Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Fahri ATASOY

turkyurdu@turkyurdu.com.tr

Çanakkale Zaferi’nden Günümüze

İpek Yolunun Başkenti Semerkant

22 Ekim 2010
Fahri ATASOY

Semerkant Türk tarihi ve kültürü bakımından önemli bir sembol. Bugün çağdaş Özbekistan devletinin şehirlerinden birisi. Tarihte bu bölgede zaten böyle bir siyasi sınır söz konusu değildi. Dolayısıyla Semerkant bütün Türkler ve Orta Asya için özel bir anlama sahip. Hatta bu anlam insanlığın ortak mirası bakımından da çok önemli. İnsanlık tarihi farklı milletler ve devletlerin yarattığı kültür ve medeniyetten oluşur. Semerkant’ta tarihi süreçte yaratılmış olan kültür ve medeniyet bu bakımdan son derece değerli. Bu değeri son zamanlarda Birleşmiş Milletler organları tarafından yapılan projeler ortaya koyuyor. Bunlardan birisi UNESCO diyalog yolları programı kapsamında 1987 yılında başlatılan “Büyük İpek Yolu” projesi, diğeri Semerkant’ta, 1994 yılında 19 katılımcı ülke tarafından “İpek Yolu Turizmi Semerkant Deklarasyonu” imzalanarak başlatılan “ipek yolu” projesi.

Soğuk savaşın sona ermesinden sonra UNESCO Büyük İpek Yolu projesine hız verilmiş ve 1997 yılına kadar yoğun bir çalışma yapılmıştır. Bu proje kapsamında birçok çalıştay, bilimsel ve kültürel yayın yapılmış, İpek yolu hakkında geniş bilgilerin yer aldığı web sayfası hazırlanmıştır. 1995 yılında Özbekistan’ın Semerkant şehrinde UNESCO bünyesinde bu proje için IICAS (Uluslararası Orta Asya Çalışmaları Enstitüsü) kurulmuştur. Bu enstitü, ipek yolu üzerindeki kültürel mirasa uluslararası camianın dikkatini çekmek amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Bölgede yerel kuruluşlarla işbirliği yaparak çok yönlü ve disiplinler arası bir yöntemle çalışmaktadır. Enstitünün çalışmalarına Azerbaycan, Çin, İran, Kazakistan, Kore, Kırgızistan, Pakistan, Tacikistan, Türkiye ve Özbekistan ipek yolu bağlamında tam üye olarak katılmaktadır. Enstitü genel kurul, bilim kurulu ve sekretarya şeklinde örgütlenmiş ve değişik konularda proje çalışmalarına ve konferanslara devam etmektedir. IICAS’ın Bilim Konseyi toplantısı bu yıl 14 Ekim 2010 tarihinde Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da yapılmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın organize ettiği toplantı ile Türkiye ilk defa projeye daha aktif destek olma iradesi göstermiştir.

Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) ise 1993 yılında Endonezya’daki genel kurul toplantısında bu konuyu gündemine aldı. Bölgede İpek yolu turizmi kavramını tanıtacak uzun vadeli bir turizm projesinin hayata geçirilmesine karar verildi. İlk adım olarak sembolik bir ipek yolu kenti olan Semerkant’ta, 1994 yılında 19 katılımcı ülke tarafından “İpek Yolu Turizmi Semerkant Deklarasyonu” imzalandı. 2002 yılı Ekim ayında, Özbekistan’ın Buhara kentinde düzenlenen dördüncü uluslar arası ipek yolu toplantısında “Buhara Deklarasyonu” kabul edildi. Toplantıda, Özbekistan’ın İpek Yolu turizm ofisine Semerkant’ta ev sahipliği yapma önerisi kabul edildi ve Ocak 2004’te Semerkant’ta Dünya Turizm Örgütü “İpek Yolu Turizm Ofisi” kuruldu. Sonraki yıllarda katılımcı ülke sayısı 24’e yükseldi. Proje kapsamında birçok toplantı ve forum düzenlendi. Birçok yayın yapıldı. Son olarak “5. Uluslararası İpek Yolu Toplantısı” 8-9 Ekim tarihlerinde Semerkant şehrinde Registan meydanındaki Uluğ Bey Medresesinde yapıldı.

Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü (UNWTO) İpek Yolu Projesi, katılımcı ülkelerin aktiviteler ve sonuçlarından yarar sağlayabilmesi amacıyla hazırlanmıştır. İlgili ülkelerin projeye aktif katılımı ve hem birbirleriyle, hem de UNWTO ile yakın bir işbirliği sergilemesi; İpek yolu konusunda birincil pazarda bir bilinç yaratılabilmesi ve somut bir turistik ürün markası olarak geliştirilmesi amacını taşımaktadır. Bu amaca yönelik olarak sürdürülen çalışmaları desteklemekte ve ipek yolu bağlamında problemleri çözerek ilgiyi artırmayı hedeflemektedir. Özellikle soğuk savaş sonrasında kapılarını dünyaya açan Orta Asya ülkelerinde turizmin geliştirilmesinde ipek yolu kavramı bir anahtar gibi kullanmaya çalışılmaktadır. Bunda UNESCO Büyük İpek Yolu projesinde tespit edilen zengin kültürel miras yol gösterici olmaktadır. İpek yolu güzergahındaki Orta Asya ülkeleri kültürel miras bakımından dünyanın en zengin bölgelerinden birisi olarak insanlık tarihi içinde ön plana çıkmaktadırlar. Bunların büyük bir kısmı ise tarihteki Türk toplulukları tarafından ortaya çıkarılmıştır. Kültürel miras araştırmaları bunu ortaya koymaktadır.

Mimari eserler en göze çarpan örnekler arasındadır. UNWTO toplantısı vesilesiyle bulunduğumuz Semerkant buna en çarpıcı örnek gibi görünmektedir. Semerkant üzerinde biraz duracak olursak bu mirasın sadece mimari ile sınırlı olmadığını görürsünüz. Tarihteki önemli hükümdarların, bilim adamlarının ve düşünürlerin bu şehirle bağlantısını öğrendiğinizde bunu çok iyi anlayabilirsiniz. Semerkant dünyanın en eski şehirlerinden birisidir. Orta Asya’da Zeravşan ırmağının vadisinde kurulan şehir yaklaşık 2700 yıllık geçmişe sahiptir. Batı dünyasıyla ilişkisi Büyük İskender’in seferine (M.Ö.329) kadar uzanır. Çeşitli kavimlerin işgaline uğramış ama çoğunlukla Türk boylarının egemenliğinde bulunmuştur. İslam’ın yayılmaya başladığı dönemde sahabe ve tabiunden Müslüman Araplar buraya gelerek yeni dini Türkler arasında yaymaya başlamışlardır. Bunun izlerini hala görmek mümkündür. Şahı Zinde külliyesi bunun tipik bir örneğidir. İmamı Maturidi ve İmamı Buhari türbeleri de önemli işaretlerdendir. Her iki alim İslam tarihi ve düşüncesi bakımından da son derece önemli şahsiyetlerdir. Semerkant’ın bir kültür ve medeniyet merkezi olduğuna da delil teşkil ederler.

Orta Asya’daki Türk boyları İslam ile tanıştıktan ve Müslüman olduktan sonra bölgede büyük bir gelişme yaşanmıştır. Batıda Endülüs’te görülen medeniyet atağı, doğuda Semerkant ve civarındaki tarihi Türk şehirlerinde yaşanmıştır. Buradan neşet eden gelişmeler dünyanın diğer taraflarına da yayılmıştır. Bu dönem İslam bilim ve düşünce tarihinin altın çağı olarak kabul edilir. Farabi, İbni Sina, Biruni, Harezmi gibi değerler bu atmosferde yetişmiş ve dünyayı etkilemişlerdir. Bilim ve kültür merkezi olan Semerkant’da bu dönemde İslâm dünyasının ilk kâğıt değirmeni kurulur ve buradan diğer İslâm dünyasına, daha sonra oradan Avrupa’ya yayılır. 1220'de Cengiz Han tarafından yakılıp yıkılana kadar iktisadi ve kültürel zenginliğini geliştirerek korumuştur. Moğol Hükümdarı Cengiz Han 1220’de Harezmşah’ların egemenliğine son vermiştir. Moğol istilâsına karşı verilen mücadelelerin ardından 1365’te Timur Hanın kurduğu imparatorluğun başşehri olmuş ve tekrardan yükselişe geçmiştir. Timur Han şehri tekrar Orta Asya’nın en önemli ekonomik ve kültürel merkezi hâline getirmiştir. Bugün Semerkant’da o dönemin muhteşem mimari eserlerini ve kurumlarının izlerini hayranlıkla görmek mümkündür.

Semerkant’a vardığınızda ilk göze çarpan medreselerde ve türbelerde kullanılan mimari üslup oluyor. Bunun en bariz örnekleri ise Timur Han zamanında yapılanlar geliyor. Başta Timur’un türbesi (Gur Emir Külliyesi) olmak üzere, Bibi Hanım Câmii ve külliyesi, Uluğ Bey rasathanesi ve medresesi karşımıza çıkmaktadır. Şehrin en karakteristik yeri Kumlu yer anlamına gelen Registan meydanıdır. Registan meydanına bakan üç adet medrese vardır: Uluğ Bey medresesi (1420), Tilla-Kari medresesi (1660) ve Şir Dor medresesi (1636). Semerkant’ın sembolik yapılarından birisi de Şah-ı Zinde camii ve külliyesidir. Çeşitli efsanelere dayalı olarak bugüne kadar etkisini sürdüren Şah-ı Zinde, Peygamber ailesinden geldiğine inanılan ve Orta Asya’da Müslümanlığın yayılmasında büyük hizmeti olan bir İslam büyüğü olarak tanınmaktadır.

İslam büyükleri bakımından zengin bir şehir olan Semerkant için Maturidi ve Buhari isimleri sembol değerler olarak kabul edilebilir. Sovyetler Birliği egemenliğinden kurtularak bağımsızlığını kazanan Özbekistan tarihine de sahip çıkmaya başlamıştır. Birleşmiş Milletler kuruluşlarının da teşvikiyle tarihi mirasın değerini ve korunması gerektiğini anlayan Özbek yetkililer, unutulmaya yüz tutmuş değerleri tekrar ülkeye kazandırmaya başlamışlardır. İmam Maturidi türbesi ve İmam Buhari Külliyesi bunlara çok güzel örnekler oluşturuyor. Henüz çevre düzenlemesi tamamlanmamış olsa da Maturidi hazretlerinin Semerkant içindeki türbesi bütün İslam dünyası ve özellikle Türk dünyası için özel bir değer taşımaktadır. İslam hadis ilminin güvenilir öncülerinden birisi olarak kabul edilen Sahih-i Buhari’nin yazarı Buharalı İmam için de aynı değer söz konusudur. Semerkant’a yaklaşık 40 kilometre mesafede bulunan Buhari hazretlerinin mezarının bulunduğu mekan muhteşem bir külliye haline getirilmiş durumdadır. Büyük bir gül bahçesi ile çevrelenen külliye, evlenen veya manevi hazzı paylaşmak isteyen Özbekler ve diğer ziyaretçilerin akınına uğruyor. Bir Pazar günü uğradığımız bu kutsal mekanda muzzam bir canlılık ve hareket vardı. Külliyenin içinde türbe, müze ve camii yer alıyor. Müzede Türkiye’de Ötüken Neşriyat tarafından yayınlanmış Sahih-i Buhari ciltlerini görmek insanda ayrı bir duygu yaratıyor. Özbekistan ile Türkiye Türklüğünün tarihi, kültürel ve sosyal bağlarını hatırlatıyor. Bu bağların farklı alanlarda da güçlenmesinin her iki taraf için de bir ihtiyaç olduğunu düşündürüyor.

Tarihi Semerkant şehri tarihçiler ve şairler tarafından doğunun Roma’sı olarak adlandırılmaktadır. Semerkant birçok farklı millet ve kültürün buluştuğu noktada dünyanın en etkileyici şehirlerinden birisidir. Doğu ve batı kültürlerinin ipek yolunda buluşma noktalarından birisidir. Şehirde Türk ve İslâm Mimarisinin en güzel örnekleri bulunur. UNESCO büyük İpek yolu projesi çalışmaları sırasında Dünya Miras Alanları Listesine eklemiştir. Artık dünyanın da ilgi alanında bir tarih ve kültür hazinesidir. İnsanlığın bugünkü gelişmesine önemli katkılar sunmuş bir medeniyet kaynağıdır. Dünyaya tarihin önemli dönemlerinde ışık saçmış, bilim ve düşüncenin gelişmesinde ana rahmi gibi uygun ortam sunmuş önemli merkezlerinden birisi olarak mütevazi bir gurur taşımaktadır. Çünkü şehir tarihi yapıları ve kültürel geçmişi bakımından taşıdığı görkeme karşılık, son derece sessiz ve sakin bir görüntü içinde görülmektedir. Sovyetler zamanının şehir planlaması bir gelişmişlik gibi göze çarpsa da, nüfusun azalması ve ekonomik kaynakların yetersizliği sosyal ortamda bir durgunluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çerçevede turizmin gelişmesi ülkeye her bakımdan bir canlılık katmaktadır. Dışa açık bir Özbekistan güven duygusunu artıracak ve yeni bir kalkınma hamlesine bütün fertleriyle beraber katılabilecektir.



FOTO 1: Semerkant Registan Meydanı



FOTO 2: UNWTO 5. Uluslararası İpek Yolu Toplantısı



FOTO 3: Semerkant’da İlk Camii (Hazreti Hızır)



FOTO 4: Şah-ı Zinda Külliyesi

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü