Türk Dünyası Yardım Kampanyası

12 Gözlü Elek

29 Eylül 2013

OGES, Ortaöğretime Geçiş Sistemi ifadesinin kısaltılmış halidir. Kısaltma, OGS ve KGS’nin HGS çatısı altında birleşmesi sayesinde OGS kısaltması ile karıştırılmaktan kurtulmuş gözüküyor. Gerçi, OGS kısaltması halen devam etmiş olsaydı bile E harfi sayesinde OGES kısaltması farklılığını muhafaza edebilirdi. Buradaki amaç kısaltmaların durumlarını incelemek değil, kısaltmaların temsil ettiği uygulamaları anlamaya çalışmaktır. Söz konusu kısaltmaların temsil ettikleri uygulamalar arasında birey açısından bazı benzerlikler bulmak mümkündür. Bunlardan en belirgin olanı, yeterli miktarda birikime sahip olma durumudur. OGES’de yeterli puanınız olmaz ise istediğiniz bir liseye, OGS’de yeterli paranız olmaz ise otoyoldan geçemezsiniz. Birincisinde puanı az olanlar, ikincisinde parası az olanlar elenmektedir. OGES istenen liseler için, OGS de istenen yollar için birer elek işlevi görmektedirler.

Gündelik hayatta bize ulaşan hemen her şey için uygun bir elek kullanıldığını söyleyebiliriz. Belli bir standart esas alınarak paketlenmiş her nesne elekten geçerek bize ulaşır. Bir kasada hep aynı boy domateslerin veya başka meyvelerin yer alması, bir viyolda aynı boyda yumurtaların bulunması vb gibi durumlar örnek verilebilir. Kullanılan eleklerin illa ki “un eleği” gibi olması gerekmiyor. Bireyin bir nesneye erişebilmesi için nesne ile birey arasına koymuş olduğunuz ölçütler takımı da işlevsel olarak bir “un eleği” olabilir. Bir okula kayıt olabilmek için belli şartları yerine getirmek söz konusu olduğunda elek de kendiliğinden ortaya çıkmış olur. Bu bağlamda OGES’i, 12 sınavdan oluşması nedeniyle, “12 gözlü” bir elek olarak kabul edebiliriz. Eleğin üzerinde kalanlar, kendi istedikleri, altına düşenler ise yöneticilerin yönlendirildikleri ortaöğretim kurumlarına kayıt yaptırabilmektedirler.

Sorulması gereken soru şu: Öğrenci ile okul arasına niçin elek/elekler koymak zorunda kalıyoruz? Ya da okulla öğrenci arasındaki elek/elekler neyin göstergeleridir? Elekler koyuyoruz, çünkü okullarımız kaliteleri bakımından çok belirgin farklılıklar göstermektedirler. Kalite bakımından “çok iyi” ve “iyi” olarak bilinen okulların sayılarının az olması arz-talep dengesini bozuyor ve dolayısıyla okul ile öğrenci arasına elekler giriyor. Okullar arasında kalite farklılaşması ortadan kaldırıldığında, sınavlar elek olarak değil, öğrenme eksiklerini belirleyip gidermeye yönelik olarak yapılır. Yani sınavlar eleme aracı olarak değil de öğrenme aracı olarak kullanılır. Sınav sayısını artırmak veya azaltmakla okul kalitesi artırılabilir mi? Bu soruya olumlu cevap verebilmek için “Polyanna” olmak gerekir.

Okulun kalitesi okulu meydana getiren temel değişkenler ile doğrudan ilgilidir. Bu temel değişkenleri öğretmen, öğrenci, okul yönetimi, okul binası ve okulun konumu olarak sıralayabiliriz. Bunlar arasından okulu tercih eden kişi olarak öğrenciyi aldığımızda geriye diğer dört değişken kalır. Öğrenci tercihinde, söz konusu dört değişkenden öğretmen ve okul yönetiminin niteliği diğer ikisine göre daha belirleyici olmaktadır. Okulun eğitim kalitesi söz konusu olunca, öğretmenin niteliği okul yönetimine göre daha önceliklidir. Öğrencinin okul tercihi bağlamında, söz konusu değişkenlerin tümü eşit olduğunda öğrenci normal şartlar altında evine yakın olan okulu seçecektir. Tüm okullar benzer kalitede olacağı için, kaliteli okul arayışı söz konusu olmayacaktır. Dolayısıyla, okul tercihi bağlamında, gelecek kaygısı üzerinde varlık bulan seçme sınavlarının da bir anlamı kalmayacaktır. Hal böyle olunca, sınav bir seçme aracı olmaktan çıkıp bir öğrenme yöntemi olarak işe koşulabilecektir.

Sınavların bir elek gibi değil de bir öğrenme aracı olarak kullanılır duruma gelmesi için, ortaöğretim okullarının birbirlerine yakın kalitede eğitim-öğretim hizmeti sunabilecek kalitede olmaları birinci derecede önem arz etmektedir. Milli eğitim politikaları üzerinde kafa yorması gerekenler ve yoranlar sınavlara değil, okul kalitesi üzerine yoğunlaşmalıdırlar. Okullarımızın kalitesi arttıkça, seçme sınavları pek fazla anlam ifade etmeyecektir. Dolayısıyla “ayağınızı denk alın, dershaneleri kapatırım ha!” ifadelerinin belli aralıklarla tekrar etme ortamı da oluşmayacaktır. Zira dershaneler sınava hazırlama işlevlerini kaybedeceklerdir. Buralardaki bilgi ve tecrübe birikimleri de insan eğitiminin başka alanlarına kayacaktır. Zira, ihtiyaca yönelik hiçbir deneyim ortalıkta kalmaz.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü