Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Suriye, Satranç ve Go Oyunu

16 Ağustos 2013

Sanayi devrimi ve “seri imalat”ın gelişimi ile üretimde ihtiyaç duyulan enerji miktarı artmış, günümüze kadar devam eden süreçte, orta çağın takas aracı olan baharat; yerini petrol ve diğer enerji unsurlarına bırakarak, ülkelerin politikalarının belirleyicisi olmuş ve “bir damla kan bir damla petrol” felsefesi, 19. Yüzyılda rezerv coğrafyasına hâkim Osmanlı İmparatorluğu’nun bölünmesine ve yıkılmasına sebep olmuştur.

Enerji faktörü, günümüzde uluslararası ilişkilerde barışın ve savaşın belirleyicisi bir unsur olduğundan, bulunduğu ülkeler kadar taşındığı güzergâhları da etkin ve güçlü kılmaktadır.  Kuzeyinde Rusya Federasyonu, doğusunda İran ve Hazar havzası, güneyinde Irak gibi önemli hidrokarbon rezervlerine sahip ülkeler ile batısında yer alan tüketim ihtiyacı olan sanayi ülkelerinin geçiş güzergahında bulunan kara ve deniz coğrafyasındaki ülkemize; jeopolitik ve jeostratejik olarak dominant ve optik bir konum kazandırmaktadır.

“Büyük Satranç Tahtası”  isimli kitabında Brzezinski, Avrasya’nın, büyük bir satranç tahtası olduğu varsayımından hareketle oyuncuları, "Jeopolitik Mihver" ve "Jeostratejik Oyuncu" olarak ikiye ayırır. Jeopolitik Mihver olan ülkelerin önemlerinin, hassas coğrafi konumlarından kaynaklandığını bu konumun önemli bir bölgeye girmek veya çıkmak için o ülkeye özel bir değer kattığına, bazı durumlarda ise bu konumun ülkelere hayatî önem kazandırdığına işaret ederek, bahse konu ülkelerin bazen bir bölge için koruyucu kalkan fonksiyonu bulunduğunu ekler. Brzezinski’ye göre Türkiye ve İran; jeopolitik iki mihver ülkedir.

Jeostratejik Oyuncular ise ABD’nin çıkarlarını etkileyebilecek mevcut jeopolitik ortamı değiştirmek için sınırlarının ötesinde güç uygulama veya oyunu etkileme yeteneğine sahip ülkelerdir. Ulusal büyüklük duygusu, ideolojik tatmin, ekonomik büyüme arayışı gibi güdülerle bölgesel egemenlik hatta küresel itibar peşindedirler. Jeostratejik Oyuncu olan ülkeler bu maksatlarına ulaşmak için ABD’nin gücünü tartar, kendi çıkarları ile ABD’nin çıkarlarının örtüşme nisbetini belirler ve daha sınırlı olan kendi Avrasya hedeflerini şekillendirirler. Brzezinski, birer jeopolitik mihver olan Türkiye ve İran’ı, aynı zamanda iki Jeostratejik Oyuncu olarak nitelendirir ancak Jeostratejik Oyuncu ve Jeopolitik Mihverlerin kalıcı ve sabit olmadıklarını da ifade eder.

Tarihin seyri içerisinde, denizlere kıyısı bulunan ülkelerin yükseliş ve düşüş eğrilerinin denizdeki hâkimiyetleriyle doğru orantılı olduğu, büyük Türk denizcisi Barbaros Hayreddin Paşa’nın “denizlere hâkim olan cihana hâkim olur” sözünün, hamasî bir söz olmaktan öte, bir strateji ilkesi olduğu, dolayısıyla sahildar bir ülke olmanın kazanılmış bir strateji unsuru olduğu anlaşılmıştır. Zira denizler, taşımacılıkta kestirme ve çok alternatifli güzergâhlar sağlamasının yanı sıra, günümüzde boru hatlarının geçişinde de bu imkanları vermesi ve teknolojik gelişmelerin, deniz dibi enerji rezervlerinden yararlanmayı mümkün kılması ile hayati önem arz eden bir ağırlık kazanmış ve stratejik boyutları derinleşmiştir. Karasal konumunun kazandırdığı avantajlara ilaveten, ülkemizin iki yarım adadan oluşan ve denizlerle çevrili bir ülke olması, doğu-batı ve kuzey-güney eksenlerinde enerji rezervi bulunan, bunun tüketimi ve intikali ile ilgili ülkelerin ve blokların kesiştiği merkezde bulunması; deniz coğrafyasındaki jeopolitik ve jeostratejik değer bağlamında önemini giderek artırmaktadır.

Bu bağlamda, Kıbrıs adası civarındaki deniz kesiminde tespit edilmiş olan zengin enerji rezervleri, dikkatleri bu bölgeye çekmekte, satranç tahtasında yeni hamle ve oyunlar ortaya konmaktadır. Doğu Akdeniz’de en uzun sahildar ülke olmamıza rağmen, henüz ilan edilmemiş Münhasır Ekonomik Bölgelerimiz nedeniyle güney sınırlarımızın denizden başlayan kesiminin henüz belirlenmemiş olması, Avrupa Birliğinin on yıllardır üyelik için Türkiye’yi beklettiği halde, Kıbrıs’ı bir bütün olarak bünyesine katma çabalarını; Doğu Akdeniz’deki haklarından (petrol rezervleri de dahil olmak üzere), ülkemizi uzak tutma hedefli bir batı hamlesi olarak algılanabilir. Buradaki kurgunun diğer cephesinin, Suriye üzerinden gerçekleşen mücadelenin arka planında olduğu düşünülebilir. Zira Suriye; Doğu Akdeniz’deki sahildar ülke olarak, kendi münhasır ekonomik bölgesinde Kıbrıs civarındaki potansiyel rezervlerde hak sahibi bir ülkedir.  Son zamanlarda, Akdeniz’deki Rus deniz üssü Tartus yakınlarında Katar rezervlerine eşit ya da daha fazla olduğuna inanılan dev bir gaz sahası keşfedilmesi (1), Suriye veya İran gazının AB’ye herhangi bir ihracatının söz konusu olması halinde bunun Rusların bulunduğu Tartus limanından geçme ihtimali, Suriye’ye farklı bir konum kazandırmaktadır.

Akdeniz’in, güneyinde yer alan sahildar ülkelerde yaşanan “Arap Baharı” süreçlerinin Blokların Akdeniz’de hakimiyet mücadelesi ve bu ülkelerin sahip bulunduğu ekonomik ve stratejik değerler (su, hidrokarbon rezervleri, deniz hatları ve Kıbrıs bölgesi enerji rezervleri) ile İsrail’in bölgedeki güvenliği ve Filistin üzerindeki kontrolünü sağlamak amacı ile ilgili olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Kuzey Afrika’nın Akdeniz sahildarı ülkelerinde başlayarak, bir silsile halinde Suriye’ye dayanan eylemler, burada bir direnç ile karşılaşmış, karşı taraf oyuncularının satranç oynamadıkları, oyunlarının kuralını “Go oyunu”(2) ile belirlediklerini ortaya koymuştur. Tarihi süreçte “sıcak denizlere inme” ülküsünü hiç kaybetmeyen ve SSCB’nin dağılmasından sonra Karadeniz’deki sahil uzunluğu Çarlık Rusya’sı sınırlarına gerilemiş olan Rusya Federasyonu, bu ülküsünü; “Go” oyunu stratejisi,  yani abluka yöntemi ile karadan gerçekleştirmeye çalışıyor görünmektedir. Bu bölgede şu anda yaşananlar, ”bölünmüş düşman, yarı yarıya yenilmiştir”(3) ve bir farmason sloganı olan “Ordo ab Chao” (Kaostan doğan düzen) sözlerinin ortaya koyduğu durumu çağrıştırmaktadır. Marksist-Leninist bir örgüt olarak bilinen PKK’nın, karargâh ülkesi olan Suriye üzerinden etnik ayrışma ile gerçekleştirilmek istenen bölünme çabalarının doğurduğu kaos ortamına bu kez, mezhep ayrışmasına dayanan bir başka boyut eklenerek bölge üzerinde ameliyat yapılmaktadır. Bu minvalde, izlenen güzergâh; İran, Irak ve son halka olarak Doğu Akdeniz’deki sahilinde Rusya Federasyonu’na ait Tartus üssünü ve denizde potansiyel rezerv bulunduran Suriye’dir.

Etnik ayrışmanın ve mezhep ayrışmasının doğurduğu kaos ile oluşturulan bu abluka, enerji tüketici ülkelerin (ABD ve AB), Doğu Akdeniz’deki deniz irtibat noktasından (Ceyhan) yükledikleri Irak petrollerine Suriye üzerinden alternatif güzergah geliştirerek, mevcut sevkiyatta “enerji arz güvenliğini” kontrol etmede tekel olma imkânı sağlamak ve Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon rezervlerinde (direkt ya da dolaylı olarak) tasarruf sahibi olmak; Rusya Federasyonu ve Çin’i hâkim ülke konumuna taşıyacak,  aynı zamanda bir NATO ülkesi olan Türkiye’yi, dolayısı ile NATO’yu, enerji rezervi bulunduran Türk ve Ortadoğu coğrafyasından izole ederek önünü kesecek, jeopolitik ve jeostratejik rolünü, imkân ve kabiliyetlerini zayıflatma yönünde önemli bir adım daha atılmış olacaktır. Yaşanan çekişmenin arka planına bu perspektiften bakıldığında; Suriye’nin “kırılma noktası” olduğunu ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Bu noktada, mezhep ayrıştırması yolu ile oluşturulmak istenen yapıdan anlaşılacağı üzere etnik ve dinsel ögeler gibi kültürel değerlerin, kitlelerin manüplasyonunda kullanılabileceği, bu ayrıştırma operasyonunun tersinin de doğru olduğu ve bunun için gereken şartların hidrokarbon rezervlerine sahip ülkeler ve ülkemiz arasında mevcut bulunduğunu tesbit etmek yararlı olacaktır. Enerji perspektifinden Türkiye’nin, sadece güzergâh ülke konumu ile değil, “Türklük ve İslâmiyet” gibi kültürel değerler üzerinden “rezerv” coğrafyasında bulunan Türk Cumhuriyetleri ile ortak paydaya sahip olduğu realitesinden hareketle; SSCB’nin dağılmasının ardından Rusya’nın etki alanını yeniden kazanma amacına yönelik olarak kurulan ve ekonomik işbirliği fonksiyonu da bulunan Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT)’nun; (Azerbaycan, Beyaz Rusya, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Rusya Federasyonu, Tacikistan ve Ukrayna) dünya üzerindeki doğal kaynakların, bunların içerisinde de Türk Cumhuriyetleri önemli bir kısmına sahip olduğu;

İran- Azerbaycanı, Türkmenistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın ve Çin-Uygur Türk Bölgesi dünya hidrokarbon rezervleri içerisinde toplam olarak taşıdıkları ağırlık yüzdesinin gözardı edilemeyecek bir oranı kapsadığı tartışmasız bir gerçektir. Bu tablodaki “Türklük” paydasının; Rusya, Çin ve İran açısından bir “yumuşak karın” olduğu açıktır. Ülkelerin varlık ve idamesinin esasının, enerji rezervlerine sahip bu yumuşak karın bölgesine temellendirildiği, zira kültürel bağlamda  Rusya Federasyonu ve Çin’de bulunmayan “İslâm” ortak paydasının ise ülkemiz ile Ortadoğu arasında mevcut olduğu, ayrıca Doğu Akdeniz’deki rezervlerde de hak sahibi olması nedeniyle, ülkemizin bulundurduğu potansiyelin direkt ve dolaylı çıkar taraflarında rahatsızlık uyandırdığı düşünülebilir.

Bu noktadan hareketle Suriye’nin; “Arap Baharı” operasyonu ile “sıcak denizlere inme ülküsü” nün çakışma ve çekişme noktası olduğu, Rusya Federasyonu ve Çin’in mevcut Suriye yönetimini BM platformunda, İran’ın ise içerideki çok yönlü fiili desteğinden görmek mümkündür. Tartus üssüne bağlanan güzergâh şeridindeki engelleri kaldırmak ve Suriye sınırından Türkiye’yi çevrelemek maksadıyla, ”açılım süreci” ile çekildiği ifade edilen PKK’nın bu hareketinin aslında, PYD’ ye destek sağlamak için kuvvet kaydırmak amacıyla yapılan stratejik ve askeri bir manevra olduğu ihtimali de göz ardı edilmemelidir.

Buradaki gelişmelerden sonra artık Suriye’nin de “jeopolitik mihver” bir ülke ve “stratejik oyuncu” olduğunu kabul etmek gerekir. Yaşanan çekişmede Suriye halkasını elinde tutacak tarafın, dünya dengelerinde ağırlık kazanacağı, ayrıca ABD, Çin, AB Ülkeleri, Rusya Federasyonu, BDT, İran, Irak ve Türkiye’nin  “Suriye” sonucundan etkileneceği aşikârdır.

___________________________________________________________________

(1)Daily Star, Suriye’den Gaz Keşfi, 17 Ağustos 2011, http://www.naturalgasasia.com/syria-homs-gas-discovery.
(2) 19 yatay ve 19 dikey kesişen çizgilerden oluşan bir tahtada, 181 adet siyah ve 180 adet beyaz taşla oynanan, iki kişilik bir strateji, akıl ve bir alan oyunudur. Oyundaki mutlak amaç, mümkün olan en az taşı kullanarak tahta üzerinde rakibinizden daha geniş alanları çevrelemektir. Etrafı tamamen rakip oyuncunun taşları tarafından çevrelenmiş taşlar ölü sayılır ve rakibin esiri olarak tahtadan kaldırılır.  
(3) Yahudi atasözü.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü