkıştırılıyor ve kahramanca çarpışarak şehit oluyor.
Cemal Paşa bir süre gelişmeleri izler, artık milli mücadele rayına oturmuştur. Yurda dönme kararı alır ve Tiflis’e gelir. Burada Taşnak bir ermeni tarafından arkadan kurşunlanarak şehit edilir. Talat Paşa yine Berlin’de bir Ermeni genç tarafından arakadan kurşunlanarak şehit edilir.
 
 
Peki Mustafa Kemal Paşa İttihat ve Terakki'nin neresindedir? Mustafa Kemal Paşa ilk görev yeri olan Şam’da Müdafai Vatan Cemiyeti’ni kurar. Memleketi Selanik’e gittiğinde orada ittihatçılarla karşılaşır. Hedefi aynı olanların birlikte yürümesi icap eder düşüncesiyle bir süre birlikte hareket eder. Ancak onları biraz tanıyınca ben bir askerim der, bu iş askerlerin işi değil der ve çekilir. Ancak Müdafai Vatan cemiyetindeki bir kısım arkadaşları ittihatçılarla devam eder. 
 
 
Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü