Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Ulus Devlet korunmalıdır, ama nasıl?

27 Mart 2008
Hakan PAKSOY

Genel Kurmay Başkanı Yaşar BÜYÜKANIT Terörle Mücadele Konferansında: “terör karşısında en temel güvence ulus devlettir, terör örgütlerinin temel hedefi ulus devlet yapısını yok etmektir. Ulus devlet dengesini kaybederse terör ortamı oluşur” demiştir. (10 Mart 2008, gazeteler). Geçen yıl nisan ayında yapılan basın toplantısında da “AB Müzakere Çerçeve Belgesi Devletimizi bölmek istiyor” denilmişti. (12 Nisan 2007, Genel Kurmay Başkanlığı).

Genel Kurmay Başkanımızın söyledikleri doğru; ancak eksiktir. Belki o toplantıda yeri değildi ama ulus devletin nasıl yaşayacağı, tehditler karşısında nasıl korunacağı da mutlaka açıklanmalı, ortaya konmalıdır. Aksi takdirde söylenenlerin etkisi tam olmayacaktır.

Bugün gelinen noktada durup şöyle bir geriye bakmak olayları doğru anlamamıza yardımcı olacaktır. Öncelikle, Sayın Genel Kurmay Başkanı’nın konuşmasının hemen ertesi günü TBMM’ de DTP grup toplantısında “ulus devlete son” çağrısı yapılarak “çözümün önündeki en büyük engel ulus devlettir” denilmiştir.

DTP’nin 26-28 Ekim 2007’de Diyarbakır’da gerçekleştirdiği “Demokratik Toplum Kongresinin” sonuç bildirgesinde “Kürtlere Demokratik özerklik ve muhtariyet” talep edilerek “her bölge ve özerk birimin kendi renkleri ve sembolleriyle demokratik özyönetimini oluşturması öngörüsünün esas alındığı” ortaya konulmuştur.

Yine sınır ötesi harekât karşıtı gösteriler sırasında, Diyarbakır’da, Leyla Zana “ya özgürlük ya ölüm” demiş, Cizre’de, Batman’da, İstanbul-Beyoğlu’nda sınır ötesi operasyon karşıtı gösteriler sırasında Türk Bayrağı’na ve Türk Bayraklı araçlara saldırılar yapılmıştır.

Talabani Türkiye’ye geldiğinde bir DTP milletvekili, Hakkâri’de “biz sana amca dedik sen gittin Türkiye’deki devletle görüşüyorsun” demiştir.

“Artık federasyon, konfederasyon konuşulmalıdır” gibi demeçler vakay-ı adiyeden hale gelmiştir.

Buna benzer örnekler oldukça fazladır. Kamuoyunu bilmediği başka birçok örnek de yetkililer tarafından biliniyor olmalıdır.

Genel Kurmay Başkanımızın söyledikleri (ve söylemedikleri) bütün bunlarla birlikte düşünülüp değerlendirildiğinde daha da önem kazanmaktadır. Ve mutlaka birlikte değerlendirilmelidir. Aksi davranış tozları halının altına süpürmekle eşdeğerdir.

Ulus devletin nasıl korunacağı hususu tefekkür edildiğinde akla yakın tarihimiz gelmektedir. Büyük tarihçi Merhum Prof. Dr. Fuat Köprülü:

“devletimizi büyük bir içtimai daireye benzetecek olursak, merkezi daireyi Türklük, onun etrafındaki birinci daireyi ilkine sıkı bir şekilde merbut olarak İslamlık, son daireyi de Türk ve İslam cazibe kuvvetine tabiatıyla boyun eğmeye mecbur olan hristiyan unsurlar teşkil eder. Osmanlı Devletinin şimdiye kadar vatanın parçalarından birçoğunu kaybetmesi, Türk merkezi kuvvetinin zaafından ileri gelmektedir.” [Akşam, 28 Teşrinievvel 1334(1918)]
demektedir. Devamında,

“…fakat birçok amillerin tesiriyle o merkezi kuvvet zaafa uğramaya başlayınca avrupalı diplomatların entrikaları…” ve en sonunda da “yine tekrar ediyoruz Osmanlı Devletinin kendini terkip eden unsurların saadet ve refahını temin ederek tam bir ahenk dairesinde ilerleyebilmesi için, her şeyden evvel Türklerin milli bir vicdana malikiyetleri elzemdir; eğer Türk mütefekkirleri bu hakikati anlayarak Türklüğün uyanmasına bütün kuvvetleri ile çalışmazlarsa…”
diye yazar.

Büyük tarihçi merhum Köprülü Hoca’nınki ile başka düşünce adamlarımızın yazdıklarından ve yakın tarihimizdeki diğer örneklerden hareket ederek günümüzü anlamlandırmak ve yarını planlamak gerekmektedir. Bu bir zarurettir. Bu sadece bizim görüşümüz değildir. Eski ABD Başkanı Bil Klintın 1999 Yılında TBMM’de Genel Kurula yaptığı konuşmada;

“20. Yüzyılı anlamak için Türkiye’nin tarihi bir anahtardır; ancak, ben, inanıyorum ki, Türkiye’nin geleceği, önümüzdeki bin yılın ilk yüzyılının şekillenmesinde de son derece önemli bir rol oynayacaktır.” (TBMM, 15.11.2008, 21. Dönem, 19. Birleşim)

Bilmem kaç bin kilometre uzaktaki bir devletin başkanının Türk tarihine verdiği önem ve geleceğine ait öngörüsü yanında Türk milletinin örnek alacağı abide şahsiyetleri ve tarihi varken, ithal çözümlere yönelmesi oldukça manidardır. Ulus devletin de nasıl korunacağı ve yaşatılacağı tarih ve büyük şahsiyetlerin olaylar karşısındaki tavrı ve duruşu bizi yönlendirecektir.

Toplumsal olaylarda kamuoyunun desteği hayati derecede önemlidir. Bu açıdan öncelikle ulus yerine “millet” ifadesini koymak ve kamuoyunun karşısına daha az siyasileşmiş, daha az seküler (ladini) bir kelimeyle çıkmak anlatılmak istenileni kolaylaştıracaktır.*

Arkasından Cenab-ı Allah’ın Türk milletine bir lütfu olan Gazi Mustafa Kemal’in arkasından giderek “biz doğrudan doğruya milliyetperveriz, Türk milliyetçisiyiz” dediği gibi milliyetçiliğimizin adını doğru koymak durumundayız. “1924 Anayasasında Cumhuriyetin nitelikleri arasında yer alan ‘milliyetçilik’ ilkesine yer verilmiş olduğu halde… 1961 Anayasasında uzun tartışmalardan sonra Almanya ve İtalya’da kurulmuş Nasyonal Sosyalist ve Faşist rejimlerin kendilerini ‘milliyetçi’ olarak adlandırdıkları öne sürülerek Anayasanın giriş bölümünde uzun bir tanımlamaya girilmiş… 1982 Anayasasında ise ‘Atatürk Milliyetçiliği’ yer almıştır.” Bir başkası/başkaları ne der? endişeleri ile bir milletin hayatına bu şekilde yön vermenin neticesi geldiğimiz yer olsa gerek. Hâlbuki doğru olan, referans kabul edilen, yüzyılın Dâhisinin yolundan gitmek değil midir? Büyük Komutanın bizzat kendisi her fırsatta “Türk” olduğunu vurgulamış, “Türk milletine” ve “Türk milliyetçiliğine” sahip çıkmıştır. Bilinmelidir ki; 29 Ekim 1923de dünyaya ilan edilen devlet bu fikir tarafından kurulmuştur.

Bugün yaşanılanlar ilk defa yaşanmamıştır. Büyük Gazi 27 Nisan 1925 günü Türk Ocakları İkinci Kurultayında yaptığı konuşmada:

“Bu gibi toplumsal ocaklar hep Batı memleketlerinde yoğunlaşmıştır. Şimdi Doğu, bu boşluğun cezasını çekmektedir. Türk Cumhuriyetinin inkılâbı Ocaklara dayanmaktadır. (Cumhuriyet, 28 Nisan 1925)”

Diyerek bir gerçeği ifade etmiş, ertesi gün Kurultay delegelerini kabulde Şeyh Sait İsyanı hakkında da;

“Bir metre karda mestur, geniş dağlık, yolsuz bir sahada bir iki hafta içinde, bütün asileri, hiçbirinin kaçmasına meydan bırakmadan ihata etmek, bunun bütün tarihimizde başka bir numunesi, hatta diğer tarihlerde bile kolay kolay emsali yoktur. (Hâkimiyet-i Milliye, 29 Nisan 1925)”

cümleleriyle başarının heyecanını yaşayarak bilgi vermiştir.

Hayatının her aşamasında mensubu olduğu milletle iftihar eden ve her konuyu milletin bilgisine sunan bu büyük İnsan, Akhisar ziyaretinde, Lozan Konferansı hakkında bilgi verirken, müzakerelere rağmen hala bir takım imtiyazlar peşinde olan İtalyan ve Fransızların işaret ederek:

“…Ancak mesuliyeti bize ait olmayan ve olmayacak olan düşmanlıkların safhaları ne olursa olsun, bizim meşru haklarımızı her surette temine muvaffak olacağımıza eminiz. Milletin azmi, kuvvet ve kabiliyeti buna kefildir ve yeterlidir...”

demiştir. O günleri yaşamayan bugünün insanına hiç de yabancı gelmeyen bu yaşanmışlıklardan ders alınmazsa hangi milletin yaşadıkları ders olacaktır?

Anlaşılan odur ki; bugünkü “Sınır Ötesi Operasyonun” emsali yine kendi tarihimizdedir. Hem acı acı tebessüm ettiren hem de gurur vesilesi olan bu operasyonların en son ama bitirici olanının yapılarak artık onarım sürecine geçilmesi gereklidir.

Bu operasyonlara karşı çıkacaklara, “Kerkük, Musul, Süleymaniye, Erbil, Telafer gibi beldelerin nüfus ve tapu kayıtlarının asılları(!)” artık gösterilmelidir.

Spinoza “düşmanın korkuttuğu kişileri hiçbir kimse durduramaz” der. Alınabilecek tedbirler için; “ekonomi ne hale gelir?, sakın ha, aksi takdirde rahatımız bozulur,” “aman ha milliyetçiliği hortlatmayın, dünya küçüldü sonra kendi içinize kapanırsınız,” “aman ha borsa çöker” gibi korkularla sindirilen veya sindirilmeye çalışan bir yapılanma vardır. Bunlara aldırmadan ve kararlılıkla tarihi devam ettirerek sorun çözülmelidir.

Böylece Millet Devlet küresel saldırı karşısında kendisini koruyacak, Türk milleti yeniden özgüvenini kazanacak ve böylece mevcudiyetini muhafaza edecektir.

Bu andan sonra da artık Türk kimdir tarifi abesle iştigaldir.

Türk: “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyendir.

14.03.2008


Köprülü’den Seçmeler, MEB Bilim ve Kültür eserleri dizisi, 1990, Sh 32-39

* Maksadım ulus ve milletin tartışılması için değildir, öyle olsa bile milletin hayatı şekillendirilirken onun kabullerinin dikkate alınması daha doğru olacaktır.

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Cilt: III, 1995, Sh. 17

Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN, Türk Anayasa Hukuku, gözden geçirilmiş 6. baskı, Yetkin Yay. 2000, Sh. 74

Dr. Eren AKÇİÇEK - Dr. Mehmet KARAYAMAN, Atatürk’ün Türk Ocakları’nı ziyaretleri ve yaptığı konuşmalar, T.O. Ankara Şubesi Yayınları, Sh. 60

A.g.e, Sh. 61

A.g.e, Sh. 68

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü