Türk Dünyası Yardım Kampanyası

Türk Dünyası’nda Nevruz

20 Mart 2009
Doç.Dr. Hanım HALİLOVA

Örf ve adetler milleti bir arada tutan, birlik ve beraberliği pekiştiren unsurların başında gelir. Türk milletinin törelerini destanlar çağında Oğuz Han düzenlemiş ve nesiller boyunca yaşatılarak günümüze kadar ulaşmıştır. Atalarımızdan bizlere intikal eden kutlu törelerden birisi de Nevruz-Ergenekon Bayramı’dır. Bu bayram ilk yıllardaki adet ve geleneklere uygun şekilde bütün Türk Dünyasında kutlanmaktadır.

Türk milleti yaptığı bir savaşta düşmanları tarafından yenilmiş ve tamamen yok olmuştu. Bu savaştan yalnızca Hakanın oğlu, yeğeni ve onların hanımları sağ kurtulabilmiş ve kaçarak sarp dağların arasındaki bir vadiye sığınmışlardı. Bu vadiye Ergenekon adını verdiler. Prof.Dr. Bahaeddin ÖGEL’ in “Türk Mitolojisi” (Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk Tarih Kurumu, 1989) kitabında “Bu mağlup edilen boylardan 2 kadın ile 2 erkekten başka kimse kalmamıştır. Bu iki ev halkı da gelir de bizi öldürürler diye sarp ve kayalık bir yere kaçıp saklanmışlardır. Saklandıkları yerin etrafı, dağlar ve ormanlar ile örtülüymüş, Dimdik dağlarla çevrili olan bu yerin, girilip çıkılacak bir geçidinden başka yeri yokmuş. Bu geçitten bile bin bir güçlük ve zorlukla girilip çıkılırmış. Dağların orta yeri ise düzlük ve çayırlık bir ova imiş. Bu ovanın adına da Ergenekon derlermiş. Kon sözünün manası “dağ beli geçit” demektir. Ergene ise “Sarp” anlamına gelen bir sözdür. Düşmandan kurtulan bu iki erkeğin adı Negus ve Kıyan idi.

Ergenekon’da 400 yıl yaşayan Türkler, çoğalmışlar ve buraya sığamaz olmuşlardı. Vadiden çıkarak atalarının yurduna yeniden hakim olmak isteyen Türkler, bütün aramalarına rağmen sarp sıradağların arasından bir geçit bulamamışlardı. Hepsi bir araya gelip bu dağ geçitten nasıl geçeceklerini düşünmüşler ve kurtuluş için bir yol aramışlardır. Başka bir yol bulamayınca Demir Dağını eritip oradan çıkmaya karar verdiler. Bunun üzerine bir demir ustası, demirden bir dağı eritip çıkış yolu açabileceğini söyledi. Ateşler yakılıp demir dağ eritildi ve bir geçit açıldı. Türklerdeki sevinç dağı taşı çınlattı.

Türk milleti Ergenekon’dan çıktıkları o ayı, o günü ve o saati iyi belledi ve hiçbir zaman unutmadı.

Türk tarihine ait kaynaklarda söylendiğine göre Ergenekon’dan çıkış günü, Türk milletinin gönlünde yer etti. Ergenekon Destanı çoğu kaynağa göre Büyük Hun Devleti döneminde teşekkül etmiştir. (www.sosbi.aku.edu.tr/dergi/v1113/asengul.pdf)

Türkler daha sonra bu günü milli bayram olarak her yıl kutladılar. Demir dağı ateşle eritmelerinin anısını yaşatmak için, her obanın en yaşlısı, bir demir parçasını ateşte kor haline getirip örs üzerinde çekiçle döverdi. Sonra da obanın ileri gelenleri aynı işlemi yapardı. Ardından şenlikler başlar, hep birlikte yemekler yenir, eğlenceler ve spor müsabakaları düzenlenirdi: Devletin en üst düzeydeki yöneticisinden, en alt kademesindekine ve sivil halkın her kesiminde bu törenler düzenlenirdi ve herkes bu törenlere katılırdı.

Ergenekon Destanının gereği olarak 21-22 Mart 1993 tarihlerinden itibaren Türkiye’ de yapılmakta olan Türk Kurultaylarında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları Turgut ÖZAL, Başbakan Süleyman DEMİREL, Başbakan Yardımcısı Erdal İNÖNÜ ve Başbakan R. Tayyip ERDOĞAN bu geleneğe sadık kalarak demir dövmüşlerdir.

Türklerin en eski tarihinden günümüze kadar varlığını sürdüren Nevruz Ergenekon Bayramı, bütün unsurlarıyla, adet ve gelenekleriyle bir Türk bayramıdır. Türk dünyasının her köşesinde büyük şenliklerle kutlanan bu bayram, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Azerbaycan Cumhuriyetlerinde resmi ve milli bayram olarak kutlanmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere Kuzey Kıbrıs, Bosna, Sancak, Makedonya, Bulgaristan, Batı Trakya, Romanya, Moldova, Gagauzlar, Kırım, Kazan, İdil-Ural, Kafkasya, Sibirya, Yakutistan, Uygur bölgesi, Afganistan, İran, İrak, Suriye ve Kuzey Afrika gibi ülkelerde yaşayan dost, kardeş ve akraba topluluklarda, Türklerin yaşadığı her coğrafyada Nevruz Bayramı ile bu gelenek yaşatılmaktadır. Bu bayram Türk topluluklarında milli birliği güçlendiren, dayanışmayı artıran, birlik ve beraberliği pekiştiren unsur olarak görülmektedir.

Kaşgarlı Mahmud’ un ünlü sözlüğünde ve Melikşah’ ın düzenlediği Celali Takviminde Yılbaşı Nevruz günüdür. Nevruz; Azerbaycan’ ca “Novruz”, Başkurtlarca “Navruz”, Kazakca “Navruz”, Kırgızca “Noruz”, Özbekçe “Növroz”, Tatarca “Navruz”, Türkmence “ Novruz”, Uygurca “Noruz”, Çuvaşca “Naraz”, Kürtçe “Nevroz” adlarıyla kullanılmaktadır. Selçuklulardan sonra Osmanlılar’ da Nevruz kutlamalarına çok önem verdiler.

23. Nisan 1920 tarihinde TBMM açıldıktan sonra ilk Nevruz 21 Mart 1921 tarihinde kutlandı. 24 Mart 1921 tarihinde Azerbaycan Hükümet Başkanı Neriman Nerimanov Mustafa Kemal Paşa’ya şöyle bir telgraf göndermiştir “Cenubi Kafkasya Komiseri, Azerbaycan Serbest Harbiye Mektebi Talebeleri, iki bölüklü Süvari askerleri ve Şuşa Muhafız Taburu askerleri Türk Milletinin büyük Nevruz bayramını tebrik ediyor ve biz ümit ediyoruz ki Azerbaycan İnkılap ordusu, kahraman Türk ordusu ile beraber Garp emperyalizmi tazyikinde bulunan Şark milletini yakında kurtarırlar. Yaşasın Şark İnkılap Başları Mustafa Kemal!” (www.turkkulturu.net/tutoriaux-rop-navig-did-155-eid-235) İstiklal Savaşı sırasında Ankara’ da en görkemli Nevruz Kutlaması 1922 yılında Büyük Taarruz’ a hazırlık yapıldığı günlerde yapılmıştır.

Nevruz Bayramı, Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında da kutlandı. Ancak 1926 yılında hiçbir gerekçe gösterilmeden yasaklandı. Halkın hafızasında kesintili de olsa korunan Nevruz Bayramı geleneği, evlerde gizlice yaşatılmaya devam etti. 1967’ de Azerbaycan Merkezi Komitesi’nin genel sekreteri Şıhali Kurbanov Nevruz yasağını kaldırarak Nevruz Bayramını resmi bayram ilan etmiştir. Ne yazık ki 2 ay sonra Şıhali Kurbanov’u KGB (Sovyet İstihbaratı) öldürülmüştür. Bazı Türk illerinde 1988 yılının 21 Mart gününde Nevruz Bayramı, 62 yıl aradan sonra açıktan kutlandı.

1990 yılından itibaren de Nevruz günü bütün Türk Cumhuriyetlerinde resmen milli bayram ilan edildi.

Türklerin hayat ve dünya hakkındaki görüşleri, su, ateş, yel ve toprak ile yakından ilgilidir. Yazın gelmesi, su, hava, toprak ve rüzgarın değişmesi, tazelenmesi, ısınması, tabiata ve toprağa yeni hayat getirmesi, onu diriltmesi düşüncesi ile bağlıdır.

Türklerde 21 Mart tarihi yeni yılın ilk günüdür. Yılın son dört Çarşamba Akşamı, yani Salı gününü Çarşamba gününe bağlayan geceler mukaddes kabul edilmiştir. Bu çarşambalara, Ahır Çarşamba, İlahır Çarşamba veya Cemreler adı da verilmiştir.

Azerbaycan’ daki inanışa göre bu çarşambaların her birinde tabiatın dört unsuru olarak kabul edilen su, ateş, yel ve toprak dirilmektedir. Bundan dolayı bu geceler şenliklerle karşılanıyor, şerefine kutlamalar düzenlenmektedir.

Mukaddes kabul edilen bu günler insanlara, düz ve doğru olmayı, çalışmayı, helal kazancı, iş ve emeğe saygıyı, toprağa bağlılığı öğretmiştir.

Çarşamba inanışlarında adalete, alın teri ile kazanmaya, rahmete ve doğruluğa büyük bir saygı vardır.

Bu gelenekler Kafkasya’da yaşayan Türkler arasında özellikle kırsal kesimde bugün de yaşatılmaktadır.

Nevruz Bayramında küsler birbirleriyle barışırlar, insanlar bir araya gelerek kardeşliklerini pekiştirir, büyük ateşler yakılır. Ateşlerin etrafında halaylar çekilir ve dertlerin ve uğursuzluğun ateşlerde yansın denerek üç kez ateşin üzerinden atlanır. Nevruz günü insanlar birbirleriyle kavga etmezler, aile içerisinde güzel sözler söylenir. Bugün en güzel kıyafetler giyilir.

Çocuklar komşularının kapılarını çalıp şapkalarını kapıya bırakırlar ve saklanırlar. Komşular ise çocukları sevindirmek için şapkalarına hediyeler koyarlar.

Aşıklar, Ustalar saz çalar mani söyler: Boy boyladı Soy soyladı. Gün devrildi karşı yatan kara dağların ardınca gitti.

Türk Dünyasının Nevruz Bayramı Kutlu Olsun.

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü