Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Gazi KARABULUT

arabulut58@hotmail.com

Ülkücülere!

Elbette Türk’ün Ocağı

23 Kasım 2011

Gazi KARABULUT

 

100. yıl coşkusuna mütevazi bir gurur ile koşan Türk Ocakları, Devlet-i Aliyeyi Osmaniye’nin yedi düvel tarafından yok edilmek istendiği bir demde milli bir ülkünün tezahürü olarak devrin münevverleri ve milliyetçi gençleri tarafından kurulmuştur.  Milli mefkurelerle temeli atılan Türk Ocakları aslında 1911’den de önce kurulmaya çalışılsa da resmi olarak 12 Mart 1912’de Ahmet Ferit, Yusuf Akçura, Hamdullah Suphi gibi devrin önde gelen isimleri tarafından resmen açılmıştır.

Kuruluşu ile birlikte etkin ve aktif bir tutum sergileyen Türk Ocakları, kısa sürede  milli bir teşkilat hüviyeti kazanmış, bu duruşunu günümüze kadar aynı şevk ve inanç ile taşımıştır.

Türk milletinin değerlerine sahip çıkma hususunda yüzüncü yılına ulaşan Türk Ocakları her yönü ile milli, ahlaki ve kültürel tutumu ile daha nice yüzüncü yıllara ulaşmalıdır. Bu ocakların geçmişine baktığımız zaman kaderini bu milletin kaderine bağlamış, onunla gülüp onunla ağlamış, onun için ölmeyi şeref bilmiş iman ve ülkü erlerini görürüz.

O zaman rahmetli Alparslan Türkeş’in son yıllarında, “Türk milliyetçileri, Ülkücüler! Birleşiniz, ayrılmayınız. Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır.” Diyerek  milliyetçilerin birbirlerine sarsılmaz bir sadakat ile sahip çıkmaları gerektiğinden dem vurduğunu hatırlamanın zamanı olsa gerek, diye düşünüyorum.

Yine Rahmetli Alparslan Türkeş’in  “Türk gibi yaşayan, Türk gibi düşünen, Türk gibi hisseden herkes Türk’tür.”  Deyip  “Bizim milliyetçiliğimiz kültür milliyetçiliğidir.” Vurgusu ile Türk kültürünü duruşumuzun öznesi olarak gösterdiğini  yinelemenin faydalı olacağı kanaatindeyim. Ve bu kültür milliyetçiliğinin esasını da Türk töresi ile İslam ahlakının oluşturduğu hatırlanacak olursa Göktürk abidelerinden günümüze kadar uzanan eserlerimiz milli duruşumuz hakkında bize iyi bir yol gösterici olacaktır. Bilge Kaan’ın, Çin ipeklerine ve kadınlarına kanmamak gerektiğini belirtip Ötüken’i kutlu yurt  şeklinde tanımlamasına: oradan silsileyi günümüze taşıyarak Erol Güngör Hoca’nın, bu hareketin fikir öncüleri Türk milletinin bir başkasını model almayacak kadar orijinal bir medeniyete sahip olduklarına inandıklarını söylemiştir.

Buradan hareketle devleti ebedi müddet deyip aleme nizam verme ülküsü için milliyetçi büyük Türkiye idealine gönül verenlerin kısır tartışmalardan uzak bir tavır ile kurumlarına, kuruluşlarına, ülküdaşlarına, ideallerine, inançlarına sahip çıkma mecburiyeti vardır.

Yine Erol Güngör’ün  “İnsanları sevmek onlara hizmet etmeyi gerektirir; bu hizmetin de medeniyetçi olan milliyetçilikten başka bir yolda yapılabileceği şüphelidir.” Dediği gibi veya  Nurettin Topçu’nun,  Milliyetçiliğimizin Esası’nda “ O zaman gaye ve emel birliği içinde aynı dili sevmiş, aynı imana sahip, bedenini ruhuyla anlaştırmış ve onun iradesiyle düzenlemiş, aynı ahlak kaidelerine sarılmış, hem de aynı ırkın hamurundan yapılmış, toprağı aynı kanla sulanmış; genci ihtiyarına itaatli, ferdi devletine minnettar, devleti halkına şefkatli, Allah hakimiyetine hep birlikte teşne bir büyük Sevgili’ye hep birlikte aşık; gökleri dua, toprağı secde kokan bir vatana hep birlikte bağlı bir millet.” Şeklinde izah ettiği gibi bir anlayış Türk milliyetçilerinin parolası olmalıdır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü