Türk Dünyası Yardım Kampanyası

TRT -Eskiden- Bir Okuldu Şimdi Ne Oldu?

24 Aralık 2009
Ersin ÇİÇEK

TRT enteresan bir kurum doğrusu…

Bir kamu kuruluşu olmasından mıdır nedir, herkesin gözü onun üstünde. Tabii, gözler üstünde olunca sık sık nazar değiyor ve hata yapması kaçınılmaz oluyor. Bu kurumun 7 – 8 bin aralığında bir personeli olduğu kesin de, daha fazlasını söyleyenler de var.

Kurumda çalışanların ifadesine göre belki kırk – elli yıldan beri orada bir “reorganizasyon” lafı dolaşır dururmuş. Geçen zaman içinde Milli Prodüktivite Merkezi ile bazı yerli ve yabancı şirketlere çalışmalar yaptırılmış, bu uğurda trilyonlarca para harcanmış raporlar tutturulmuş ama değişen bir şey olmamış. “Kurumu küçülteceğiz” diyerek göreve başlayan her Genel Müdür sonunda hep personel sayısını ve bürokrasiyi arttırarak gitmiş.

Zamanın Cumhurbaşkanı ile yaşanan anlaşmazlık sebebiyle iki defa direkten dönen Sayın İbrahim Şahin Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından sonra nihayet muradına erdi ve Genel Müdür oldu. Hem de Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığı’nı (Görünüşte daha üst bir görev) bırakarak! O günleri hatırlarsak, zamanın TRT’den sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve İbrahim Şahin peş peşe beyanatlar vererek “TRT’deki kadro ile kırk kanalın yönetilebileceğini” söyleyip kurumun küçültüleceğini ifade ettiler. Sonra Genel Müdür’ün bazı cemaat gazetelerinde ve bu gazetelerde yazan köşe yarlarının sütunlarında beyanatları çıktı. Sanatçılar Kültür Bakanlığı’na devredilecek, Bölge Müdürlükleri ve il radyoları kapatılacak, bilmem ne kadar personel Devlet Personel Havuzu’na gönderilecek, velhasıl şu olacak bu olacaktı ve ezcümle kurum küçültülecekti. Bunların hiçbiri olmadı ve tabir yerinde ise tükürülen tükrük tekrar yerine yapıştı. TRT Kanunu’nda yapılan değişiklikte ise bir yandan verilen süre içerisinde emekli olmak isteyenlerin ikramiyelerinin %30 fazla ödeneceği hükmü yer alırken bir yandan da Genel Müdür’e olağanüstü yetkiler veriliyor ve 10 bin dolar maaşla 300 personel almasının yolu açılıyordu.

Kurum kaynaklarının ifadesine göre %30 ikramiye farkı ancak ve ancak 65 yaş sınırındakilerin işine yaramış ve yaş hadlerinin dolmasına 15 – 20 gün, bilemediniz 3 – 5 ay kalanlar bu furyadan yararlanıp ayrılmışlar. Bir de ev almak, arabasını değiştirmek, çocuğunu evlendirmek isteyen beş – on kişi…

*Kanun çıkıp uygulandığını, bir başka deyişle TRT’deki “değişim”i bizler de dışarıdan hemen fark etmiştik… TRT kanalları iktidarın yayın organı gibi çalışıyor, diksiyonu bozuk, aksanı olan bir takım kişiler, cemaat televizyonlarındaki yöneticiler, “spiker” ve “sunucu”lar TRT’de boy gösteriyorlardı. Mesela diksiyonun “d”sinden nasibi olmayan “Maceracı” TRT’de önce iftar saatlerinde, sonra da “Gezginci” mi ne bir programda maceralarına devam etti. Şu sıralar ne yapıyor; doğrusu bilmiyorum.

*Kurban Bayramı’nda TRT 1 ya da 2’den haberleri dinliyorduk. Bir olayla ya da bir ilin hava şartlarıyla ilgili olarak bağlanan muhabir, öyle acemice ve durarak, yutkunarak cümleler kuruyordu ki şaşakaldık. Yanımda bulunan arkadaşlardan biri “Yahu bu TRT’cilere ne oldu böyle? Konuşmasını bilmeyen adamlara mikrofon verilir mi?” diye feveran etti. Laf lafı açınca bir başka arkadaş da, “Geçenlerde de bir müzik programı vardı. İnanır mısınız, sunucu Türkçe’yi katlediyordu!”

*Oysa biz hep TRT’nin bir okul olduğunu bilirdik. Özel televizyonlar kurulmaya başladığında nasıl TRT’den transfer yapma yarışına girdiklerini çok iyi hatırlıyoruz. Peki, bu “okul”a ne oldu?

*Söylendiğine göre bu güzelim okul bir acemi oğlanlar ve kızlar ocağına dönüşmüş. Maceracı’nın cemaat televizyonundaki yöneticisi şimdi TRT Haber Dairesi’nin astığı astık kestiği kestik adamı olmuş. Tecrübeli spikerleri radyolara ya da pasif görevlere gönderiyormuş. Öyle ya, cemaatçilik varken, hatır gönül varken diksiyona, sese, telaffuza ne gerek var, şiveniz olsa ne yazar! Hele de KPSS’den 90 – 100 almış adamımız varsa gerisi vız gelir tırıs gider.

*Gelelim Esra Ceyhan vak’asına… Özel kanallarda iken onların nabzına göre TRT’de iken bunların nabzına göre davranmasını çok iyi bilen, çok “kabiliyetli” bir sunucu. Kaş yapayım derken göz çıkarıyor ama şartlanmış TRT’ciler ve “başımızdakiler ne yapıyorsa doğrudur” mantığıyla peşinen teslim olmuş müritler bunu fark etmiyor, edemiyorlar… Galiba Kasım ayı başları ya da ortaları idi. Esra Ceyhan’ın bir program tanıtımına rastladım. Kanser hastalığını ve herhalde bir başka hastalığı yenen bir kadını çıkaracakmış. O kadını şöyle takdim ediyordu: “O, azraile pabucunu ters giydiren kişi!” Bu cümle küfür değildir de nedir? “Şeytana pabucunu ters giydirmek” bir deyimdir ve kötülükten, düzenbazlıktan başka bir şey bilmeyen insanlar için kullanılır. Ama yaratıklar içinde -Peygamberler de dahil- “Azrail’e pabucunu ters giydirebilecek” biri olabilir mi? İşte, cemaat kültürüyle hareket ettiklerini sanırlarken gözlerinin önünü bile göremeyenlerin marifetleri!

*Sonra bu “Günbe gün” programı! Çok güzel, hanımefendi bir sunucusu vardı. Dolayısıyla özel seyirci kitlesi oluşmuştu. Önce “hasta” dediler, inandık. Evde hanım, “Bugün çıkar, yarın çıkar” diye bekliyordu. Sonra öğrendik ki bu değerli sunucuyu bıktırıp usandırmışlar. Programı kurum dışından ve herhalde 150 kilo tonajında biri sunmaya çalışıyordu ki, “Türkülerle Süper Gece” programında sunuculuk yaparken tanıdığımız THM sanatçısı bir bayan yardımcı olarak verildi. Tabii bu iş ona göre değil. Programın seyredilirlik oranı Sabiha Hanım zamanına göre yerlerde sürünüyor.

*Televizyondaki “Ezber bozan” programı!.. Allah aşkına söyleyin, bu zat şimdiye kadar hangi ezberi bozdu. Aykırı şeyler söylemek, söylüyor gibi yapmak ezber bozmak mıdır? O zat bu programa başlamadan bir süre önce gazetesinde yazdığı bir yazıda “Murat Karayılan ve bazı üst düzey PKK yöneticilerinin yakalandığını” iddialı ifadelerle kaleme almıştı. Ne oldu? Yazdıkları fos çıktığı yetmezmiş gibi TRT’de paye verildi. Ben o çıktığı zaman hemen kanal değiştiriyordum. Soruşturdum, sorduğum hemen herkes aynı şeyi yapıyormuş. Onun için şu anda yayınlanıp yayınlanmadığını bile bilmiyorum.

* Şu açık oturumlara, haber programlara davet edilenlere bakın… Genellikle Ermeni dostu, Rum dostu, AB ve ABD hayranı, Barzani sempatizanı ama nedense Türk dostu yok…

* “Medya Müfettişi” diye bir program var. Çağrılan konuklar muhalefete hakaret ediyor, (adını hatırlamıyorum da, soyadı Kızılkaya olan bir zat) ne haddine ise seyirciye -neredeyse- “Onlara kulak vermeyin” diyor da sunucu hanım “Aman şöyle, böyle…” diye geçiştirme gereği bile duymuyor. E, öyle sakala böyle tıraş… Muhalefet de bu konuda şikâyetçi olmadığına ve cevap hakkı istemediğine göre biz ne diyebiliriz ki?

*TRT Türk için bir özel şirkete, -TRT imkânlarını sonuna kadar kullanmasına, programlarda ve sunumlarda TRT çalışanlarının da görev almalarına rağmen- yıllık 17 ya da 20 milyon Euro civarında para ödendiği söyleniyor. “Bu kadro ile kırk kanal yönetiriz” diyenler acaba niçin böyle bir şey yapıyorlar?

*10 Aralık 2009 Perşembe… 7 Mehmetçiğimizin Reşadiye’de pusuya düşürülüp şehit edilmelerinin üçüncü günü. Yayın ilkeleri arasında “cevap hakkı doğurmamak”, “habere yorum katmamak”, “kişilik haklarına tecavüz etmemek” gibi düsturları bulunan TRT’de bir komplo teorisi…

”Tokat Reşadiye'de hain bir pusu kuruldu, yedi askerimiz şehit edildi.
Terör örgütüne yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı hain saldırıyı örgütün üstlendiğini duyurdu.
Ajans saldırıyı yapan sözde birimin kendi inisiyatifiyle hareket ettiğini açıkladı.
Pusunun perde arkası ise soruşturulmaya devam ediyor.
Tam bu noktada 7 Mehmetçiğimizin şehit olduğu Tokat'ın Reşadiye ilçesi karmaşık ilişkiler ağının orta noktasında yer almasıyla dikkat çekiyor.
Uzun yıllardır hiçbir terörist eylemin olmadığı yerde meydana gelen bu kanlı saldırı akıllarda şüphe uyandırıyor...
Terör saldırısına hedef olan Tokat'ın Reşadiye ilçesinin adı, Ergenekon soruşturması belgelerinde ilginç bağlantı ve buluşmalarda geçiyor.
Tokat'ın Reşadiye ilçesi, eski Özel Harekât Dairesi Başkan vekili İbrahim Şahin'in memleketi.
……. Bu arada Ergenekon sanığı Albay Dursun Çiçek'in de Reşadiyeli olması dikkat çekici ayrı bir husus…..”

Bu haberin neresinden tutarsanız tutunuz; elinizde kalır. Yukarıda sıralamaya çalıştığımız yayıncılık ilkelerinin hiçbirine uymuyor. Varsayım var, hakaret var, iftira var, kişilik haklarına tecavüz var, yorum var, ilkesizlik var vs. Her şeyden önce malum terör örgütü olayı üstlenmiş ve “Bu işi ben yaptım” diyor. Onun üzerine TRT gibi bir devlet kurumu kafa karıştırıcı, mide bulandırıcı haberler yapıp komplo teorileri üretemez. Haberde adı geçen İbrahim Şahin, Dursun Çiçek ve buraya almadığımız tam metin okunduğunda görülecek olan diğer isimler TRT hakkında tazminat davası açabilirler. Sayın Deniz Baykal’ın, Kanada’da mukim Tuncay Güney isimli kişinin hezeyanları ile ilgili olarak TRT’den kazandığı tazminat unutulmamalı.

Bu işin garip ve TRT’yi küçük düşürücü bir yönü daha var. Bu haber hemen hemen aynı cümlelerle, aynı gün yayınlanan Zaman Gazetesi’nde de yer alıyor. Gazete TRT’nin haber bülteninden önce hazırlanıp yayınlandığına göre haber oradan alınmış ya da servis edilmiş. Zaten, TRT Haber Dairesi Başkan Yardımcılığı’na getirilen ve galiba Haber Koordinatörü olan Ahmet Böken de STV’den transfer. Türkiye’nin en tecrübeli haber kuruluşu yeni yetme bir TV’den “haberci” transfer ediyor…

Gelelim 20 Aralık 2009’a… TRT tarihinde görülmemiş bir olay daha yaşanıyor… Saat 15’ten sonra TRT 2’de “Alev Alatlı İle” programı yayınlanırken bir ara program kesiliyor ve canlı bağlantıya geçiliyor. Hem de ne için dersiniz? Meğer Sayın Bülent Arınç, memleketi olan Manisa’da AKP’nin İl Danışma Kurulu Toplantısı’nda konuşma yapıyormuş!

Yaşlandığımı sanıyordum ama meğer daha yaşımız gençmiş ve öğreneceğimiz çok şey varmış. Yılların TRT’si, devletin TRT’si meğer ancak amatör ruhla yayın yapan kasaba televizyonlarının yapabileceği bir yayıncılık harikasına (!) imza atıyor. Ortada devleti, milleti ilgilendiren bir konu yok. Yurt dışından önemli bir misafir gelmemiş, AB’ye girişimiz de ilan edilmemiş. Yalnızca iktidar partisinin teşkilatının bulunduğu bir ilde yerel bir toplantı yapılıyor. Adı üstünde işte, “İl Danışma Kurulu!” Sayın Arınç’ın o kendine has üslubuyla sağa sola verip veriştirmesinden bir kesit sunuluyor, belki anlaşılmamıştır diyerek spiker hanıma da bir güzel özetlettiriliyor ve “Alev Alatlı İle” programı kaldığı yerden devam ettiriliyor. Tabii, program müdavimleri de ağızlarını açarak ya da içlerinden geçirerek neler döktürüyorlar neler…

TRT yönetimi acemi ve pervasız olduğu için önünü görmüyor. E, muhalefet de bu durumları takip edip gündeme getirmediği, soruşturma açtırmadığı için diledikleri gibi hareket ediyorlar. Bu arada, başlarına bir iş gelmemesi için onlara bir hatırlatma yapalım. Bir zamanlar bazıları tarafından “Bizanslı Tayfun” diye de anılan bir TRT Genel Müdürü vardı. TBMM yerine galiba DSİ salonunda grup toplantısı yapan DYP’nin haberini oradan verdirmişti de, bu gerekçe ile görevinden ayrılmak ya da alınmak zorunda kalmıştı.

Neyse, geçelim…

*Akşam saatlerinde yayınlanan “Bi zahmet” isimli şaka programı mı -affedersiniz- yoksa “kaka” programımı olduğu belli olmayan bir saçmalık var. Hapishane kaçkını suratlı biri yanında sürüklediği miniminnacık etekli bir kızcağızın, ayrıca programına alet ettiği kişilerin insanlık onurlarını ayaklar altına alıyor ve sonra da ellerine, ceplerine paraları sıkıştırıp kaçıyor! Hani insanın, o Divan Edebiyatı şairi gibi haykırası geliyor: “Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr, ……………..!” TRT bu hallere de mi düşecekti?

* Bir de şu “magazin” programlarından söz açıp televizyondan radyoya geçelim… Dedik ya -eskiden- TRT bir okuldu. Şimdi taklitçi oldu. Özel televizyonlarda bile modası geçmek üzere olan “Kim nerede kiminle…” diye özetlenebilecek magazin programlarını taklit etmeye başladı. Hey gidi Erbakan Hoca hey! İşte “Taklitçi zihniyet” iş başında. (Sahi, bunlar sizin öğrencileriniz değil miydi?)

Gelelim Radyo faslına…

Galiba 3 - 4 ay önceydi (Daha az ya da çok da olabilir) Sıhhiye’den Ulus’a doğru giderken TRT Ankara Radyosu’nun önünde bir hareketlilik vardı. Dikkatimi çekince biraz oyalandım. Meğer Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç geliyormuş. Sivil “merasim mangası” tarafından karşılandı ve içeri girdiler. Merak bu ya, oradakilere sordum Meğer yeni bir radyo kanalı açılıyormuş, adı da “Ankara Radyosu!” Allah Allah… Zaten burası Ankara Radyosu değil miydi? Neyse, frekanslarını da öğrenip oradan ayrıldım. Ertesi gün arayıp buldum, Ankara üzerine geyik muhabbetleri gırla gidiyor… Bir ya da iki sunucu saatlerce konuşuyor. Konuştuklarını boşa koyuyorum dolmuyor, doluya koyuyorum almıyor. Tam bilmiyorum ama TRT’nin en az elli yıllık, Cumhuriyet’in ilanına doğru gidersek belki de 80 – 90 yılık bir tecrübesi olması gerekirken bu zamanda bu laf salatasını kim dinler? Böyle bir kanalı açmayı düşünenler hiç toplumun içine girmiyorlar mı? Aktif, pratik, dinleyicinin bizzat katılabileceği konular, programlar ve hele hele müzik yoksa o istasyonda hiç kimse eğleşmez. Ben de öyle yaptım…

Ama açılış gününe şahit olmuş, renkli bir sima olan Bülent Arınç’ı da orada görmüştüm ya; radyolardaki frekans curcunası içinde zaman zaman arayıp buldum. Aynı minval üzere ve üstelik bazı kıytırık özel radyolardaki bozuk, soysuzlaştırılmış Türkçe ile yapılan konuşmalar, sunumlar karşısında iğrendim. “Bu TRT Radyosu, burada konuşanlar da TRT mensubu olamaz” diyerek konuyu araştırmaya başladım. Öğrendim ki onlar “Dış Yapımcılar”mış. Kendi tecrübeli prodüktörlerine kendi yaptıkları programlarda konuşabilmeleri için kılı kırk yaran TRT meğer hatır – gönül, ahbap-çavuş ilişkileri ile bu “Dış Yapımcılar”a kapıları aralamış. Hem de, TRT’den sorumlu Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç’ı bu işe alet ederek ve bunun bir macera olduğunu bile bile…

Şöyle ki:

  • Adı üstünde zaten bir TRT Ankara Radyosu vardı ve bu radyoya bağlı TRT 1, 2, 3, 4 (TRT FM) gibi postalar yayınlarını sürdürüyorlardı. Hangi akla hizmetse, Ankara içine yayın yapacak postaya da “Ankara Radyosu” adını verdiler. “Kutu içinde kutu, radyo içinde radyo” anlayacağınız…
  • Eskiden, “TRT bir okuldur” denirdi ve doğru idi. Radyo – TV yayıncılığının okulu gerçekten TRT idi. TRT programcıları, prodüktörler bile kendi programlarında konuşamazlar, konuşabilmeleri için ehil bir jüriden ses oluru almaları gerekirdi. Oysa “Ankara Radyosu” olarak açılışı Sayın Arınç’a yaptırılan postada tamamen kurum dışından ve çoğu ehil olmayan kişiler mikrofon başına geçip –hem de canlı ve tamamen DENETİMSİZ OLARAK- sözüm ona “program” sundular!
  • Bu sözde programcılara Ankara Radyo Müdiresi’nin verdiği talimat tam anlamıyla içler acısı olup TRT’nin “okul” olma imajını yerin dibine batırmış. Hanımefendi şöyle demiş: “Sunumlarınızda TRT ilkelerini bir kenara bırakacak ve tamamen özel radyo sunucuları gibi konuşacaksınız!” Yani Türkçenin kaşını gözünü yaracak, diksiyona dikkat etmeyecek, yayın ilkelerini hiçe sayacaksınız!...
  • Bu posta oluşturulurken TRT yapımcılarının, spikerlerinin fikirleri kesinlikle alınmamış. Nitekim posta hizmete girdikten bir süre sonra radyo prodüktörleriyle toplantı yapan Müdire Hanım bunun gerekçesini şöyle açıklamış: “…Bu konuda sizlerin fikirlerini almadık. Çünkü biliyorduk ki karşı çıkacaktınız. Şimdi bu radyo kanalı açıldı, yaşıyor ve yaşayacak!”
  • AMA NE YAZIK Kİ BU RADYO KANALI Kasım ayının ortalarına doğru sessiz sedasız yayınına ara verdi. Çünkü bu kanal ölü doğmuştu, yaşama şansı yoktu ve GÖSTERMELİK GAYRETLERLE bu kadar yaşatılabildi. Dolayısıyla, -tabir yerinde ise- “geyik muhabbeti” yapan ve ehil olmayan kişilere yaptırılan sözde programlar havaya uçup gitti. Programlarla birlikte tabii TRT’nin, dolayısıyla devletin binlerce, milyonlarca lirası da uçtu… Ancak, “Bu radyo kuruldu, yaşıyor ve yaşayacak” zihniyeti ile hareket edenler, havaya sıkılan kurşun misali boşa giden ve gidecek olan milyonlara acımadan Aralık ayı başlarında radyoyu yeniden devreye soktular galiba. Yeni bir kaynak mı, formül mü buldular bilinmez ama inat bu ya, “Yaşıyor ve yaşayacak!”
  • Şimdi Allah aşkına bir araştırma yaptırıverin… Böyle bir radyonun varlığından kaç kişi haberdar olmuştur, yayında kaldığı birkaç aylık süre içerisinde TRT’ye, devlete, millete ne kazandırmıştır? Kapandığından kimlerin haberi olmuştur ve ELBETTE EN MÜHİMİ, YAYINA BAŞLAMASI İÇİN YAPILAN ÖN HAZIRLIKLAR, TEKNİK DONANIM, DIŞ YAPIMCILARA ÖDENEN PARALAR, BOŞA GEÇEN ZAMAN, HARCANAN ELEKTRİK, VS. GİBİ DEĞİŞİK GİDERLER TOPLANDIĞINDA BU BOŞUNA GAYRETİN KESİN MALİYETİ NE KADARDIR? HEBA EDİLEN BUNCA ZAMANIN, BOŞA HARCANAN MESAİLERİN VE BİNLERCE, MİLYONLARCA LİRANIN SORUMLUSU KİM YA DA KİMLERDİR? YAYININA ARA VERİLDİĞİNDE RADYOYU KAÇ KİŞİ ARAYIP AMAN BU RADYOYU NİYE KAPATTINIZ? NE GÜZELDİ NE HOŞTU VS. DEMİŞTİR? TABİİ BİR DE, BÜTÜN BU OLUP BİTENLERDEN AÇILIŞ YAPTIRILAN SAYIN ARINÇ’IN HABERİ OLMUŞ MUDUR?

Açmış olmak ya da bir iş yapıyor görünmek için kanal açılmaz. Bu TV için de geçerlidir, radyo için de. Dökme su ile değirmen dönmez. TRT kendi kaynakları ile daha büyük, daha güzel işler yapabilir. TRT TÜRK için özel şirkete verilen paralar da, Ankara Radyosu içinde açılan “Ankara Radyosu” için dış yapımcılara ödenenler de abesle iştigalden, devletin malını, fakir fukaranın, garip gurabanın hakkını tarumar etmekten başka bir şey değildir.

SONUÇ

İslam dini israfı haram kılmıştır. Ancak ne acıdır ki, İslami yönleriyle öne çıkanların yönettiği Türkiye’de kamu kurum ve kuruluşlarının israfı son haddine varmıştır. Güzelim makam odaları yenilenmekte, Bakanlara, Genel Müdürlere kendilerine bağlı her kuruluşta ayrı makam odaları tanzim edilmekte, makam otomobilleri daha lüksleriyle değiştirilmekte, Belediye Başkanları da aynı yolda yürümektedirler. O güzelim masalar, koltuklar, dolaplar hurdaya atılmakta ya da hatır – gönül için bir yerlere verilmektedir. (Bu arada, ibretlik bir misali de aktarmalıyım… Bir dostumun oğlu doktorasını Amerikan Üniversitelerinden birinde yapmıştı. Orada hala bizim eski çevirmeli telefonlarımızın ve 1800’lü yıllardan kalma masaların kullanıldığını söyleyince şaşakaldık. O da şaşırıp hayretle profesörüne sorduğunda şu cevabı almış: “Hâlâ iş gördüğüne göre neden değiştirelim ki?” Bürokratlarımızın ve siyasilerimizin kulakları çınlasın diyerek yazımı noktalayacaktım ama kamu kurumları dışında da durum farksız. Ne acıdır ki ülkemizde bir “Müslüman -ve sonradan görme- Burjuva” sınıfı oluşmuş durumda. Onlar galiba yüce dinimizin “İsraf haramdır” hükmünü “es” geçiyorlar… Bu bir “bahs-i diğer”olduğu için ayrıca ele alabiliriz.

Hal böyle olunca TRT de genel teamülün dışında kalamaz, öyle değil mi? Kutu içinde kutu, kanal içinde kanal, radyo içinde radyo ya da oyun içinde oyun…

Sahi, TRT eskiden bir okuldu değil mi? Peki şimdi ne oldu?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü