Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Ağustos Ayı

28 Ağustos 2013

Rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Malazgirt Meydan Muharebesini, “Aylardan Ağustos, günlerden Cuma/ Gün doğmadan evvel iklim-i Rum'a/ Bozkurtlar ordusu geçti hücuma/ Yeni bir şevk ile gürledi gökler /Ya Allah... Bismillah... Allahuekber” dizeleriyle tasvir etmeye başlar ve tasvirini “Yiğitler kan döker, bayrak solmaya, / Anadolu başlar, vatan olmaya... / Kızılelma'ya hey... Kızılelma'ya!!! / En güzel marşını vurmada mehter / Ya Allah...Bismillah... Allahuekber” dizeleriyle bitirir. Destan şairimizin Gençosmanoğlu, Ağustos ayının ve bu ayda kazanılan Malazgirt Meydan Muharebesi’nin Türk tarihi açısından önemini, “Anadolu başlar, vatan olmaya...” dizesiyle ortaya koymuştur.

Ağustos ayı, kadim milletlerin tarihleri açısından önemli olayların yaşandığı bir aydır. Kadim milletler bağlamında önemli olayların bu aya tekabül etmesi pek tesadüf sayılmasa gerek. Zira bu ay, insanın öteki insanla hesaplaşması için en uygun zaman dilimidir. Yaz mevsiminin sonu, güz mevsiminin başıdır. İklim diğer zamanlara göre daha elverişlidir. Ordunun bir yerden bir yere sevki kış ve bahar aylarına göre daha kolaydır. Diğer mevsimlere göre, bu zaman diliminde besin temini de kolaydır. Hal böyle olunca, tarihi süreç içerisinde, ağustos ayının her günü, muhtemelen bir insanlık dramına ve sevincine aynı anda şahit olmuştur. Aynı savaş meydanını paylaşan iki farklı ordu, gün ortasında veya gün sonunda veya birkaç gün içinde bu iki duygudan birinin sahibi olarak meydandan ayrılmıştır. Tarih bunların örnekleriyle doludur.

Kadim milletlerden biri olan Türk milleti için de Ağustos ayı önemli bir aydır. Türklerin özellikle Anadolu’yu yurt edinmeleri ve burada kalma kararlılığı bakımından iki tarihi olay öne çıkmaktadır. Bunlardan birisi 942 yıl önce, 26 Ağustos 1071’de gerçekleştirilen Malazgirt Meydan Muharebesi, diğeri ise 91 yıl önce 30 Ağustos 1922'de gerçekleşen Dumlupınar Başkomutanlık Meydan Muharebesi. Birincisi Anadolu’yu yurt edinme kararlılığının kavgası, ikincisi ise Anadolu’da kalma kararlılığının mücadelesidir.

942 yıl önce, 26 Ağustos 1071’de, Malazgirt Meydan Muharebesi’nin komutanı Sultan Alparslan Anadolu’nun kapısını Türklere açmıştır. Açılan bu kapıdan Anadolu’ya akan Türkler, insan odaklı medeniyetlerini üç kıtada insanlıkla paylaşma gayreti içerisine girmişler ve bunu da hakkıyla başarmışlardır. Yine 91 yıl önce 30 Ağustos 1922'de Dumlupınar Başkomutanlık Meydan Muharebesi komutanı Mustafa Kemal Atatürk, Yunan kuvvetleri üzerinden Türkleri Anadolu’dan söküp atmaya çalışan Batılı yağmacılara hadlerini bildirmiş ve üç kıtaya hükmeden milletimizin geri çekilişini Misak-ı Milli sınırlarında durdurabilmiştir.

21. yüzyıl dünyasındaki savaşlar, artık iki ordunun bir meydanda karşı karşıya gelmesi veya belli bir coğrafyada cephe oluşturmak suretiyle yapılmamaktadır. Ülkelerin birbirleriyle savaşlarında, coğrafyanın tamamı ve diğer ülkelerdeki tüm birimleri savaşın nesneleri haline dönüşmektedir. İşin daha da vahim olanı ülke içi duygusal farklılıklar bile birer savaş aracı haline dönüştürülmek suretiyle, aynı kültüre mensup ülke insanları birbirlerine düşürülmektedir. Bugün, Suriye’de Suriyelinin Suriyeliyi, Irak’ta Iraklının Iraklıyı, Mısırda Mısırlının Mısırlıyı vb. öldürmesi durumları buna örnek gösterilebilir. Ülke insanlarının birbirlerine düşmanlaştırılmasının temel sebeplerinden biri, insan odaklı siyasetin tercih edilmemesidir. İnsanların, iktidar olma hırsıyla sosyal parseller haline getirilmesidir. İnsan odaklı siyasetlerin uygulandığı ülkelerde duygusal farklılıklar, ülkelerin gelişimi için birer enerji kaynakları haline dönüştürülürken, taraftar odaklı siyasetlerin uygulandığı ülkelerde söz konusu farklılıklar ülkeleri çökertmek için kullanılmaktadır.

Günümüz dünyasında, yalnızca kendi ülkesinin insanlarını değil, diğer ülke insanlarının enerjilerini de insanlığın saadeti için kullanabilecek yeterlikte siyasi tasarımlara ve bu tasarımları hayata geçirebilecek sosyal komutanlara ihtiyaç var. Ülkelerin insan kaynaklarını, şu veya bu değer adına sosyal parsellere bölen ve parçaları birbirine düşüren sosyal komutanlar insanlığın saadetine hiçbir katkı sağlayamaz. Çağımız, insanlığı bir bütün olarak algılayan, külfeti ve nimeti olabildiğince eşit oranda dağıtabilen, adalet terazisini her durumda doğru kullanabilen toplumsal önderlere ihtiyaç duymaktadır. Ancak böyle bir önderi yetiştirebilen bir medeniyet, insanlığın ortak medeniyeti olmayı hak edebilir.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü