Türk Dünyası Yardım Kampanyası

28 Şubat ve Muhsin Başkan

01 Mayıs 2012

Bu ülkede  Müslüman Türk Milletine zulmedenler, yaptıkları zulümlerin hesabını vermeye başladılar. Önce Kenan Evren ve destekçileri şimdi de 28 Şubatçılar…
Yüzde doksandokuzu Müslüman olan asil Türk Milleti  belli dönemlerde inancından dolayı sıkıntı çekti ve ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördü.
Bir çok kişi ibadetini gizli gizli yapmaya çalışırken; bilhassa Peygamber Ocağı Ordumuz bünyesinde eşi başörtülü diye bir çok subayımız  ordudan atıldı.
28 Şubatçılar ve bu zihniyetten güç alanlar antidemokratik olarak inanan bir kitleye baskı yaptı ve gelecekleri ile oynadılar.
28 Şubatın öncesi ve sonrasında sindirilen, susturulmaya çalışılan bu kitle bu ülkede ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördü.
Yetmiş yaşını geçmiş kadınlarımızı, analarımızı bile başında örtü var diye itekleyen bu zihniyete o zaman destek veren sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, kişi, kurum ve kuruluşlar bu antidemokratik tavrın suçlularıdır.
O dönemde herkes rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu gibi dik durabilse idi her şey farklı olabilirdi. O dönemde 28 Şubat  Postmodern olarak adlandırılan askeri darbenin, demokrasiye indirilen demir yumruğun karşısında dik duran gerçek kahraman Muhsin Başkan’dır.
“Millete yöneltilen silaha selam durmam” diyerek 28 Şubat’ta darbeye karşı çıkan Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu şimdiki medya ve siyasetçiler nedense görmemezlikten geliyor ve o zamanki demokrasiye yaptığı katkıyı es geçiyor.
Zamanın Genelkurmay 2.Başkanı Çevik Bir'e, "Türkiye İran olmayacak ama Suriye de olmasına izin vermeyiz" diyebilecek, "Namlusunu milletine çevirmiş tanklara selam durmayız" diyerek askeri vesayete rest çekebilecek başka bir yiğit de çıkmamıştır. Muhsin Yazıcıoğlu milleti uğruna ortaya koyduğu cesaretin, yiğitliğin bedelini karlı dağların zirvesinde devletin bütün imkanları seferber edildiği (!) halde 3 gün boyunca kalarak şehit edilmek suretiyle ödemiştir. Milletin menfaatlerini hiçe sayarak nemalandıkları düşüncenin kalemşorluğunu yapanlar ise yaptıklarının bedelini bir gün mutlaka bu millete zelil olmuş bir halde ödeyecektir.
Bu milleti, bu ülkeyi karşılıksız olarak seven bir kişi maalesef bu devirde unutturulmaya çalışılıyor.
28 Şubat mağdurlarına sorsanız onlar inançlarından dolayı intikam peşinde asla olmamışlardır. Ama bir daha bu gibi antidemokratik davranışların olmaması için, yapanın yanına kâr kalmaması için adalet yerini bulmalıdır.
28 Şubat mağdurlarından  Yazar İskender Pala “28 Şubat soruşturmasının başlaması sizde nasıl duygular uyandırıyor” sorusuna  şöyle cevap veriyor:
“Sevinemiyorum. Evet, geçen gün başka bir dostum da aynı sizin gibi şaşırarak baktı yüzüme. Ama doğru, 28 Şubat soruşturmasına sevinemiyorum. Çevik Bir’i öyle görünce, “Oh olsun paşam, keser döner, sap döner…” diyemiyorum. Sadece üzülüyorum. Bizim gibi muhafazakâr insanlarda intikam duygusu yoktur. Hiçbir zaman da olmadı. şu kadarı kesin: 28 Şubat’ın yargılanacağını hayal bile etmemiştim. O nedenle kendi içimde helalleşmeyi başardım yıllar içinde. Öbür tarafta Allah’a boyun büküp biraz nazlanırım, bana neler ettiler diye düşünüyordum. Onun dışında zalimin yaptığına aynı zalimlikle yaklaşmak bize yakışmaz, günahtır. Haksızlıklardan hesap sorulur ama intikam almazsınız. Çünkü intikama başladığınızda size yapılandan daha büyük haksızlıklar yapmaya başlarsınız. Günahkâr olursunuz. Bu soruşturmanın yapılmasının gerekliliğine inanıyorum ama sevinemiyorum. Tabii suçlular adalete teslim edilsin ama şahsi olarak da hiç umurumda değil.”

DUALARIMIZ KARAKOÇ İÇİN…
Abdürrahim Karakoç, bizim çocukluğumuzun zirve isimlerinden birisidir. O’nun şiirleri ile yetişmek, O’nun verdiği  mesajlarla sevgiyi, sevmeyi öğrenmek büyük bir ayrıcalıktır.
Üstad, şu sıralar akciğer enfeksiyonu nedeniyle Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tedavi görüyor.
Dualarımız O’na…
O, çağımızın büyük hiciv ustasıdır.
Üstad diyor ki:
“Üniversitelere git de gör, günde üç tane aşk mı değiştirilir?
Namussuzların aşktan anladığı cinsellik… Aşk, hafife alınacak bir şey değildir. Aşk, bir defa düşen yıldırımdır; ikincisi yok…”
***
'' Bana diyorlar ki; İkinci bir Mihriban daha olur mu?
- Olmaz yavrum, bir yıldırım bir kişiye iki defa düşmez, bir kez düşer... Bitti ...
***
“Bizim memlekette yalan söyleyenin haddi hesabı yoktur. Sizler şahit olsun, Mihriban'ın hikayesini hiç kimseye anlatmadım, anlatmam ... Hepinizin bildiği Mihriban bir sembol isimdir, Asıl adı Mihriban değil, adını söyleyemem şimdi ayıp olur ...
Allah (c.c) kimseyi bu hallere düşürmesin, insan kendini de unutur.”
***
Üstad Abdurrahim Karakoç'un " Mihriban " isimli şiiri o dönem bir dergide yayımlanır.Tevafuk olur ki sevdiği de o dergiyi ve şiiri okumuştur.İçinden Üstad Karakoç'a şiir yazmak gelir ve şu sözleri yazar gönderir ;
" Şiirinde sanki bana sesleniyor gibiydin... Benim seni unuttuğumu sanma.. Ben de hala seni sevmekteyim ve bu aşk bitmeyecek... Sen bende esen eski kavak yelisin ve seni unutmam mümkün ...değil..."

Mektubu okuyan Üstad bu kez ikinci şiirini yazar işte o şiir ve Türkü hali...

Unutursun Mihribanım

“Unutmak kolay mı?” deme
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun kızın olsun hele
Unutursun Mihriban’ım.

Zaman erir kelep kelep
Meyve dalında kalmaz hep
Unutturur bir çok sebep
Unutursun Mihriban’ım.

Yıllar sinene yaslanır
Hatıraların paslanır
Bu deli gönlün uslanır
Unutursun Mihriban’ım.

Süt emerdin gündüz gece
Unuttun ya, büyüyünce...
Ve işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban’ım.

Gün geçer azalır sevgi
Değişir her şeyin rengi
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban’ım.

Düzen böyle bu gemide
Eskiler yiter yenide
Beni değil, sen, seni de
Unutursun Mihriban’ım

A.Karakoç

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü