Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Gazi KARABULUT

arabulut58@hotmail.com

Ülkücülere!

Anayasa Paketinden Önce Hatırlanması Gerekenler

14 Temmuz 2010
Gazi KARABULUT

Hayırlı olsun! Ülkemiz yeni gündemini belirledi. Anayasa paketi. Ben bu yazımda anayasa paketine değinmeyeceğim. Ama gelin önce Asya Avrupa köprüsüne ya da Türkiye’den Türkistan Coğrafyası’na kadar yapılan küresel saldırılara bir göz atalım.

Tanzimat ile başlayıp günümüzde son noktasına ulaşan Avrupalı olma sevdası, beraberinde psikolojik ve sosyal bir tahribatı da taşımıştır. Asya’nın hür çocuğu, kendi medeniyetine sırtını dönmüş ve kendisine hiç de benzemeyen, bireysel hayatı ilke edinmiş, egoizm ve ihtiraslarını putlaştırmış bir kültüre yönlendirilmiştir.

Dünyayı küresel bir köy olarak değerlendiren küreselleşmenin ardındaki güçler bu köye hakim olabilmek için kulağa hoş gelen bazı argümanları psikolojik harplerinin en etkili silahı olarak kullanmaktadırlar. Son derece masumane ve insani değerleri ortaya çıkararak yaydıkları liberal-kapitalist sistem aslında sömürü düzenlerini yaygınlaştırarak deavm ettirmeyi hedeflemektedir.

Amerika öncülüğünde tek kutuplu ve tek merkezli dünya hedefi için bu emperyalist güç istediği yeri işgal etmekte ve girdiği yere hürriyet ve demokrasi getirdiğini söylemektedir. Ancak ne acıdır ki bütün dünyanın gözleri önünde oluk oluk kan akıtılmakta, Amerika’nın girdiği yerlerde bir daha insani bir hayat idame edilememektedir.

Görünen o ki küresel gücün yeni hedefi, Türkistan ve Türkiye’dir. Ancak önce Türkiye’nin taşeronluğunda on yıl daha Orta Doğu’yu kan gölüne çevirmesi ve ardından yine Türkiye’nin öncülüğünde Türkistan’a girmesi beklenmektedir.

. Peki nasıl oluyor da Amerika, Okyanus’un ötesinden buraları idare etmeye kalkıyor ve aynı kültüre sahip olan Orta Doğu ile Türkistan bu işe seyirci kalıyor? Hatta pek çok işgalin de taşeronu pozisyonuna düşebiliyor. Bölgede İsrail dışarıda bırakıldığında yeni ve büyük bir birlik kurulması mümkünken neden Türk coğrafyası bile birlikte hareket edemiyor?

Bu soruların cevabı zannederim Dünya’nın süper gücü Amerika’nın “Yeni Dünya Düzeni” dediği emperyalist politikasında gizli. O zaman Türkistan coğrafyasında kısa bir gezinti durumu daha net ortaya koyacaktır.

Sovyetler birliği’nin dağılması ile peş peşe bağımsızlığını ilan eden beş Türk cumhuriyeti ile Türkiye’nin de dış politikasında büyük bir değişiklik yaşanacağı ümit edilmişti. Türk cumhuriyetlerinin siyasi, ekonomik, sosyal ve idari bakımdan yapılanmalarında yardımcı olabilmek gayesi ile özellikle dış işleri bakanlığımız nezdinde büyük atılımlar bekleniyordu. Ancak nerede ise 20 yıla yaklaşan bağımsızlık sürecinde Türkiye, Türkistan coğrafyasındaki kardeş devletlerimizle gereken koordinasyonu kuramamış hatta sahayı yabancı güçlerin kontrolüne bırakmıştır.

Halbuki Sovyetler birliği’nin dağılması ile dünya siyasetindeki mevcut dengeler bozulmuştu. Bu durum Dünya siyasetindeki büyük ağabey Amerika’yı rakipsiz bırakmış Çin, Hindistan veya Türk Dünyası yeni bir alternatif geliştirememiştir.

1990lı yıllar, Türkiye’nin Dünya’daki yeni denge unsuru olması için büyük bir fırsata sahip olduğu yıllardı. Çünkü 300 milyona yaklaşan bir Türk dünyası önce bölge liderliğini ardından da dünya dengelerini sağlayabilirdi. Çünkü 1990 yılının ikinci yarısında peş peşe egemenliğini ilan etmiş beş kardeş devletimiz daha olmuştu:

20 Haziran 1990 Özbekistan

22 Haziran 1990 Türkmenistan

23 Eylül 1990 Azerbaycan

12 Ekim 1990 Kırgızistan

25 Ekim 1990 Kazakistan egemenliklerini ilan ettiler.

Bu topraklardaki doğal zenginlik kaynaklarının kullanım hakkı bu süreç ile birlikte Türk cumhuriyetlerinin kontrolüne geçmiştir. Doğal kaynakların bakirliği eyyamperest, yayılmacı, emperyalist güçlerin yeni poligonu olmuştur. Ve bu noktada gerek sosyal gerek ekonomik ve siyasi en az iletişim Türkiye tarafından kurulmuştur. Daha doğru bir ifade ile olması gereken seviye yakalanamamıştır.

Türkistan topraklarında hala Rus kültürü ve etkisi devam etmektedir. Dün olduğu gibi bugün de Rusya iki ana politika üzerinden Türkistan’ı kontrolü altında tutmak istemektedir:

  1. Türkistan’da Rus hakimiyetini devam ettirmek için Türkistanlıların milliyetçilik ve vatanseverlik duygularını yok etmek gereklidir.
  2. Türkistan halkları kültürel olarak birbirlerinden ayrılmalıdır.

Rusya’nın böyle bir yaklaşım içinde olması kendi politikaları için doğal karşılanabilir. Ama Türkiye’nin Dış Türkler Bakanlığı bile kuramadığı bir ortamda hangi temel Türkistan politikası olduğu merak konusudur.

Türkistan’daki genç Türk cumhuriyetlerinin aslında asırları aşan Türk kültürünün merkezi olduğu düşünülürse onlara göre oldukça tecrübemizin bulunduğu devlet geleneğimiz, tren hareket etmiş olmasına rağmen hala işe yarayabilir.

Mesela ortak bir Türk Tarihi ders kitabı yine ortak bir Türk Edebiyatı kitabı gibi iki somut adım bile pek çok kültürel birlikteliği ateşleyebilir. Türk Dünyasına ait ortak bir sinema çizgi film ve oyun kurulumunun hayata geçirilmesi çocuklarımızın on on beş yıl sonra birbirlerini anlamalarını kolaylaştıracağı muhakkaktır. Yüksek miktarda öğrenci mübadelesinden siyasi birlikteliklerin oluşturulmasına, ekonomik iş birliğinden askeri stratejilere kadar pek çok adım atılabilir.

Bu noktada da tekliflerin Türkiye’den gitmesinden doğal hiçbir şey olamaz. Her ne kadar geç kalınmış gibi görülse de hala Rusya, Çin ve ABD yeni projelerle Türkistan’ı önce karıştırmak ardından da adı beyaz kendi kirli politikalarla bölgeye hakim olmak için bütün girişimleri ortaya koyarken Türkiye’nin yeni arayışlara girmesi gerçeği göz ardı edilemez.

Türkistan’daki bağımsız Türk cumhuriyetlerinin haricindeki Türklerin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel haklarını takip etmek, onlarla sıkı bağlar kurmak yine Türkiye’nin vazgeçemeyeceği bir önceliği olmalıdır. Yine Türkistan dışındaki Balkanlar’da, Avrupa’da ve hemen başucumuzdaki Irak ile İran’da yaşayan Türklerin de aşılması gereken dev asa problemlerine çözüm üretmek Türkiye’nin vazifesidir. Çünkü Türkiye Türkleri, milletimizin asırları aşan Devlet-i Ebed Müddet idealinin Türk Cihan Hakimiyeti Mefkuresine taliptir.

Ancak, Asyalı olmaktan utanan ve ısrarla Avrupalı olmaya çalışan Türkiye her geçen zaman içinde kendinden kaçmakta aslını inkar etmektedir. Tarihin derinliklerinde yatan Büyük Asya Kültürü ile Dünya’ya yayılıp gittiği yere Asya kültürünün güzelliklerini ulaştıran Türk milleti bugün kokuşmuş ve insani değerlerini yitirmiş bir kültüre karışmak istemektedir.

Anadolu’ya ve Balkanlara ihraç edilen Asya Türk kültürü, yıllarca adalet ile sevgi ve kardeşlik ile insanların birbirini sevmesini temin etmiştir.

“Biz gelmedik kavga için, bizim işimiz sevgi için” diyen, “Bir kez gönül kırdın isen/ Bu kıldığın namaz değil/ Yetmiş iki millet dahi/ Elin yüzün yumaz değil.”” felsefesini benimseyen, “toprak gibi mütevazi olmayı” ilke edinen, “yaratılanı yaratandan ötürü seven”, “milleti yaşat ki devlet yaşasın” diyen bir kültürümüz varken ve Hoca Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’inden Hacı Bektaşi Veli’nin Makalat’ına, Yunus’un Deyişlerinden Mevlana’nın Mesnevi’sine, Manas’tan Vahapzade ye, oradan Haydar Baba’ya kadar sıraladıkça artan arttıkça da coşan büyük bir kültür bizi biz yaparken ne manaya geldiği çok da net olmayan karışık bir Avrupa kültürüne doğru yapılan koşunun manası ne ola ki?

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü