Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Sayın Başbakanımız Türk Milliyetçiliği İpine mi Sarılıyor?

00 0000

Taksim gezi parkı eylemlerinin dalga dalga olağanüstü bir hızla Anadolu'ya yayılması tıpkı Arap Baharı gibi yıldırım hızıyla her noktaya ulaşırken, Güney Doğu'da nedense yaprak kıpırdamadı. Taksim Gezi Parkı eylemleri nedeniyle kamuoyu ve basın tek bir noktaya yoğunlaşınca Diyarbakır'da gerçekleşen çok önemli bir organizasyon gözlerden kaçtı! Oysa öylesine önemli bir  toplantı hakkında daha iyi ve doğru bilgilendirilmeliydik!  Adına “Barış Konferansı” demişler. Acaba  öyle mi? Bu konferansa “Suriye, Irak, İran ve Türkiye'de yaşayan Kürt etnisitesinden delegeler” katıldılar. Birbirine  sınırı olan 4 ülkenin Kürt etnisitesinden  delegeleri  Türkiye'nin Güney Doğusu'nda, pardon(!) BDP ve PKK’lıların, sempozyum tertip komitesinin açıklamalarına göre  Kuzey Kürdistan'ın başkenti  Amed'de  bir araya geldiler.

Türkiye’nin gözü kulağı Gezi Parkı eylemlerinde olduğu için bu toplantıyı yukarıda belirttiğim  veçhile dikkatli bir biçimde izleyip  irdeleyemedik. Diyarı Bekir'imizde gerçekleşen bu toplantının öncelikli amacı sınırdaş 4 ülkede Kürt yoğunluğu olan bölgelerde yaşayan Kürt etnisitesini Birleşik Büyük Kürt Devleti'ne hazırlamak ve "Kervan yolda  düzülür" prensibiyle ortak Kürt Devleti'nin idari, hukuki, sosyal yapısını oluşturmaktı! Böylece  ABD’nin BOP projesine uygun bir biçimde  taşlar yerlerine oturuyor, işler ABD plânlarına uygun bir biçimde  gelişiyordu. Bu arada BDP ve PKK Gezi Parkı gösterilerinde İstanbul ve bazı büyük şehirlerimizde gösterilerin içinde yer almaya çalışıp yer yer geniş yığınlar tarafından dışlanırlarken, Güney Doğu’da başta Diyarbakır Gezi Parkı Eylemleri adına çıt çıkmıyor, yaprak kıpırdamıyordu. Bu durum üzerine özellikle dikkatlerinizi çekerim.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere ABD ve AKP bölgede rol model ve dizayn anlaşmalarını yaparlarken ayni zamanda birbirlerini kolluyor kendi düşünce ve plânlarına partnerinkinden öncelik ve üstünlük sağlamaya çalışıyordu. Fakat barizdir ki  bu alttan, gizli ve derinden giden yarışta güç dengeleri ve patronajlık önceliğine göre  avantaj ABD deydi. BOP çerçevesinde çok iyi bir  rol model olacağı düşünülen AKP hükümetinin bölgesel plânlarının kendi plânlarıyla örtüşmediğini önce  ABD düşünce kuruluşları (Think Tank) akıl oyunları metotlarıyla ortaya koydular daha sonra Amerikan derin devleti  bir rapor halinde bu gelişmeleri Obama ekibinin masasına koydular. ABD Orta Doğu'da  özellikle Suriyede çok etnisiteli ve çok dinli, çok mezhepli bir mozaik yapı düşünürken AKP Hükümeti'nin, bir Sünni İslâm birliği -Yeniden Büyük Osmanlı- projesini gerçekleştirmek amacıyla diğer etnik, din ve mezhep yapılarına acımasız bir şekilde yaklaştığı, masadaki raporlarda altı kırmızı çizgilerle çizilerek belirtilmişti.

Bölgeyi yeniden dizayn edip engelleri temizlerken "İsrail'in güvenliği, bölgesel petrol rezervlerine Çin'in erişmesini engellemek" partneri AKP’nin bölgede Sünni İslâm Birliği’ni gerçekleştirme iradesinin hayata geçmesi halinde bölgenin eskisinden beter bir hale  geleceğini  hesap ederek AKP  ile olan partnerlik anlaşmasını sonlandırma aşamasına geldiğine dair ip uçlarını son gelişen olaylar analizinde bulabiliriz. Diyarbakır toplantısı sürecinde bölgede ilginç bir gelişme daha yaşandı. Suriye sınırından 250 kişilik bir gurup Türkiye tarafına zorla çatışarak, atlarıyla geçmek isteyince TSK’nın müdahalesi ile karşılaştılar. Çıkan çatışmadan sonra da Türkiye'ye zorla girmek isteyen gurup püskürtüldü.  Selâhattin Demirtaş'ın bu olaya yorumu: “Ne sınırı yaa! Kendi topraklarında sınır mı olurmuş?  Güney Kürdistan'dan Kuzey Kürdistan'a geçiyorlar! Bu hareketler barış sürecini engeller!”  Vay anasını be! Görüyor musunuz mantığı? Rüzgâr ekersen fırtına biçersin!

Devletin egemenlik hakları pazarlık konusu yapılırsa sonuç bu olur! Ver daha da ver! Biraz daha ver! Böyle kritik bir dönemde Batı yalnız ABD değil ki! AB başta Merkel Almanya’sı neredeyse tümü Gezi Parkı olayları takibinde sanki kendi sicilleri çok temizmiş gibi naklen yayınlarla dünyaya Erdoğan'ı baskıcı, otokratik, antidemokratik bir kişilik olarak tanıttılar. Bizce Gezi Parkı ABD ve AB ipinin kopuş noktasını oluşturmuştur. Emperyal sistem de facto bir şekilde stratejik ortaklığı sona erdirerek Türkiye’de yeni bir partner aramaya başlayacaktır. Geçmiş Türkiye İhtilallar Tarihi incelendiğinde ABD’nin kendi getirdiği adamları kendi götürme metotlarında neleri nasıl uygulattıklarını görürsünüz. Bu gün şartlar değişmiştir. Türkiye için artık ihtilâller devri kapanmıştır. Fakat götürmek için denenecek bin türlü yol vardır. Kendi has adamları olarak getirdikleri Menderes ve Demirel Türk milli menfaatlerini koruma ihtiyacı duyup SSCB ile ekonomik işbirliğine başlayınca kesilen faturaların sonuçları bellidir. 12 eylül ayrı bir senaryodur. Türkiye’nin globalizme monte edilmesi senaryosunun gerçekleştirilmesi uğruna binlerce gencimizi kara toprağa vermedik mi?

Sonuç olarak Taksim Gezi Parkı olaylarındaki büyük kitleler masum iyi niyetli çevreci veya baskıdan özel yaşama müdahaleden, üslûptan rahatsız olan eğitimli kitlelerdir. Fakat 2 kere 2’nin 4 ettiği gibi eminim ki bu olaylarda dış parmak vardır (Başbakana katılıyorum) ve hem de fazlaca dış mihraklar vardır. Hatta daha iddialı söyleyeyim dünyanın birçok yerinde yeşil örgütlerin nükleer karşıtı eylemlerinin finansörleri büyük kapital emperyal güçlerdir. Dünyanın herhangi bir yerindeki idealist gerçek çevreci kendini yırtarcasına küçük ölçekli bir ülkede nükleer enerji karşıtı eylem yaparken asla ve asla emperyal güç tarafından kullanıldığını düşünmez bile! Emperyal ülkelerde de yeşil eylemler yapılsa da onlarda zaten nükleer enerji var olduğu için sonuç faso fisodur.

Sömürgeci Allah'sız kapitalizmin esas korkusu dünyayı nükleer silâhlarla zapt-ı rapt altına aldıkları için başka ulusların nükleer enerji kullanırken uranyum zenginleştirerek nükleer silâha sahip olmalarıdır. Evet, nükleer silâhsızlanmaya bin kere evet! Ama bir şartla Başta ABD olmak üzere bütün nükleer devletler nükleer silâhlarını okyanusun derinliklerinde imha etsinler, bin kere evet. Yoksa bölgede yalnız İsrail'in elinde olacak ve sonsuza kadar mahalle kabadayısı gibi herkesi tehdit edecek!  Lâfı uzattık Gezi Parkı'nın ilk eylemcileri dahi Erdoğan'ın Suriye Sünni politikalarının hesabını kesmek isteyen  batının ajan provakotörleri olabilir. Hatta  ABD’nin örtülü hizmetkârı bazı sözde sol örgütler provakatif başlangıcın aktörleri olabilirler. Bu durum asla Gezi Parkı'nın idealist apolitik gururlu özel yaşamlarını ezdirmemek, aşağılanmamak  isteyen protestocularının demokratik taleplerine halel getirmez. Çünkü bütün dünyada bu tür eylemlerde provakasyon vardır. CNN’in canlı yayınları Merkel'in çirkin yollamaları bazılarına komplo teorisi gibi gelebilecek sözlerimizin teyidi mahiyetindedir.

Yalnız şunu hemen belirtelim ki Erdoğan mizaç itibari ile asla pes etmeyen bir siyasetçidir. Kendisini silmek isteyecek batı sistemi ile amansız bir kavgaya girmekten kesinlikle çekinmez. Onun için batının yıpratıp  kaybettirdiği puanların yerine kendini yeniden Türk halkına kabul ettirip güçlenmesi gerekir. Artık ABD’nin AB’nin ipine sarılamayacağına göre sarılacağı ip Türk Milliyetçiliği'nin ipidir. Her ne kadar Erdoğan bütün milliyetçilikleri ayaklar altına aldım derken üstüne basa basa Türk Milliyetçiliğini de ayaklar altına almıştır. Hayret ki ne hayret! Siz bir Türk Başbakanı olarak belki bir öfke ile hata yaparak  diğer milliyetçilikler için böyle konuşabilirdiniz ama Türk Milliyetçiliği için asla! Ama bir gerçeği de dile getirelim "Türk Milleti unutur babam unutur.” ABD kendi ipine sarılacak içimizden çıkan Washington Post yazarları da bulur, kendine uyacak yeni güller de bulur ve bir bakmışsınız Erdoğan Devlet Bey'den bile ateşli milliyetçi nutuklar atmaya başlar. Olmaz demeyin, yazın bir kenara. Yalnız o zaman açılım maçılım kalmaz bu bir! TC devleti bölgede egemenliği hiç bir güçle paylaşmaz bu iki! Bu tecrübe ile doğudaki Kürt kökenli Türk vatandaşlarımız ile diğer bölgelerdeki lâz kökenli, Oğuz kökenli, Türkmen kökenli, Çerkez, Arnavut, Boşnak, Tatar kökenli Türk vatandaşlarımız arasında hiç bir güç asla ayırım yapamaz bu üç! Her alt etnik gurubun kendi dilini konuşup öğrenmesinde TC Devleti, eğitimde her an yanlarında olur ama resmi dil ve eğitim dili hepimizin üst kimlik dili olan Türkçe olmak kaydı ile bu dört’  Millet kenetlenir bu beş! Bu senaryonun sonunu ben de merak ediyorum bu altı!

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü