Türk Dünyası Yardım Kampanyası

26 ŞUBAT 1992 HOCALI SOYKIRIMI VE AZERBAYCAN CUMHURBAŞKANI AYAZ MUTALİBOV’UN MOSKOVA’YA KAÇIŞI

03 Mart 2008
Doç. Dr. Hanım HALİLOVA

XX. asrın başlarında Ermenilere “Türkler tarafından soykırım yapılmıştır” demekte olan bazı devletler bütün dünyanın gözleri önünde XX. asrın sonunda Ermeniler tarafından Türklere karşı yapılmış olan terör ve soykırımını görmemezlikten gelmektedirler. 1918 yılının Mart-Nisan aylarında Ermeniler 50 bin Azerbaycan Türkünü öldürmüşlerdir. Yalnız Bakü’de Ermeniler 30 bin Azerbaycan Türkünü acımasızca katletmişlerdir. Bu nedenle; 1998 yılında Azerbaycan Devleti 31 Mart gününü Ermenilerin Azerbaycanlılara karşı yaptığı katliamı “soykırım günü” olarak kabul etmiştir. 1973-1985 yılları arasında 22 ülkenin 41 şehrinde Ermeni teröristleri 35 Türk Diplomatını şehit etmiş, 99’unu yaralamış ve sakat bırakmışlardır. Yine; 1988-1994 yıllarında da Ermeniler Azerbaycan topraklarının % 20’sini işgal etmiş ve 1.250.000 insanımızı kendi topraklarından kovup, göçmen durumuna düşürmüşlerdir.

Ermeniler Azerbaycan Türklerinden 30.000’ini şehit, 95.000’inini yaralı ve sakat bırakırken, 4875 kişiyi de rehine ve esir almışlardır. Bugün 713 esirin Dağlık Karabağ’da 225 esirin de Ermenistan’da olduğu bilinmektedir.Bunlardan 151 esir ise işkence ile öldürülmüştür. 1992 yılında 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gece ise; Ermeni birlikleri ve orada yerleşmiş olan 366. Rus alayı Karabağ’ın Hocalı kentinde sivil insanları; çoluk, çocuk yaşlı demeden tanklarla ezip geçmişlerdir.

Son istatistikî bilgilere göre; nüfusu 3.000 olan Hocalı’da 613 kişi öldürülmüş, 1250 kişi esir alınmış, 1000 kişi yaralanmış ve sakat bırakılmıştır. Ermeniler, annelerin karşısında çocuklarının başlarını kesip, kadın ve erkeklerin diri diri derilerini yüzüp, gözlerini çıkararak vahşice öldürmüşlerdir.

Rusya’nın desteği ile önce Azerbaycan Komünist Partisi’nin başkanı olan, Sovyet Bloku dağıldıktan sonra ise Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanlığına gelen Ayaz Mutallibov, Hocalı’da Ermeni birlikleri ve 366. Rus alayı ile birlikte yapılmış olan katliamı, Ruslar’ın talebi ile 3 gün Azerbaycan halkından ve Dünya kamuoyundan gizlemişlerdir.

26 Şubat sabah saatlerinde Karabağ’ın kadim medeniyet şehri olan Şuşa’dan (şimdi Ermenilerin işgali altındadır) Şuşa Halk Cephesi Başkanı Ramiz Bey (Daha sonra Ermeniler onu şehit ettiler) telefonla beni aradı. Ağlayarak Hocalı’nın yok olduğunu, Ermeni ve Rus tanklarının insanların yaşadıkları evlerini ezip, üzerinden geçtiklerini, kadın, çocuk ve yaşlıları amansızcasına öldürdüklerini, ölü, sağ ve yaralılarının sayısı hakkında bilgilerinin olmadığını, Ebulfez Elçibey’e ulaşamadığını söyledi ve benden Elçibey’e haber vermemi istedi. Ben, bu acı haberi Elçibey’e ulaştırmak için, onun evine koştum. Gittiğimde Elçibey’in bu acı olaydan haberi olduğunu öğrendim. Bana Rusların bu olayda eli olduğu ve Dünyanın bu katliamdan bilgisi olmasın diye, Mutalibov’a bu hadiseyi açıklamasın diye baskı yapacaklarını söyledi. “Mutlaka insanlara bu olayı bildirmemiz lazım” diyerek benden bir hareket başlatılmasını istedi. Ben hemen bütün kadınlara haber verdim ve harekete geçtik (o zaman ben, Azerbaycan Kadın Hareketi öncülerindendim). Bu hadiseyi televizyon ve radyodan açıklamak yasaklanmıştı.Neler yapılabilirdi?: Yürüyüşler yapılmalı diye düşündük. Biz de öyle yaptık. Yeni kurulmuş olan özel bir televizyon sahibi Çingiz Mustafayev’e haber gönderdik. Çingiz Bey 4-5 gazeteci ile birlikte bir helikopter ile Hocalı’ya uçtu. Onun çektiği video görüntüleri ve resimler, soykırımı yapıldığını belgelemekteydi. Çingiz Bey, Hocalı’da başı kesilen 4 çocuğu helikoptere koyup Bakü’ye getirdi (Ermeniler bunun intikamını Çingiz Bey’i şehit ederek aldılar).

27 Şubat’ta Ermeniler tarafından başı kesilen 4 çocuğun tabutunu götürüp, Cumhurbaşkanlığı binasının önünde protestolar yapmaya başladık. İnsanlar bu olayı duyduğunda bizlere destek olmak için Cumhurbaşkanlığı binası önünde toplanmaya başladılar. Bu hareketlerden korkan Mutalibov beni görüşmeye davet etti. Ben, elimde bir küçük tabut ve üç kadınımızla birlikte Mutalibov’la görüşmeye gittik, ondan ”Hocalı Katliamı”nın açıklamasını talep ettik. Mutalibov, sakin olmamızı istedi ve açıklama yapacağını söyledi. Cumhurbaşkanlığı binasından çıktıktan sonra başı kesilen dört çocuğu şehitler mezarlığında toprağa verdik. 28 Şubat’ta Cumhurbaşkanlığı tarafından “Hocalı Katliamı” hakkında açıklamalar yapıldı. Televizyonlardan bu olayı gösterdiler, yaralılara yardım gitti ve onlarla olayın anlatıldığı röportajlar yapıldı.

Hocalı katliamından sonra Hocalı’ya sınır olan köylerden insanlar ailelerini, kadın, çocuk, yaşlıları oradan çıkartmaya başladılar. O bölgelerde bulunan Rus askerlerine güvenen insanlar, Hocalı katliamından sonra Ruslara karşı da güvencesini yitirdi. Bu köylerin boşalmasını önlemek için 2 Mart’ta Halk Cephesi yönetim Kurulu toplantısının o bölgede yapılmasını kararlaştırdı. Yönetim Kurulunda üç kadın üye bulunmaktaydık. Yönetim kurulunun çok ağır şartlarda yapılacağını, Ermeniler’in hem yolda, hem de toplantı yapılan yere baskı yapacağı ihtimalini göz önüne alarak, üç kadının oraya gitmemesi kararı alındı, Yönetim Kurulunun aldığı karara rağmen ben tek kadın olarak erkeklerle birlikte Karabağ’a gittim ve onlara şunu söyledim: “Aslanın erkeği dişisi olmaz, aslan aslandır, savaş varsa kadın-erkek olmaz, hep beraber Kurtuluş Savaşındaki gibi, mücadele vereceğiz”.

Karabağ’ın büyük kenti olan Ağdam’a (şimdi Ermenilerin işgali altındadır) gittik, oradaki insanlarla görüştük, onlara moral verdik, toplantımızı yapıp, bir gece kaldık ve sabahleyin döndük. Gece, benim değerli cephe kardeşlerim beni Ermenilerin baskısından korumak, için kaldığım yeri ablukaya alıp, beni sabaha kadar korudular. Sabahleyin oradan çıkmadan önce, bir kaç arkadaşımızla birlikte savaşın yapıldığı bölgeye gittim, orada Ermenilerle savaşan taburun askerlerini ziyaret ederek, askerlerimize konuşma yaptıktan sonra mukaddes Kur’an-ı Kerim’i ve üç renkli bayrağımızı tabur komutanı Allahverdi Bey’e (sonra Ermeniler onu da şehit ettiler) verdim ve şunu söyledim: “Kur’an’ımız sizi korusun, bayrağımız yolunuzu açık etsin”.

Bakü’de halk ayaklandı. Hocalı’da soykırım’ı yapan Ermenilere onları destekleyen Ruslara ve içimizde bulanan korkaklara karşı protestolar, mitingler, yürüyüşler yapılmaya başlandı. Hocalı soykırımının sebeplerini mecliste araştırmak için, 6 Mart’ta meclis olağan üstü toplantı yapma kararı aldı. Meclise Cumhurbaşkanı Matalibov ve sivil kuruluşların başkanları da davet edildi. Azerbaycan Kadın Hukukları Müdafaa Cemiyeti başkanı olduğum için ben de toplantıya davet edildim. Parlamento binasının önünde 700 bine yakın insan toplanmıştı. Miting yapılmakta idi. Cumhurbaşkanı Mutalibov’un istifasını talep etmekte idiler. Ben içerde olduğum için teşkilatımızın kadınları, meclisin Hocalı soykırımı ile ilgili olumlu kararın çıkması için binasının giriş çıkış kapılarını ablukaya alıp, insanların, karar almadan meclisten çıkmamasını sağladılar. Mecliste konuşmalar yapıldığı zaman milletvekillerinden İskender bey durumun çok ağır olduğunu, Rus askerlerin, köpeklerle miting alanına gelmekte olduklarını, ikinci Hocalı Katliamı olabileceğini bana söyledi. Ben, bir an yerimden sıçrayıp Mutalibov’un bizim karşımızda oturduğu tarafa yürüdüm ve ikinci Hocalı Katliamı’nın yaşanmamasını istedim. Hocalı’da Ermenilerin insanlarımıza yaptıkları katliamın kanı hâlâ kurumamış, şimdi burada Rusların da insanlarımızı öldürmesine izin vermeyeceğimizi söyleyerek, Rus askerleri hemen meydandan geri çekilmezse; kendimi, kendisinin gözü önünde öldüreceğimi söyledim. Meclis birbirine girdi. Bütün milletvekilleri protesto yaptılar. Bizim aslen Karabağlı olan baş savcımız Murat bey, silahını çıkararak: “burada bacıma,dışarıda da diğer insanlarımıza bir şey olursa; hepinizi vururum!” diyerek havaya bir iki el ateş etti. Bunu gören Mutalibov korktu, Rus askerleri’nin meydana geldiğinden haberi olmadığını söyleyerek, askerlerin geri çekilmesin talimatını verdi. Yarım saat sonra Rus askerleri köpekleriyle birlikte miting alanından çekildiler. Meclisteki milletvekillerinin çoğunluğu Mutalibov’un istifasını talep ettiler. Bu milletvekillerinden bazıları ise; “Cumhurbaşkanı olarak kalsın, yalnız; bütün yetkiyi Başbakan’a versin” diye düşünmekte idiler. Sabaha karşı Kafkas Müslümanların’nın şeyhi Allahşükür Paşazade bana yakınlaşıp; Mutalibov’un istifa etmek için imza atacağını söyledi. Ben, hemen Meclis Komisyon Başkanı İsa Kamber’e ve milletvekili Necef Necefov’a şeyhimiz Allahşükür Paşazade ile birlikte Mutalibov’un yanına gitmelerinin gerektiğini söyledim.

Mutalibov, Rusya’dan çekindiği için Ermenilerin Hocalı’da yapılan katliamı Azerbaycan Meclisi’nin kararını “soykırım kararı” olarak çıkmasından korkarak, Cumhurbaşkanlığı’ndan ayrılmak için, imzasını attıktan sonra, Rus helikopteri ile meclis binasından Moskova’ya kaçtı.

26 Şubat 1992 Ermenilerin Hocalı’da Azerbaycan Türklerine karşı yaptıklarını “soykırım” olarak ve bu soykırımın sonucu Rus taraftarı Azerbaycan Cumhurbaşkanı A. Mutalibov’un Cumhurbaşkanlığı’ndan istifa edip Moskova’ya kaçması, Azerbaycan tarihinin sayfalarına yazıldı.

* Doç. Dr. Hanım HALİLOVA Azerbaycan Kadın Hukukları Müdafaa Cemiyeti Başkanı

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü