Türk Dünyası Yardım Kampanyası
Gazi KARABULUT

arabulut58@hotmail.com

Ülkücülere!

Maarif Davası

12 Ekim 2012

Yıllarca eğitimin tarifi “bireyde istendik davranış değişikliği kazandırma” şeklinde yapıldı. Aslında bu tanım pek de içimize sinmiyordu. Ama üniversite yıllarımızda önce dersten geçmek için ardından da meslek hayatımızda kullandığımız bir tarif olarak karşımıza çıktı. Artık günümüzde eğitim ile ilgili şöyle bir tanım tartışılıyor: “İnsanların problem görme ve çözme kapasitesini geliştirmek.” Prof. Özdemir tarafından ifâde edilen bu tarif, çağımızdaki anlayışla daha çok örtüşüyor. Tabiî yeni tanımlar sistemlerde de revizyonu gerektiriyor. Ülkemizde de eğitimde sistem arayışları konusu yıllardır bir kaos olarak karşımıza çıkıyor. Cumhuriyet’ten önce başlayıp hâlâ devam eden bu sistem arayışları son on yılda daha bir artmış durumdadır. Ve nihayet bir yıla yakın bir süredir de 4+4+4 dediğimiz sistemi tartışıyoruz. Aslında “tartışıyoruz” ifâdesi pek de gerçeği yansıtmıyor. Çünkü yasalaşmış ve uygulamaya geçirilen bir sistemle karşı karşıyayız.

Her geçiş zor olur. Bizim gibi, geleneksel yaklaşımlara sıkı sıkıya bağlı toplumlarda yeni yaklaşımların bir dirençle karşılaşması gâyet doğaldır. Karşı duruş sergileyen kitlelere baktığımızda da değişik gerekçeler görürüz. Kimi ideolojik yaklaşımla karşı bir duruş sergilerken bazı gruplar da sistemin ülke gerçekleri ile örtüşmemesini sebep göstermektedir. Yine yaşanan mağduriyetler de sendikaları harekete geçirmiştir.
28 Şubatın ürünü olan 8 yıllık kesintisiz eğitim faciası da Türk eğitim sistemine birden bire girmişti. Sistem, müfredat, fizikî yeterlilik gibi hiçbir unsur kamuoyunda tartışılamamış ve bir oldubitti ile 8 yıllık kesintisiz eğitim İmam Hatip Liseleri’nin önünü kesme uğruna ortaya konulmuştu. Ama olan ülkenin genç nesillerine olmuş, meslek liseleri ehemmiyetini kaybetmiş, bina ve donanım olarak hiçbir hazırlığı olmayan ülkemiz “kervan yolda dizilir” mantığı ile bir keşmekeşe mahkûm olmuştu.

Şimdi o yapının tam karşısında bir sistemle karşılaştık. Ve çok ilginçtir yine konu tam tartışılmadan, mutfaktaki unsurlarla yâni işi uygulayacak olan öğretmenlerle değerlendirme yapılmadan, alt yapı unsurları irdelenmeden, müfredat hazırlanmadan, ülke şartları ve potansiyel öğrenci kitlesi planlanmadan, mevcut eğitim fakültelerimizin uyguladığı öğretmen yetiştirme programları ile uyumluluğuna bakılmadan, pilot uygulamalar yapmadan, başka ülkelerdeki uygulamaların bizim coğrafî, kültürel, tarihî niteliklerimize uygunluğu araştırılmadan “buyurun 4+4+4’e” denildi.

Türk eğitim sisteminde köklü bir değişime ihtiyaç olduğu su götürmez bir gerçektir. Ve bu konuda en çok söz söylemesi gerekenler de yıllarca büyük bir fedakârlık örneği sergileyen öğretmenlerimizdir. Eğitim konusunda çalışmalar yapıp ideolojik veya oportünist tutumlar sergilemeyen eğitim dernekleri, millî eğitim şuraları, üniversitelerimizdeki ilgili kürsüler, sivil toplum örgütleri meseleyi masaya yatırmalı ve şeffaf bir çalışma sergilenmeliydi.

Türk eğitim sisteminin en temel problemi heyecansızlık ve vurdumduymazlıktır. Eğitimi bir Kızıl Elma, bir aşk, bir var olmak dâvâsı olarak görmeyen, yine Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Dâvâsı” kitabında ifâde ettiği gibi “Mektepler mabettir” anlayışına ulaşmayan her çaba, beyhude olacaktır.

Yine aynı zaviyeden bir başka değerlendirmeyi de “Eğitim Sosyolojisi” açısından yapmak gerekiyor. Yâni bir “Okul Kültürü” vizyonuna ihtiyaç olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Mevzu ile alâkalı kayda değer ciddî çalışmalardan biri S. Ahmet Arvasi Hoca’nın “Eğitim Sosyolojisi” adlı kitabında görüyoruz. Arvasi Hoca meseleyi şöyle izah ediyor:

“Okul kültürü sözü akademik bir anlam ifâde eder. Okul, millî kültürü malzeme olarak kullanır, onu evrensel ölçülere ve değerlere göre işlerken, çağdaş inceleme ve araştırmaların ürün ve verilerini de bu millî kültüre aşılayarak onu güçlendirmeye çalışır.” Ancak bu kültürün oluşması için halkı göz ardı etmemek gerekir. Ünlü sosyologlarımızdan Gökalp halk ile bütünleşmeyi bir yaşam tarzı olarak anlatıyor: “Bir taraftan halkın içine girmek, halkla beraber yaşama, halkın kullandığı kelimelere, cümlelere dikkat etmek. Söylediği atasözlerini, gelenekte yaşayan hikmetleri işitmek. Düşünüşteki tarzı, duyuştaki üslubu tespit etmek, şiirini, musikisini dinleyerek, raksını ve oyunlarını seyretmek. Dinî hayatına, ahlâkî duygularına nüfuz etmek. Giyinişinde, evinin mimarisinde, mobilyalarının sadeliğindeki güzellikleri tadabilmek. Bundan başka halkın masallarını, fıkralarını, menkıbelerini ‘tandırnâme’ adı verilen eski töreden kalma inanışları öğrenmek. Halk kitaplarını okumak. Korkut Ata’dan başlayarak aşık kitaplarını, Yunus Emre’den başlayarak tekke ilahilerini, Nasrettin Hoca’dan başlayarak halk nükteciliğini, çocukluğumuzda seyrettiğimiz Karagöz ile orta oyununu aramak bulmak lâzım…”

Türk eğitim sisteminde köklü bir değişime ihtiyaç olduğu su götürmez bir gerçektir. Ve bu konuda en çok söz söylemesi gerekenler de yıllarca büyük bir fedakarlık örneği sergileyen öğretmenlerimizdir. Eğitim konusunda çalışmalar yapıp ideolojik veya oportünist tutumlar sergilemeyen eğitim dernekleri, milli eğitim şuraları, üniversitelerimizdeki ilgili kürsüler, sivil toplum örgütleri meseleyi masaya yatırmalı ve şeffaf bir çalışma sergilenmeliydi.

Her şeye rağmen meseleye ışık tutması açısından “bireyde bilgi toplumda sevgi” düsturu ile ülkemizdeki eğitime katkı sunan Eğitim 2023 Derneği’nin ikazlarına kulak vermenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Yeni sistem ile ilgili şu hususların zamanla çözüm beklediği bilinmelidir:
Ülkemizde 60 aylık çocukların ilkokula başlaması gerçeklerle örtüşmemektedir. Hem eğitim kadromuz hem fiziki yapımız hem de müfredatımız böyle bir yaş ortalamasını götürmekte zorlanacaktır.

İlköğretim birinci kademesinin beş yıldan dört yıla inmiş olması görünürde bu kademede devlet okullarında görev yapan binlerce sınıf öğretmeninin okullarında norm fazlası durumuna düşmelerine sebebiyet vermiştir. Köy okullarının tekrar açılacağı söylentilerine bakılacak olursa, bu arkadaşlarımızın köylerde mi değerlendirileceği, köylerde yeterince nüfusun olup olmadığı veya sınıf /şube sayılarının arttırılabileceği ve böylelikle mevcut kurumlarında devam edebilecekleri gibi konular şu anda muallâklığını korumaktadır. Ayrıca ilköğretim birinci ve ikinci kademelerindeki öğrencilerin aynı fizikî ortamı kullanıyor olmalarının meydana getirdiği sıkıntı herkesin malûmudur.

Bu zorlama tutum yerine 1+5+3+4 daha uygun bir sistemdir. Bu yapılanma hem meslek liselerini yeniden canlandıracak hem de mağduriyetlere sebebiyet vermeyecekti.

Bir de meseleye eğitimde fırsat eşitliği açısından bakmak gerekir. Eğitimde fırsat eşitliği “Dil, din, cinsiyet, sosyal sınıf, etnik köken, ekonomik gelir farkı gözetmeksizin toplumun her ferdinin zorunlu ve parasız eğitim imkânından faydalanırken, süreç içerisinde birey olmasının önündeki olumsuzlukların bertaraf edilerek sosyalleşmesini sağlamak, aynı zamanda yetenek ve başarılarına göre zorunlu eğitimin üst kademelerindeki eğitimlerine devam edebilmelerinin önünü açmak, bireyin kendini gerçekleştirmesi ve sosyo-ekonomik hedeflerine ulaşması için eşit imkânlara haiz kılınmasıdır.” Şeklinde tanımlanmaktadır.

Talim ve Terbiye Kurulu eski Başkanlarından Prof. Dr. Ziya Selçuk katıldığı bir tv programında; “Her otuz fen lisesi öğrencisinden sadece birinin yoksul ailelerden geldiğini” söylemiştir. Bu durum Anadolu liselerinde her 17 öğrenciden biri şeklinde kendini göstermektedir. Şimdi bu hakikatler maalesef yukarıda tanımını yaptığımız eğitimde fırsat eşitliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Yeni sistem bu durumu izale edecek tedbirleri ortaya koymalıdır.

Aslında meselenin özü “Nasıl bir eğitim sistemi ve nasıl bir medeniyet? Sorusunda tıkanıyor. Bu soruya Eğitim 2023 Derneği genel başkanı Ertekin Engin şu şekilde cevap veriyor:

“Ülkemizi bilgi ve sevgi düsturuyla bilgi toplumu seviyesine ulaştırmayı, Cumhuriyetimizin 100. yılını ifade eden 2023 yılında lider ülke Türkiye hedefini gerçekleştirmeyi, millet hayatına yön veren eğitim alanında politika ve görüş ortaya koymayı; bu alanlarda kamuoyunu bilimsel verilere dayalı olarak aydınlatmayı amaçlayan, milli bir eğitim.

2023 yılına gelindiğinde Türk millî eğitim sisteminde eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, meslekî ve teknik beceri eğitimi almış her ferdin istihdam edilmesi, eğitim aracılığı ile engelli çocuklarımız başta olmak üzere her ferdinin sosyalleşmesine katkı sağlanması, kız çocuklarımızın yükseköğretime kadar devam etmede büyük bir oranla ülke genelinde benzerlik göstermesi için gerekli tedbirlerin alınmış olması, Türkçe dilinin bilimsel dil olarak öncelikle kendi ülkemizde ve nihayetinde dünya ülkeleri tarafından tanınması adına çalışmaların gerçekleşmiş olması, eğitimin tüm kademelerindeki sorunlarını aşmış olmasının ötesinde dünya ülkelerine bu anlamda rol model olacak bir sisteme kavuşmuş olması en büyük arzumuzdur.

Burada birkaç kavram ve olguyu daha ele almak gerektiği kanaatindeyim. Geleceğin eğitim sistemini sorgulamaya başladığınız zaman otomatik olarak gelecekte nasıl bir medeniyet tasavvurunda bulunduğunuzu, bireyi, toplumu ve devletinizi ne şekilde tahayyül etmeniz gerektiğini de açıklamanız gerekmektedir.

Çağın süper güçlerinin temas ettikleri topraklarda, sefaletin, kan ve gözyaşının olmasına sebep oldukları medeniyetin bencil, sevgiden ve dolayısıyla mutluluktan arınmış bir mantaliteye dayanmasıdır. Birey hak ve özgürlüklerinin olduğu; adalet önünde Cumhurbaşkanı’ndan dağdaki çobana varana kadar herkesin eşit ve kıymetli göründüğü; devlet imkânlarından her vatandaşının eşit oranda faydalandığı; sınırları içerisindeki gelişmişliğin homojen olduğu; cinsiyet ayrımının gözetilmediği; bilgi, teknoloji ve üretimde dünya devi olan; bireylerin insan onuruna yakışır bir gelire sahip olduğu; yaşlıların, güçsüzlerin, bakıma muhtaç insanların korunması noktasında devlet başta olmak üzere STK’ların ve toplumun duyarlılığı ile bir tek insanın dahi zayi edilmediği; sanayisi, tarımı, sanatı gelişmiş; okuyan, sorgulayan, araştıran, düşüncelerini özgür bir şekilde ifade edebilen, özeti yurdunda ve yurtdışında itibarı olan fert ve yapılanmanın olduğu; dünya insanlığının medeniyet noktasında referans aldığı bir Türkiye yani güçlü, lider bir ülke...”

Tabi 4+4+4 yasalaşmıştır ve uygulama sahasına girmiştir. Bu süreçten sonra eğitim paydaşlarına düşen, sistemi hizmet şuuru ile ele almak ve milletimizin, memleketimizin menfaatine olacak şekilde uygulanılmasına gayret göstermektir. Bu noktada da en büyük iş şüphesiz ki vefa abidesi öğretmenlerimize düşmektedir. Onlar mutlaka liyakat ile üzerine düşeni yapacaktır. Yeter ki doğru anlaşılsınlar ve itibarları zedelenmesin.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü