Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Genel Başkanımızın 15 Ekim Şube Başkanları İstişare Toplantısı Açış Konuşması

15 Ekim 2016
Genel Başkanımızın 15 Ekim Şube Başkanları İstişare Toplantısı Açış Konuşması

Aziz Türk Ocaklılar,

 

2016 yılında gerçekleştirdiğimiz ikinci Şube Başkanları İstişare Toplantısı’na hepiniz hoş geldiniz. Konuşmama başlarken bu toprakları vatanlaştıran ve vatan olarak devamını sağlayan aziz şehitlerimizi, Alparslan’dan Süleyman Şah’a, Osman Bey’den Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bütün devlet büyüklerimizi, Ocağımızın kurucularını ve ahirete intikal eden hadimlerini rahmet, şükran ve minnetle anıyorum.

 

15 Temmuz  2016 gecesi, Türk milletinin iradesine sahip çıkmasıyla akamete uğratılan hain bir darbe girişiminde bulunulmuştur. Türk Ocakları Genel Merkezi olarak hadisenin başladığı saatlerde yapılan istişare sonucunda, gece yarısı saat 24.00 sularında, “Türk Ocakları Genel Merkezi, her türlü darbeye karşı Türk milletinin ve demokrasinin yanındadır.” şeklinde bir açıklama yaptık. 

 

Büyük Türk milletinin iradesine karşı yapılan bu alçakça girişim sırasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, millî iradenin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisini defalarca bombalamak, halkın üzerine ateş açmak, Türk güvenlik kuvvetlerini karşı karşıya getirmek, başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere devlet büyüklerine suikast girişiminde bulunmak, Genelkurmay Başkanı’nı alıkoymak gibi utanç verici eylemlere şahit olduk.

 

Bu darbe girişimi süresince meşruiyeti ve millî iradeyi savunan sivil-asker devlet büyükleri ve milletvekillerimiz, örnek bir demokrasi sınavı vermişlerdir. Muvafık veya muhalif önde gelen televizyon kanallarının demokrasiye sahip çıkan yayınları, her türlü takdirin üstünde olmuştur. Darbecilere karşı meşruiyet çerçevesinde hareket eden Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ve Emniyet güçlerimiz, millet iradesinin yanında yer almıştır. Bu hain girişimin başarısızlığa uğraması, bir bütün olarak büyük Türk milletinin kararlılığı ve demokrasiye sahip çıkmasıyla mümkün olmuştur.

 

Türk Ocakları, Türk devletinin bekasına, bölgemizin yeniden tanzimi planları çerçevesinde Türk devletini etkisiz, hareketsiz kılmaya yönelik olduğunu tespit ettiği bu operasyon sonrası süreçte akıl, bilgi, itidal ve teyakkuz temelinde atılması gereken adımlara dair tekliflerini kamuoyu ile paylaşmıştır. Burada kısaca hatırlatmak isteriz:

 

1. Ordumuzun itibarının iadesi ve yeniden yapılandırılmasının süratle gerçekleştirilmesi.

2. Temel konularda, Meclis’teki üç parti ile istişare mekanizmasının işletilmesi.

3. Mevcut durumu fırsat bilen PKK’ya ve Suriye’nin kuzeyindeki uzantısının ihanet projesine karşı mücadeledeki zafiyetin bir an önce giderilmesi.

4. Suriye’de Rusya ile ilişkileri düzeltirken Türkmenlerin ezilmesine, zulme uğramasına müsaade edilmemesi.

5. Hain girişimin planlayıcı ve faillerinin hak ettiği cezalara çarptırılmaları.

6. Bu mücadelede kurunun yanında yaşın da yanmamasına, sağlam deliller olmaksızın kişilerin mağdur edilmemesine özen gösterilmesi.

7. Devlet makamlarının cemaat, tarikat, grup mensubiyetlerine göre değil; ehliyet, liyakat ve devlete sadakat ilkeleri çerçevesinde tevdi edilmesi.

 

Bilahare açıkladığımız, devletimizin uğradığı tahribatı tamir sadedinde önerdiğimiz “Yol haritası”nda bunlar dâhil temel hususları şöyle ortaya koyduk:

 

1. Bu topraklardaki bin yıllık hâkimiyetimizin temelinde, Müslüman Türk kimliğinin yattığı unutulmamalıdır. 15 Temmuz’un en çarpıcı derslerinden birincisi, “Türk milleti” gerçeğidir.

2. Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlükler kapsamında, insan haklarına saygılı “hukuk devleti” gereklerine uyulmalıdır.

3. Kutuplaşma ve ayrışma dili terk edilmeli, aramızdaki farklar yerine millet kimliği vurgulanmalıdır.

4. Devlet idaresinin yeniden yapılanmasında geleneklerimiz dikkate alınmalıdır. Hain ve sinsi FETÖ/PDY yapılanmasının ordumuzda yol açtığı tahribatın, yöneticilerimizi ifrat-tefrit ikilemine sürüklememesi elzemdir.

5. 15 Temmuz’un en önemli kazanımı olan millet olma ve millî dayanışma duygusunu zedeleyen, örseleyen uygulamaların bir an önce düzeltilmesi ve devletin temeli olan adalete, hakkaniyete halel getirilmemesi şarttır. Böylece mağduriyet meselesi çıkarılmamış olacaktır. Bu açıdan, örgütlenme hiyerarşinin içindekiler ve darbeciler dışındaki geniş taban için 15 Temmuz, milat olarak kabul edilmelidir.

6. Liyakat meselesi: Tarihî bir fırsatı, fırsatçılığa kurban etmemeli; etmek isteyen bazı çevrelerin oyunlarına da gelmemeliyiz. Ordu ve üniversiteler başta olmak üzere önemli kurumlarda; devletin bütünlüğü ve bekası, milletin birliği davasına kendisini adamış; millî şuur sahibi, yetişmiş insan gücümüzün değerlendirilmesi tarihî bir zarurettir. Böylece liyakate önem vermeme meselesi çıkarılmamış olacaktır.

7. Toplumumuzu hem sinsi yapılara hem de radikal-selefî akımlara karşı dirençli kılacak, kendi geleneğimizi geleceğe taşıyacak bir anlayışı güçlendirmeliyiz.

8. Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi doğrultusunda, üniter ve millî devlet yapısından taviz vermemeliyiz. Milletin, tarihi ve değerleriyle barışık, onları özümsemiş bir anlayışla millî devletimizi yeniden yapılandırmalıyız.

9. PKK/KCK’yı açıktan destekleyenlere, FETÖ taraftarlarına yapılan muamelenin aynısı uygulanmalıdır.

10. Dış siyasetin esası, millî çıkarlar olmalıdır. Türkiye, kendi tarihi, medeniyeti ve çıkarları temelinde dış siyasetini gözden geçirmeli ama asla “Denize düştüm!” diye düşünüp yılana sarılmamalıdır.

11. 15 Temmuz ruhunu tahkim etmek, milletimizin geleceğini inşa yolunda birlik dilini muhafaza etmek istiyorsak başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere, kucaklayıcı ve kapsayıcı bir söylemi hepimiz benimsemeli, millet olma bilincini diri ve güçlü tutmalıyız.

 

Bu süreçte Sayın Cumhurbaşkanımızın Meclis’teki üç parti liderini davet ederek bizim 19 Temmuz bildirimizde ifade ettiğimiz çerçevede, yani bölücü örgütün uzantısı dışında, mümkün olan en geniş uzlaşmayı sağlamaya çalışması, Ak Parti, CHP ve MHP liderlerinin bu davete icabet etmeleri, geleceğe daha ümitli bakmamıza vesile olmuştur. Bundan sonraki süreçte, devletin yeniden toparlanması ve kamuda yapılan temizlikte iktidar partisinin bu iki partimizle yakın işbirliği içinde hareket etmesinin, doğabilecek muhtemel haksızlıkların önlenmesine yardımcı olacağı kanaatindeyiz.

 

***

 

Türk ordusunun zaafa uğratılmasına dönük en son operasyon olan 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra ordumuz başta olmak üzere devletin yeniden toparlanması, güven ortamının tesisi son derecede önemli bir önceliğimizdir.

 

Bu ortada iken Türkiye’nin 1990’lardan beri içine sokulduğu kimlik ve hayat tarzı tartışmalarının yol açtığı kutuplaşma ikliminin devamından başka bir şeye yaramayan, daha doğrusu Türkiye’nin birliğinin altını oymak isteyenlerin emellerine hizmet eden sahte gündemlerle uğraşıp duruyoruz.

 

Tekrar hatırlatıyorum:

 

Vakit, birlik olup Türkiye’yi zayıflatmak, bölgede etkisizleştirmek ve gerekirse bölmek için elinden geleni ardına koymayan sözde müttefik ve dostlara karşı uyanık olmak, birlik olmak vaktidir.

 

Vakit, üç tarz-ı siyasetin çekirdeğine, Türkçülüğe sarılmak, tarihî medeniyet müktesebatımızla mütenasip idealleri gerçekleştirmek için, Türklüğün yeniden dirilişi için birlik olma vaktidir.

 

İslam coğrafyası parçalanıyor, evet. Ama Türklük şuuru ve İslam ahlakı olmadan bu devleti ve bu milleti yeniden önder yapmak, sadece imkânsız bir hayaldir.

 

“Çözüm süreci/Barış süreci” sayıklamaları döneminde de uyardık: Bu coğrafya için 1990’lardan bugüne uzanan bir yeniden tasarım planını dikkate almadan adım atılamaz. Şimdi duvara tosladık ve işi düzeltmeye çalışıyoruz. Ama hâlâ kafası net olmayan, geçmiş ideolojik takıntılarını devam ettiren söylem sahiplerine kulak vererek bunu yapamayız. Türkçülük, İslamcılık, Osmanlıcılık siyasetleri yüz küsur yıl önce beka meselesi bağlamında ortaya atılmıştı. Soru şu idi: Biz, biz olarak yani Anadolu’yu Türkiye yapan, Haçlılara karşı İslam dünyasına liderlik yapan Müslüman Türk milleti olarak bu topraklarda varlığımızı ve egemenliğimizi nasıl sürdürecektik? İdeolojik takıntıları bir yana bırakacağız; bu topraklarda, Müslüman Türk kimliğimizle bağımsız devletimizin bekası meselesine odaklanacağız.

 

Suriye’de başlayan ve bilahare Irak’ta da devam edeceği anlaşılan askerî harekâtta, Türkiye’yi tuzağa düşürmeye çalışan ana aktörlere karşı dikkatli olmalıyız. Her iki coğrafyada da Türkmen varlığının devamı, Türkiye’nin birinci önceliğidir. Erşat Salihi’den ve Suriye Türkmenlerinden yükselen feryatlar yankı bulmalıdır. Türkmenler başta olmak üzere Halepliler, Rusya ve Esed zulmüne kurban edilmemelidir. ÖSO denilen yapıya fazlaca bel bağlamadan ana omurgasını Türkmenlerin oluşturacağı bir direniş gücü desteklenmelidir. ABD’nin PYD/YPG’yi çeşitli oyunlarla Menbiç’ten el-Bab’a, el-Bab’dan da Afrin’e uzanacak bir koridor için desteklediği açıktır. Buna, bu PKK koridoruna kesinlikle müsaade edilemez. Ta en başından beri bölgeye düzen vermede bir buldozer ve kullanışlı araç olduğunu ifade ettiğimiz IŞİD’i bahane eden ABD, neden YPG’yi Esed’e karşı kullanmıyor? Hesap açıktır ve maalesef geçmişte, Kobani’ye selam ve yardım göndermemizin faturasını da böylece ödüyoruz.

 

ABD’ye uygun diplomatik dille gereken cevapları vereceğiz. Başkan adayı Clinton’ın PKK’yı açıkça desteklemesi karşısında, Batı’nın ikiyüzlülüğünü her platformda anlatacağız. Oradaki kardeşlerimizin hukukunu gizli-saklı değil, açıkça savunacağız. Halep’te insani yardım gönderdiğimiz Türkmen grupların, içinde bulundukları büyük tehlikeyi, devletin ilgili makamlarına ulaştırdık. İnşallah büyük bir katliama uğramazlar. Musul operasyonundan Türkiye’yi dışlamaya çalışan hain ittifaka ve Irak’ın uşak başbakanına gerekli cevaplar verildi. Türkiye, Musul üzerindeki tarihî haklarını utangaç olmayan, direkt bir üslupla dile getirmeli. Ne yazık ki daha önce de belirttiğim gibi hain darbenin etkileri burada da bizi kısıtlıyor. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın Musul operasyonu ile ilgili açıklamaları endişe vericidir. “Musul operasyonu, bizim topraklarımızdaki insanlarımızı da ilgilendirmektedir.” diyen Kalın, “Özellikle PKK’nın Musul operasyonuna Sincar üzerinden katılacağı bilgileri, bizi endişelendirmektedir.” ifadesini kullandı. Yine İranlı Şii milislerin, IŞİD’i destekledikleri iddiasıyla oradaki Sünni Türkmenlere karşı katliama girişeceğine dair iddialar da kaygı vericidir.

 

Aziz Ocaklılar,

 

Son olarak yeniden gündeme gelen başkanlık sistemi tartışmasıyla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum. Siyasiler, kendi gündemlerine göre ve anlayışları çerçevesinde bu gibi konuları tartışıyor. Şunu hepimiz görüyoruz: Türkiye’de şu anda fiilî bir başkanlık sistemi var. Bunun hukuk devleti çerçevesinde düzeltilmesinin iki yolu olduğu da açıktır: Ya Sayın Cumhurbaşkanı mevcut Anayasa ve kanunlardaki çerçeve içinde hareket edecek ya da fiilî durumu hukuki meşruiyete kavuşturacak bir çözüm bulunacak. Ancak bu ikinci seçenek zannedildiği kadar kolay değil. Mesela, ABD’deki başkanlık sistemi, belirli bir tarihî tecrübenin ve federal yapının üzerine oturmuştur. Türkiye’nin tarihî şartları farklıdır. Şu anda zaten bir liderler demokrasisiyiz. Yarın ise tamamen seçilmiş tek adamın her şeye hükmettiği bir devlet olma ihtimalimiz yüksektir. Onun için devlet sistemindeki denge ve fren mekanizmalarını sağlam bir şekilde kurmazsak sonu hayırlı olmayacak bir süreci başlatmış oluruz. Şahsen, tarihî tecrübemiz olan parlamenter demokrasinin zaaf ve yanlışlarının giderilmesiyle daha iyi edeceğimizi düşünüyorum. Bunun için, Cumhurbaşkanı’nı tekrar Meclis’in seçmesi usulüne dönmek, siyasi partiler ve seçim kanunlarında gerekli iyileştirmeleri yapmak gerekir. Ancak Türkiye’nin başkanlık sistemine geçme ihtimali yükseliyor. Bu durumda yargı ve yasamanın bağımsızlığı, icrayı tamamen eline alan Başkan’a karşı, Meclis’in güçlendirilmesi son derecede hayati önemi haizdir.

 

Değerli Dostlar,

 

Yeni dönemde bütün şubelerimizin, bulundukları şehirlerde konferans, panel vb. toplantılarla millî meselelerimize dair bilgilendirme çalışmalarına devam etmesi de önemlidir. Bunun yanında ve daha da önemlisi, Türk Ocakları olarak devletimiz ve milletimiz için, gelecek nesilleri millî şuurla ve çağın icaplarına uygun birikimle donatmanın peşinde olacağız. Onun için geçen yıl tecrübi mahiyette ve bir sistem dâhilinde başlattığımız akademi çalışması, bu istişari toplantıda üzerinde duracağımız en önemli konulardan biridir. Türk dünyasının mazlum bölgelerinin, Kırım’ın, Doğu Türkistan’ın, Irak ve Suriye Türklerinin meselelerini kamuoyunda canlı bir şekilde gündemde tutmaya devam edeceğiz. Eğitim hayatında, önümüzde duran büyük problemlere eğileceğiz. Sizin bütün bu konulara dair düşünce ve önerileriniz, bizim için çok değerlidir.

 

Bu toplantımızın hayırlı ve verimli olması dileğiyle hepinize sevgi, muhabbet ve saygılarımı sunuyorum.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü