Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Kırmızı Alarm - Büyük Tehlike

16 Nisan 2012

Yazar ve tarihçi Webster Griffin Terpley, Türkiye’ nin  Suriye’ de “tampon bölge” kurması halinde bunun “modern Türkiye’nin parçalanmasına yol açacak bir adım olacağını” öne sürdü. İran medyası, Suriye konusunda Türkiye’ye yönelik ağır eleştirilerini sürdürüyor. Pres TV, ABD nin dış politikasına eleştirel yaklaşan ABD li yazar ve tarihçi Webster Griffin Tarpley ile yaptığı mülakatta, Türkiye’nin “savaş tehditlerine “ dikkat çekerken Tarpley, Türkiye’nin Suriye’de “tampon bölge” kurması halinde bunun “modern Türkiye’nin parçalanmasına yol açarak , büyük çapta bölgesel savaşa doğru dev bir adım olacağını” iddia etti.

Pres TV tarafından yayınlanan mülakat sırasında yöneltilen “Türkiye’nin savaş tehditleri ile birlikte dikkate alındığında Suriye’ de silahlı isyan bastırılırsa yabancı bir müdahale olur mu?” sorusuna “ Bu şimdi var olan büyük bir tehlikedir.” Karşılığını veren Tarpley, İstanbul’da kısa süre önce yapılan” Suriye’nin Dostları konferansı için” gerçekte Suriye’nin düşmanları “ konferansı nitelemesini yaptı.

Tarpley, Türkiye’nin Suriye’de  “tampon bölge” kurmak gibi bir girişimde bulunabileceğini öne sürerken bunun “modern Türkiye’nin parçalanmasına yol açabilecek dev bir adım olacağını” sandığını da söyledi.

Suriye’nin Türk topraklarına ateş açtığı iddiasına Türk yetkililerden öfkeli açıklamalar geldiğini söyleyen Tarpley “Açık ki, onlar için zararlı olabilecek bir duruma sürüklenmemek için soğukkanlılıklarını korurlarsa iyi ederler, şeklinde konuştu. Tarpleye katılmamak mümkün değil! Suriye’deki Esed rejimi dünyanın kıskacındayken, bütün gözler üzerindeyken ve potansiyel gücü apaçık ortadayken hangi cesaretle , hangi mantıkla  Türkiye sınırında , Türkiye topraklarına tacizde bulunup , Türk askerlerine Türk halkına ateş açacak?

Suriye’nin Türkiye’ye saldırması akıl ve mantık dışı vıcık vıcık yağ kokan, akıl dışı , mantık dışı, işbirlikçilerin alemi sersem, herkesi aptal zannederek uydurdukları aptalca hazırlanmaş yağdanlıkçı ve işbirlikçi bir senaryodur. Yarın muhtemeldir ki bu aklı evvel salaklar “Suriye ordusu Hataya girdi” provakasyonlarıyla  kamu oyunu Suriye müdahale planına hazırlayacak ortamıda oluştururlar. Amerikan seçimleri  sonbaharda yapılacağı için Amerikan halkının sandıkta muhtemel savaş karşıtı tepkisinden çekinen Obama yönetimi Ortadoğu Suriye ve İran konusunda bütün hazırlıklarını seçimlerin sonrasına göre yapıyor.Seçimlere kadar olan süreçte bölge sürekli sıcak, canlı , çatışmalı bir ortamda tutularak  seçim sonrası müdahalelerin uluslar arası gerekçeleri oluşturulmaya devam edilecek!

Amerikan seçimlerine kadar olan dönemde ABD nin fiili olarak bölgeye müdahalesini beklemiyoruz.

Bu dönemde malesef tetikçilik rolünün bize “ Türkiye’ye”verildiğini  gelişmelerin aynasından çok canlı bir şekilde izliyoruz.

Sayın Başbakanımız Libya müdahalesi başladığında Almanya’daydı. Oradan adeta gürlemişti; Nato’nun Libya’da ne işi var?

Aradan on gün geçmeden denizaltılarımız, fırkateynlerimiz Libya’daydı. Davutoğlu Libya işgalinin adeta sivil stratejistiydi. Sonuç ne oldu? Şu anda Libya petrollerini kimler işletiyor?

İşin manevi yönünü bir tarafa bırakın! Haçlılarla ortak Libya’ya demokrasi getirme girişiminizi bi tarafa bırakın vahşi kapitalizmin Libya paylaşımındaki payımız ne oldu?  Bir  hiç! ABD  Ankara  Büyükelçisi  Ricciardion’nin”kararınızı artık verin İran dan petrol alımını sınırlandırın” uyarısından sonra Libya’ da ki Fransız petrolerinden % 20 daha pahalı petrol alıp iç piyasada her üç günde bir benzin ve motorin fiatlarına zam yapmadıkmı?  Hani  Libya daki maddi çıkarlarımız? Libya’ da aşiretler ganimet paylaşır gibi ülkeyi paylaşmak için birbirleriyle ölesiye mücadele ederken Kaddafi ve aşiretlerini devirip malın tek sahibi olacağız kavgasına düşerken malı haçlılara teslim ettiler. Şimdi yine birbirleriyle kavga ediyorlar! Sıkı durun yakında hep beraber göreceğiz Libya kaça bölünüyor! Sudan bölündü ; Libya bölünüyor. Soruyorum, sırada kimler var? Kaderin cilvesine bakın ki “ Libya’ da Nato’ nun ne işi var” diyen  Başbakanımız Suriye’ ye müdahale için Nato’ yu göreve çağırıyor! Amerikan seçimleri sonrasına kadar bölgedeki Amerikan çıkarlarına aykırı ülkeleri” Suriye ve İran” terbiye ve dizayn etme görevi Türkiye ve İsrail' in. Bu artık bütün dünyanın bildiği bir gerçek! Kaderin çilvesine bak Allahım! Artık  hangi cephedeyiz? KılıçArslan, Selahaddın-i eyyubi'nin cephesindemi? Yoksa Papa Urban'ın , Arslan yürekli Richard'ın, Frederick Barbaros'sanın cephesinde mi? ABD li senaratörler John Macin Cin ve Joe Liberman İstanbulda Tarabya köşkünde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından ağırlandılar . ABD kamu oyunda , Evangelist savaş baronları olarak bilinen bu senatörlerle neler konuşuldu acaba? Üstelik yürütmenin başı başbakan değil mi? Bu savaş baronları cumhurbaşkanıyla , veya başka merkezlerle neyi görüşüyorlar? Başbaka'nı ikna edebilmek için aracımı kullanıyorlar?

Başbakan Erdoğan geçenlerde İran dönüşü , uçakta “İran bölgede tehdit diyorlar, İsrailin elindeki 250-300 başlık tehdit değilmi? İsrailin vurması  felaket olur. Bölge yerle yeksan olur. Bunu Obama'ya aynen söyledim dememişmiydi?

Anlayacağınız oyunun bütün tarafları huzursuz! ABD huzursuz Türkiye huzursuz, İsrail huzursuz , Suriye huzursuz , İran huzursuz! Hoş, dünya huzursuz değil mi? ABD ile ilişkileri sağlam tutmak isteyen Erdoğan, ABD nin İsraille olan sonsuz ihtiraslı aşkından huzursuz! Bizce yapacağı pek fazla bir şey yok. ABD nin yanında yer aldığı sürece asla ve asla ABD nezdinde İsrailin önüne geçme şansı yok! O Evangelist aşk , İsanın , Musanın  yücelttiği, Muhammedin  yok edilmesi gereken, ezeli bir düşman kabul edildiği tutkulu aşk filminde Erdoğana yer yok! Erdoğan son dönemlerde acabalar, git geller içinde dolaşırken iç politikada yerine halef arayan Taraflar Cemaatler, Hizmetler ABD den onaylarını çoktan almışlardır. Ama bu arada hangi ideolajik düşüncede ve kampta olursa olsun toplu intiharları, toplumsal cinnetleri kabul etmeyip doğru bildiklerini olağanüstü camia baskılarına rağmen haykıran , yazan namuslu yazarlara buradan saygılarımızı, takdirlerimizi iletmeyi bir vicdan borcu olarak sunalım.

Ali Bulaç, o yazarların en başında geliyor. Farklı düşüncelerimize rağmen ahlaki ve insani prensipler açısından yüzdeyüz anlaştığımız, 25 yıldır izlediğim, okuduğum, entellektüel aklın, fikir namusunun, hassas bir temsilcisi olan Ali Bulaç muhteşem çıkışlar yapıyor. Bütün namuslu aydınların, hangi düşünce formasyonunundan olursa olsunlar  Ali Bulaçın çıkışlarını izlemelerini özellikle salık veriyorum. İşte Ali Bulaçın son yazılarından biri;

Eğer 5 ve 7 Nisan tarihli yazılarımızda Nato ‘ ya ilişkin yaptığımız tespitler “ yanlış , haksız ve kör ideolojik- tarafgir” retorikler değilse; gerek yetkililerin gerek uzmanların altını çizdiği gibi Nato nun yeni dönemde kendine belirlediği ana stratejik hedefler,”İslam Dünyasının batı karşısında veya batının izni dışında güç birliği oluşturmasına  imkan vermemek; batı'ya karşı koyabilecek herhangi  bir gücün teşekkülüne engel olmak ; bölgede İsrail den daha güçlü  ve daha etkin bir gücün oluşmasına fırsat vermemek . İslam dünyasının enerji kaynaklarını, enerji nakil hatlarını, beşeri ve tabii zenginliklerini kontrol etmek ; İslamın sosyo-kültürel bir din, alternatif bir medeniyet ve bölgesel – küresel bir sistem olarak iddia sahibi olmasının önüne geçmek” ise Türkiye nin bu konsepte yeri  ,misyonu ve rolü nedir?

Gayet açıktır: 21. yüzyılın ilk yıllarından bu yana Nato , İslam ülkelerini işgal etmekte, yurdu için savaşan insanları ve masum sivilleri öldürmektedir. Kimi yerde “ kitle imha silahlarını, kimi yerde demokrasi ve özgürlük getirme vaadi, kimi yerde terörü ve teröristleri önleme, Kimi yerde kadını özgürleştirme” bahanesiyle operasyonlar yürütmektedir.

Yani konumlanışı, yeni tehtit değerlendirmesi ve el’an yürüttüğü savaşlar dolayısıyla Türkiye’de, ilk ve son tahlilde İslam Dünyası’nın yanında değil, NATO ittifakının aktif üyesi olması hasebiyle İslam Dünyası’nın karşısında, ona hasmane tutuma sahip bulunan küresel bir gücün yanında yer almış bulunmaktadır. Dünyanın enformasyon donanımını kendinde toplamış bütün stratejistleri ve uzmanları bir araya getirseniz, bu gerçeği değiştiremezsiniz.

Bu gerçek bize şunu ima etmektedir:

1)      Türkiye, bu konumu ve rolüyle İslam Dünyası’nda ‘lider’ olamaz.

2)      Kendi başına, bağımsız bir dış politika ve tutum dahi tayin edemez. 10 senedir bize telkin edilen “Bağımsız bir ülkeyiz, iznimiz olmadan bölgede yaprak kımıldamaz “ söylemi herhangi bir hakikate dayanmıyor.(…)

NATO’nun müdahaleleri giderek genişliyor. Suriye.Lübnan, İran ve başka İslam topraklarına da yayılabilir, biz Türkiye olarak yine propaganda makinasını hareket geçirip “ ne kadar büyük bir ülke olduğumuzu, bölge halkının bizi nasıl hayranlıkla izlediğini, işgal altındaki ülkelerde Müslüman halkın Türk bayrağını görünce nasıl hüngür hüngür ağladığını”anlatmaya çalışacağız. Bir gün bakacağız ki, İslam Dünyası tümüyle yabancı güçlerin istilası altına girmiştir, biz de bu istilanın parçası olmuşuz. Ki benim kaygım zaten o güne gelmeden bizim de aynı istilaya uğrayacak olmamızdır.

NATO’ya ilişkin eleştirileri sıralarken reel politiği önemsemedim, bugünkü hükümetin de pozisyon değiştireceği beklentisi içinde değilim. İşaret ettiklerim “ideal politik”tir, bir gün bunları reel politiğe dönüştürecek özgür nesiller gelecektir, Tih sürgünü 40 yıl sürse bile, o gün gelecektir. Bu bir Vaad’tır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü