Giresun Şubesinde Mehmet Akif’i Anma Programı Yapıldı

04 Ocak 2017
Giresun Şubesinde Mehmet Akif’i Anma Programı Yapıldı

Giresun Türk Ocağı’nda Mehmet Akif Ersoy’un vefatının 80. yılında bir anma programı gerçekleştirildi. 30 Aralık 2016 günü yapılan anma programında Ocak Başkanı Yrd. Doç. Dr. Nazım Kuruca “Millî Kültür ve Mehmet Akif” konulu sunumunu yapmıştır. Mehmet Akif’e sadece İstiklal Marşı’nın yazarı ya da Çanakkale Şehitlerine adlı destanının müellifi olarak bakılmasının yanlış olduğunu ifade eden hocamız, Akif’in son 150 yıl içine yetişen İslam âlimlerinin başında geldiğini ifade etmiştir.

 

Özet

 

Akif’ Göre Doğu-Batı Kavramı

 

Akif, bize doğrudan bir uygarlık imgesi sunmaz; onun uygarlık imgesi Doğu ve Batı’nın eleştirisinden damıtılır ve bu yüzden diyalektik bakışında gizlidir. Bu bakış, gerçekçi bir temele dayanır; çünkü gözlem temellidir. Gözlemine konu olan, birer uygarlık numunesi olarak beliren Doğu ve Batı’nın fiilî/aktüel durumudur. Ona göre fiilî/aktüel durum şöyledir: Doğu güçsüz ve sömürünün odağındadır; Batı ise, Akif’in deyişiyle söylersek, güçlünün haklılığı ilkesine dayanarak, geri olanı sömürgeleştirmiş ve sömürgeleştirmektedir. Şu halde Akif’te fiilen/aktüel olarak tartışılan Doğu ve Batı olmak üzere iki uygarlık söz konusudur. Akif Batı’nın ileriliği, Doğu’nun geriliği ve sömürgeleştirilmesi durumunu bizzat gözlemlemiş, gözlemlemekle yetinmemiş bizzat yaşayarak iliklerine değin duyumsamış bir düşünürdür.

 

Onun yaşadığı dönemde en temel uygarlık örnekleri olarak gördüğü Doğu ve Batı’ya bakışında, şanslı bir düşünür olduğu gerçeğinin altını çizmek gerekir. Bu şansı kavrayabilmek için onun aldığı eğitimi ve Teşkilat-ı Mahsusa’da ve Milli Mücadele’de yüklendiği görevleri, yaptığı gezileri bir parça açmak gerekir. Bu iki husus, onun fiilen var olan Doğu ve Batı uygarlığının neliği tartışmasında, bilgi birikiminin ve düşünsel çerçevesinin ana çatısına gönderme yapmaktadır.

 

Yeni Türkiye Devleti, daha 1920’den itibaren üç büyük ve önemli düşmana karşı savaş açmıştır: Cehalet, fukaralık ve hastalıklar. Birincisi sonrakilerin de kaynağıdır. “Fatih Kürsüsünde” adlı eserin ilk baskısı 1914’te yapılmıştır. Bunun yayınlanmasından 14 yıl sonra, genç Türkiye Cumhuriyeti, ülkemizle Batı medeniyet dairesindeki ülkeler arasındaki bilimsel ve teknolojik uçurumu hızla ve inatla kapatmak, onlarla yan yana, hatta ön saflarda bulunmak için birtakım önlemler almıştır. Bu önlemlerden biri, belki de en önemlisi 1 Kasım 1928 tarihli “Harf İnkılâbı”dır. Tam sağlıklı olmasa da, okuryazar insan nispetimiz belirtilen tarihe değin %8 ilâ %10 idi. Bu tarih itibariyle de okur-yazar nispetimiz âdeta sıfırlanmış idi. Türk milletinin, çağdaş medeniyetin nimetlerinden yararlanmasını, aydınlanmasını temin edecek millî bir seferberlik ilân edilmiş, “millet mektepleri” marifetiyle ve “Başöğretmen Mustafa Kemal”in önderliğinde milletimizin, kadın-erkek ayrımı gözetmeksizin okur-yazarlığını sağlamak ve bununla eş zamanlı olarak, ünlü düşünürümüz Ziya Gökalp’in ifadesiyle “son derece muhtaç olduğumuz”, ilmin cazibe merkezi olan Avrupa’nın iş ahlâkına, bilim ve teknolojisine erişmek, nihâyet Türk milletini “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak” için yola çıkılmıştır.

 

Akif’in Medeniyet Anlayışı

 

Mehmet Âkif Ersoy’un medeniyete bakış açısında, Batı merkezli “sömürücü”, “dışlayıcı” medeniyet anlayışından hiçbir iz yoktur. Onun zihnindeki medeniyet, insanî ilişkilerin, saygı ve sevginin, hak ve adalet ölçüsünün her şeyden üstün tutulduğu, sömürme ve sömürülme gibi kapitalist bir çarkın asla işlemediği “Asr-ı Saadet”ten neşet eden “İslam Medeniyeti”tir. Safahat’ın pek çok yerinde geçen “medeniyet” kavramı, Âkif’in düşünce dünyasını anlamanın anahtar kavramlarından biri olmasının yanı sıra Safahat’ta eleştirilen, üzerinde tekrar tekrar durulan bir konudur. Âkif, Avrupa medeniyeti karşısında yenilmiş bir ülkenin ferdi olarak medeniyeti bu coğrafyanın geçmişini, hâlini ve geleceğini şekillendirecek bir kurtuluş ideali gibi düşünmüş ve bu amaçla da şiirlerinde ülkesinin ilerlemesi, eski güzel günlere dönülebilmesi için “medeniyet”le ilgili görüşlerini vurucu dizeler ve güzel benzetmelerle dile getirmiştir. Âkif’in Safahat Birinci Kitap’ta, insanların içinde bulundukları zor durum, bu zor durumdan kurtulmak için “çalışmanın” gerekliliği, “terakki” için bir zihniyet devrimin yapılmasının zorunluluğu gibi konular üzerinde ısrarla durması sebepsiz değildir. Onun idealindeki “geçmiş” İslam medeniyeti, insanî vasfı ve ilerlemeyi bir değer kabul etmesi yönleriyle ışıltılı bir konumdadır. Bu fikir çerçevesinde yazdığı şiirlerden biri olan “Durmayalım”da onun neler düşündüğünün ipuçları vardır.

 

Âkif’in zihnindeki “sömürücü” Batı medeniyeti ve “insanî” İslam medeniyeti kavramlarıyla ilgili fikirlerin özellikle Safahat’ın İkinci Kitabı’ndan sonra billurlaşmaya başladığını, bu kitapla birlikte de daha vurgulu bir tonda medeniyet kavramı; İslam ve Batı medeniyetlerinin farkı, inkırazdan kurtulma yolları, İslam ve Osmanlı’nın meselelerinin çözüm yöntemleri üzerinde fikirlerini açıkladığını görebiliriz. Âkif, İslam’ın “Asr-ı Saadet” devirlerindeki muhteşem medeniyeti, bu devri takip eden çağlarda da Müslümanların hayatın hemen her alanındaki önemli başarılarını ve İslam’ın içinde bulunduğu çağa da söyleyecek sözünün olması fikrini hiçbir zaman dillendirmekten kaçınmaz. İnsanlığın erdemini, maddi alanlardaki ilerlemenin insanı köleleştirmeden, “eşref-i mahlûkat” olarak ona verilen bu değerin medeniyetini Âkif, “Süleymaniye Kürsüsünde”, “fâzıl medeniyet” olarak vasıflandırır.

 

Âkif, geri kalmış bir coğrafyanın her şeye rağmen eski ihtişamına “iştiyaklı” bir çalışmayla tekrar dönülebileceğini ve toplumun medenileşmesi için Avrupa medeniyetinin ileride olduğu ilim, sanat ve teknolojinin de hiç çekinilmeden alınabileceğini düşünmektedir. Ondaki bu “eklektik” görüşün temelinde yatan sebep, Japonya’nın bu yoldan ilerleyerek başarıya ulaşmış olmasıdır. İşte Âkif’in medeniyet algısında en çok eleştirilen yönlerden biri bu “medeniyet ithali” meselesidir. Medeniyet ithalatının farklı bir dünya anlayışına, his ve sosyal-siyasal düzene sahip olan diğer ülkenin bünyesinde nasıl bir tahribat yapabileceği devrin şartları gereği çok fazla irdelenmemiş, bu yüzden de teknolojinin ithalatıyla ülkenin “medenîleşeceği” düşüncesi o zamanların fikir adamlarıyla yazarlar ve devleti idare edenler arasında krizden en kolay kurtulma yolu olarak görülmüştür.

 

Asımın Nesli

 

Fatih Kürsüsünde ve Âsım’da Mehmed Âkif, âyetler, hadisler ve sahâbe uygulamaları ışığında yaşadığı toplumun problemlerini tahlil ederek çözüm yollarını göstermektedir. Zira her şeyden önce Mehmed Âkif, yetişmiş insan sıkıntısının farkındadır ve eğitim-öğretim konusunda gerçekçidir.

 

1914’de Safahat’ta dördüncü kitap olarak yerini alan Fatih Kürsüsünde, 1692 mısralık tek bir manzumedir. Bizzat Mehmed Âkif tarafından “Hamasî Şâirimiz Midhat Cemal’e” ithaf edilen bu manzume, “İki Arkadaş Fatih Yolunda” ve “Vaiz Kürsüde” olmak üzere iki bölümden teşekkül etmektedir. Safahat’ta altıncı kitap olarak yerini alan ve “Kardeşim Fuad Şemsî’ye” ithaf edilen Âsım ise 2292 mısralık manzumeden meydana gelmektedir.

 

Gençlik İdeali

 

Mehmet Akif Türk gençliğini “Asımın nesli” olarak nitelemiş ve o gençliğin resmini ayrıntılı biçimde çizmiştir. Mehmet Akif’in, Türk gençliğinde görmek istediği vasıfları şöyle sıralamıştır.

 

1. Beden yapısı 2.Ruh yapısı 3.Tahsil ve terbiye 4. İlim 5.Çalışkanlık 6. Ümit ve azim 7. Dindarlık 8.

Ahlak 9. Vatan sevgisi

 

1.Beden Yapısı

 

Genç, sağlam ve gürbüz olmalı, güreş, yüzme, atıcılık, binicilik gibi sporları yapabilmelidir. Mehmet Akif’in kendiside bu sporları bizzat yaparak Türk gençliğine örnek olmaya çalıştığını söyleyebiliriz.

 

2.Ruh Yapısı

 

Genç, imanlı, gayretli, mütevekkil olmalı; tembellik, hazıra konmak, hırs ve kıskançlıktan uzak durmalıdır. “Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol “ sözleriyle Türk gençliğine yol göstermiştir.

 

3.Tahsil ve terbiyesi ( Eğitim ve öğretimi )

 

Mehmet Akif gençlerin, bilgi ve ahlak sahibi olmalarının, ancak tahsil ve terbiye ile mümkün olacağını bildiği için; Türk gençlerine “Hadi tahsilini ikmale tez elden, hadi sen! Çünkü milletlerin ikbâli için, evlâdım, Marifet bir de fazilet, İki kudret lâzım.” Diye seslenir. Akif’e göre, bilgisiz ahlak, miskinlik ve zayıflığa; ahlaksız bilgi ise, milletlerin ruhunun zehirlenmesine sebep olur.

 

4.İlim

 

Mehmet Akif gençlerimizin ilim tahsil etmelerini, ilmi gelişmeleri takip etmelerini ve önem vermelerini istemektedir. Gençlere; Hepsi beş on maskara ferdin hüneri, bu cihetten, hani hiç yılmasın oğlum gözünüz, sade garbın yalınız ilmine dönsün yüzünüz, o çocuklarla beraber gece gündüz didinin, giden üç yüz senelik ilmi sık elden edinin, fen diyarında sızan namütenahi pınarı, hem için hem getirin yurda o nafi suları, aynı men baları ihya için artık burada, kafanız işlesin oğlum kanal olsun arada diyerek seslenmiştir.

 

5.Çalışkanlık

 

Mehmet Akif Türk gençliğinin çalışmasını istemektedir ve gençlere “Sakın ey nûr-i dîdem, geçmesin beyhude eyyâmın; Çalış, hâlin müsaitken, bilinmez çünkü encâmın.” Çünkü: “Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası, dostunun yüz karası, düşmanının maskarası olacaktır” diye seslenmekte ve tavsiyede bulunmaktadır.

 

6.Ümit ve Azim

 

Türk gençliğinin ümitsizliğe düşmeyip azmi elden bırakmamalarını istemektedir. Ve gençliğe ümitsizliğe düşmenin, azmi bırakmanın doğuracağı tehlikeleri şöyle haykırır, “Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak, alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak! Karşında ziya yoksa sağından, ya solundan tek bir ışık olsun buluver, kalma yolundan, âlem de ziya kalmasa, halk etmelisin, halk! Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!

 

7.Dindarlık

 

Mehmet Akif’e göre Türk gençleri dindar olmalıdır; ancak bu konuda ona iyi örnekler gerekmektedir. Cehaletimiz yüzünden dini tanınmayacak bir kılığa soktuğumuzu gören Mehmet Akif, şöyle seslenmektedir.”Müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile!”Gençler, Müslümanlığı “uhrevi” bir din, Kur’ anı da ölülere okunan bir kitap zannedenlere aldanmamalıdır” demektedir.”Ölüler dini değil, sen de bilirsin ki bu din, diri doğmuş, duracak dipdiri, durdukça zemin!

 

8.Ahlâk

 

Mehmet Akif gençlerin mert ve gerçekçi olmasını, hak ve adalet konularında duyarlı, şahsi menfaat peşinde koşmayan, doğru bildiğini, ne pahasına olursa olsun söyleyen, haksızlık karşısında susmayan bir ruh yapısına sahip olmasını istemektedir. Ve gençlere söyle seslenmektedir “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem; gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem” demektedir.

 

9.Vatan Sevgisi

Akif için vatan, dünyalar karşılığında bile verilmeyecek bir “cennettir”. Milleti vatanından ayırmak isteyenler, cehennemle’ de gelseler, gençlik onu göğsünde söndürmelidir. Türk gençliğine şöyle seslenmektedir. Verme, dünyaları da alsan, bu cennet vatanı, sahipsiz olan memleketin batması haktır, sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır, nasıl tahammül eder hür olan, esaretine, kör olsun ağlamayan, ey vatan felâketine, cehennem olsa gelen, göğsümüzde söndürürüz; bu yol ki hak yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.

 

Akif ve Sanat

 

Sanat anlayışının, gösterişsiz, sade ve mütevazı şahsiyetiyle, inanç ve değerleriyle her daim bütünleştiği görülen Mehmed Âkif’in şiirlerinde, görev ve sorumluluk şuuru, ilim ve ihtisas, ehliyet ve liyakat, iş ahlâkı ve çalışma disiplini, ittihâd-ı İslâm, terakki, ümit, vatan-millet sevgisi, adalet, sadakat, fedakârlık, kader-irade ve ahlâk konularına özel vurgu vardır. Cehalet, tefrika, ümitsizlik, dalkavukluk, tembellik, haddini bilmemek, kayıtsızlık, duyarsızlık ve duygusuzluğu yererken, yanlış veya eksik kader ve tevekkül anlayışı tenkid edilir. Kendisi şan ve şöhretten uzak durarak sade ve mütevazı bir hayat tarzını tercih etmesine rağmen “ölümlü dünya” diyerek iş ve çalışmadan uzak duran, pasif ve miskin bir hayat tarzını benimseyen zihniyet de tenkid edilir. Güçlü gözlemciliği sayesinde Doğu-Batı karşılaştırması yapılır ve hitap ettiği kitle motive edilir.

 

Sonuç

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yüzyıllardır çekilen millî belâların bir uyanıklığı ve aziz vatanın her karış toprağını sulayan kanların bedelidir. Bağımsızlık ve özgürlük tarihimizin ne zaman başladığı bilinmeyen doğal bir sonucudur. Meşrutiyet devri aydınları, yukarıda tasnif edilen Osmanlı toplumu içinden “Millî Mücadele”yi yapacak “Âsım’ın nesli”ni çıkardılar ve bu nesil marifetiyle millî devleti, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular. O altın nesle Türk kültürünü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmayı millî ülkü olarak miras bıraktılar. Bir daha ağır bedeller ödememek için, yetiştirilecek olan çocuklarımıza, eğitimin hangi kademesinde olursa olusun, Türk Milletine, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, Türk millî geleneklerine düşman bilcümle unsurlarla mücadele etme lüzumunun öğretilmesini, daima ileri gidilmesini, Türk millî kimliği ile çağdaş uluslar içinde yer alınmasını vasiyet ettiler. Medeniyetin belirli bir dine, bir coğrafyaya, bir millete ait olmadığını ve olamayacağını, binaenaleyh medeniyetin tüm insanlığın ortak eseri ve mirası olduğunu, bu esere sahip olmak ve bu mirastan yararlanmak gerektiğini bizzat hayatlarıyla göstermiş oldular.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü