Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Gazi KARABULUT

arabulut58@hotmail.com

Ülkücülere!

Hasret

00 0000
Gazi KARABULUT

Dün gece sokakları adımladım Necip Fazıl’ın “Kaldırımlarını” mırıldana mırıldana… Dolandım durdum, kafalı başsız, giyinik üryan kalabalıkların, her geçen dakika sessizliğe döndüğü serin sokaklarda…
Sanki bir dev gibi üzerime yürüyen binalardan bütün başlar bana sesleniyordu Bremen Mızıkacılarının korosu gibi:
“Aldırma, boş ver, bu dünya böyle gelmiş böyle gider…” diye.

Yazmak… Toplumun meselelerini dillendirmek ya da içinden geçenlerden değil de popülist bir anlayışla okuyanların duymak istediklerinden bahsetmek… “Başbakan şöyle dedi, falan lider şunu söyledi, bilmem ne topluluğunun toplu lideri şöyle açıkladı…” falan…

Bu kez yüreğimin hasretine bir girizgah yapacağım, bam teli titreyenlerin bestesine titrek bir türkü olsun diye…

Okuma kültüründen uzaklaştırışmış, midesinden bir yerlere esir edilmiş ya da ruh kökü yabancılaştırılmaya çalışılmış bir millet toplumsal meselelere ne kadar ilgi gösteriyor bilemem. Ama “böyle gelmiş böyle gider” boş vermişliği bizim şiarımız değildi..

Biz ölümlü şarkılar yazıp tarihe şerh düşerken bugün kükreyenlerin, konforlu onur arayışlarına şaşmamak mümkün değil.
Baktık ki nice Don Kişotlar, mukavvadan kılıçlar kuşanmışlar ve yoğurttan düşmanların böğrüne böğrüne saplıyorlar. Bir süre sonra görüyorlar ki, sözüm ona düşmanlarına hiçbir şey yapamazlarken, Hz: Ali’nin Zülfikar’ı zannettikleri kılıçları da eğilip bükülerek bir acayip şekil alıyor.

Yani sözde gündemlerle sözde kahramanlar, “al gülüm, ver gülüm” muhabbetindeler…
Onlar küresel dünyanın gövdesi ile düşünen adamı olarak toprağa, topluma ve tarihe ait ne kadar değer varsa onların yerine şirkete, şehvete ve şöhrete şahsiyetsiz bireyler yetiştirme derdindeler…

Türk milleti bir ışık ordusu aramaktadır. O ışık ordusu kendini milletine adamış, milletinin saadetini saadeti, onun mutluluğunu mutluluğu gören gönül fedailerinden oluşmalıdır. Ama bu fedailer, mazlumun hakkı söz konusu olduğunda Yavuz gibi, zalimin tacını tahtını başına geçirmelidir.
Bu anlayış mazi ati köprüsünü doğru kurup istikbali aydınlık tutma şuurunun hayat bulması ile mümkündür.
İşte hasretim, bu anlayışın billurlaşmış namelerinedir. O namelerde Türk insanının, bir Eyüp peygamber sabrı ile tırnaklarını toprağa saplayarak rızkını kazanmak için gerçekleştirdiği çırpınışı dillendirmek vardır.
Kara talihli, kara bahtlı kara yağız insansımızın gözyaşları ile büyüttüğü evlatlarına duyduğu yürek yangınının türküleri vardır o hasret türküsünü söyleyenlerin dilinde…
Öyleyse…
Biz bu ülkenin bir sevda diyarı olduğuna inanıyoruz. Ve biz o sevda diyarına tıpkı Mecnun gibi, bir Ferhat, bir Karacaoğlan gibi sevdalıların hasreti ile yanıyoruz.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü