Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Son Gelişmeler Işıgında İran ve ABD İlişkileri

19 Mayıs 2010
Gönül YAKINEDER

Uluslararası kamuoyunun tepkilerine rağmen İran, uranyum zenginleştirme çalışmalarına devam etmekte, nükleer enerji ve nükleer silah üretimi arasındaki ince çizgiyi belirsiz tutmaya devam etmektedir. Buna karşılık, BM nezdinde İran’a uygulanacak yaptırımlar tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Son günlerde atılan adımlar ve gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda, İran’ın nükleer programı konusunda umut verici ilerlemelerin yaşandığı, fakat yine de atılan adımların yetersiz kaldığı söylenebilir.

İran, nisan ayında ABD tarafından düzenlenen Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne davet edilmemiş ve aynı günlere denk gelen Savunma Günü’nde balistik füzeleri de içeren bir geçit töreni ile adeta gövde gösterisinde bulunmuştur. Ayetullah Ali Hamaney ve Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, bu vesile ile yaptıkları konuşmalarda yine ABD’yi hedef almıştır. Ahmedinejad, mayıs ayı başında yine ABD’de düzenlenen Nükleer Silahsızlanma Anlaşması (NPT) Konferansı’nda da tavrını korumuş, NPT’nin kapsamı bağlamında İsrail konusundaki sıkıntıları dile getirmiştir. Yine bu konuyla ilgili, fakat bu sefer İran tarafından düzenlenen konferansta da aynı görüşler dile getirilmiştir. Fakat yine de bu konferansların somut olarak olumlu bir sonuç getirmediğini söylemek doğru değildir, çünkü her ne kadar bu konuyla ilgili herhangi bir uzlaşma sağlanmamış olsa da sorunun taraflarının kendilerini ifade edebilecekleri bir ortam sağlamıştır. Nitekim, NPT ile ilgili konferansın hemen sonunda İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki, uranyum takası konusunda Türkiye ile görüşmek için harekete geçmiştir. Görüşmeler sonucunda ise İran, Türkiye ve Brezilya ile anlaşma imzalayarak 1200 kg uranyumu Fransa veya Almanya tarafından zenginleştirilmek üzere Türkiye’ye bırakacağını açıklamıştır. Bu anlaşma da ABD, Rusya ve diğer batılı devletler tarafından olumlu, fakat yetersiz bir adım gibi görülmektedir. Çünkü İran halen üretim tesislerini korumaktadır. İsrail ise daha sert bir tavır alarak İran’ın Türkiye ve Brezilya’yı aldattığını öne sürmüştür. Türkiye ise atılan adımın ABD’yi büyük ölçüde tatmin etmesini beklemekte ve bu anlaşmanın İran’ın iyi niyetinin bir göstergesi olduğunu dile getirmektedir. Fakat bu anlaşma ABD’yi tatmin etmekten uzak olmuştur ve ABD’nin BM Güvenlik Konseyi nezdinde görüşülmek üzere İran’a yaptırım taslağı hazırlamasını engellememiştir.

Bugüne kadar gerek ABD gerekse İran tarafından yapılan açıklamalar, her iki ülkenin de görüşmeye açık olduğu yönünde olmuştur. Fakat gelinen nokta göstermektedir ki meselenin her iki tarafının da konu ile ilgili olarak kendilerini zorunlu saydıkları ve bazı ön yargılara dayanan ideolojik/psikolojik davranış kalıpları söz konusudur.

Birinci Dünya Savaşı’ndan İslam Devrimi’ne kadar olan süreçte İran, yoğun bir şekilde Batılı devletlerin müdahalesine (ve işgaline) maruz kalmıştır. İslam Devrimi ise bir şekilde bu müdahaleye bir tepki olarak doğmuş ve İran’ı “Batı medeniyeti” ile karşı karşıya getirmiştir. Nükleer enerji/silah konusu ise İran’ın bir şekilde Batıya karşı durmasının ve bağımsızlığın bir yolu/aracı olarak görülüyor olabilir. Nitekim İran yetkilileri tarafından yapılan açıklamalar da bu yöndedir.

Buna karşılık, ABD ise “Batı’nın değerlerini koruma ve süper güç olma” görevini yerine getirerek İran’ın nükleer enerji elde etmesini güvensizlikle karşılamaktadır. Tabii ki bu noktada İran’ın İsrail ve ABD ile ilgili olarak yaptığı sert ve hatta saldırgan açıklamaların ve nükleer programını şeffaflaştırmamasının bu tutumdaki etkisi göz ardı edilemez. Fakat ABD’nin de İran’ın endişelerini ve güvenlik kaygılarını anlamaya çalışmaması meselenin çözümünü daha da zora sokmaktadır. Son zamanlarda gerçekleşen konferanslar, atılan adımlar ve imzalar bu konuda ufak da olsa bir umut ışığı yakmıştır. Yine de Türkiye’nin büyük beklentilerle giriştiği aracılık sonucunda elde edilen gelişmeler ve uranyum takas anlaşmasının ABD’yi tatmin etmekten uzak olduğu görülmekte ve yaptırım konusunun güncelliğini koruduğu gözlemlenmektedir.

Sonuç olarak, ABD’nin tutumu karşısında da İran’ın başta ABD olmak üzere Batılı devletlerin uygulacağı yaptırımlara rest çekmiş olması, nükleer faaliyetlerin aynı düzeyde devam edeceğini açıklaması, anlaşmalara rağmen çözüm yollarını tıkayacak ve mesele taraflardan birinin geri adım atmasını bekleyen bir kısır döngüye girecektir. Kısır döngünün kırılması görevi ise başta süper güç rolünü üstlenen ABD’ye düşmektedir. İran’ın güvensizliğinin anlaşılması, bu konuda İran’a daha yapıcı şekilde yaklaşılması ve İran’a bazı konularda (rejime yönelik tehdit, yaptırımlar, geçmiş müdahaleler, vb.) teminat verilmesi, sorunun çözümüne yönelik çok büyük bir adım olacaktır.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü