Türk Dünyası Yardım Kampanyası

İSRAİLİ ANLAMAK

07 Ocak 2009
Hikmet SÜRGÜN

İsrail, terörle mücadele adı altında gerçek yüzünü bir defa daha gösterdi: Tüm dünyanın gözünün önünde; iki yıldır acımasızca sürdürdüğü ekonomik ve ticari ambargonun yıkıma uğrattığı, son bir aydır ise başta ilaç olmak üzere en insani yardımları dahi engelleyerek diz çökertmeye çalıştığı Gazze’ye bomba yağdırdı, ardından kara harekâtına başladı. Yüzlerce ölü, binlerce yaralı; altyapısı çökmüş, su, elektrik, ilaç, yiyecek bulunmayan ve yardım ulaştırılamayan bir bölge.

Ancak tüm insanlık seyrediyor; Arap Birliği toplanamıyor bile. Güvenlik konseyi bir karar çıkartamıyor; Türkiye’nin Güvenlik konseyi geçici üyeliği şimdi kahredici bir yük haline gelmiş bulunmakta. Çünkü çok gerekli ve haklı olduğunuz bir durumda dahi bir karar çıkartmaya yetmeyen, yetmeyecek olan üyeliğin yükten başka anlamı olabilir mi?

Ulu Hakan Abdulhamid Han, bu günü görmüş olmalıydı ki, binlerce yıldır Filistin toprağı olan bu coğrafyada bir Yahudi devleti kurulmasını engellemişti. Ama bu devlet 1948 yılında İngiliz emperyalizminin Yahudilere bir ikramı olarak ortaya çıktı.

O günden beri Ortadoğu bir ateş çemberinin içinde ve o günden beri ne yazık ki uluslararası hukukun devlet olarak tanıdığı İsrail isimli terör makinası, kuruluşu esnasında başvurduğu terör yöntemini bu defa varlığını devam ettirmenin bir aracı olarak kullanmakta bir an bile tereddüt göstermiyor. Terörle; devlet terörü ile hayatını sürdürmeye devam ediyor. Ama tüm dünya sadece seyrediyor.

Hamas veya bir başka Filistinli örgütün veya gurubun uygulayageldikleri terör yöntemleri asla 1948’den bu yana varlığını terör yöntemleri uygulayarak mümkün kılan İsrail isimli terör makinasının yapıp ettiklerini bırakınız meşrulaştırmayı; gölgeleyemiyor bile.

Bir başka şekilde “ama Hamas da…” ile başlayan cümleler İsrail’in haklılığını ve meşruiyetini asla üretmiyor. Çünkü 1948’den bu yana bölgede cereyan eden bu kanlı oyunun mağdur tarafını Filistinliler, zalim tarafını İsrail oluşturuyor. Uluslararası, uluslaraşırı, uluslarüstü Siyonist/Yahudi sermayeli küresel firmaların, medya kuruluşlarının tüm çarpıtmaları, hukuku zorlamaları, dezenformasyon gayretleri ve suistimalleri, gerçeği örtmeye yetmiyor, yetmeyecek.

İsrail devleti travma üzerine kurulmuş bir devlettir ve bunun için asla normalleşemiyor. Bu devleti kuranlar ve bu gün yönetenler, aslında aynı gelenekten geldikleri Hıristiyan dünyanın eliyle uğratıldıkları soykırım ve katliamların intikamını, başlarına gelen musibetlerin hiçbir şekilde sorumlusu olmayan; aksine onlara her devirde kucak açmış, korumuş ve kollamış olan Müslümanlardan almaya çalışmaları, hastalıklı ruh hallerini açıkça ortaya koyuyor. Karşımızda dînen, fikren, zihnen ve ideolojik olarak onulmaz maluliyete dûçar olmuş bir devlet ve halk bulunuyor. Bu devlet İsrail, bu halk Yahudi halkıdır. Bu devletin saldırganlığının ve yayılmasının engellenmesi insanlık için gereklidir.

İsrail, küresel emperyalizmin gerçekte Siyonist karakterli çekirdek ideolojisinin sembolik ülkesidir. Ve bu nedenle küresel emperyalizm için vazgeçilmez bir devlettir. Çünkü bu çevrelere göre Mesih’in yeryüzüne tekrar gelip küresel egemenliğini kurabilmesi için İsrail devletinin kurulması ve yayılması; Kudüs’ün mutlak biçimde başkent olması zaruridir. Çünkü İsevi/Hıristiyanlar bu şekilde Tanrı’yı icbar edeceklerine inanmaktadırlar. Bu nedenle ABD bu projenin operasyonel/taşıyıcı/tetikçi unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle ABD her hal ve şartta İsraili himaye etmektedir. Dünyamız bu nedenle ideolojik/teolojik bu kabulden dolayı yüz yıldan beri bir savaş gezegeni haline gelmiştir, getirilmiştir. Bu iki gücün yapıp etmeleriyle dünyamız gelecekte de bu günkünden daha güzel bir dünya olmayacaktır. Çünkü güzel bir dünya hastalıklı bu iki gücün inanç köklerine aykırıdır.

Bu defa İsrail’i himaye politikasına AB de alet olmuş bulunmaktadır. Aslında bunda şaşılacak, hayret edilecek bir şey yok ama yine de şaşırıyoruz. Hükümetimiz daha çok şaşırmış olmalı. Çünkü yeni taahhütlerin verildiği, yeni ilerleme raporunun yayımlanacağı şu günlerde AB’nin bu tavrı siyaseten hükümetimizi zor durumda bırakıyor. Kaldı ki bu AB hükümetimizden yeni azınlıklar yaratmasını, merkezi yönetimin bazı siyasi yetkilerinin mahalli idarelere devrini sağlayacak düzenlemeler istiyor. Tam bu sırada AB’nin İsrail yandaşı bir tutum izlemesi, iç siyasetimizde tartışılacak konular üretiyor.

Ve tüm bunlar olurken; yani Filistin, Irak, Afganistan gerçekleri “Diyalog İçtihadı”nı tam bir fanteziye dönüştürüyor. Ve yine burada bir soru zihnimizi meşgul ediyor. Diyalog için niçin Kudüs değil de Urfa merkez şehir olarak öne çıkartılıyor? Oysa Urfa’dan da önce, Hatay’dan da önce üç dinin ortak mekanı Kudüs’tü ve bu gün de böyledir.

İnsanlığın selameti İsrail’in durdurulmasına bağlıdır. Allah’ın rızası da buradadır. Çünkü Allah kuran-I Kerim’de hem son peygamberine hem de bizlere bu hususu sıkı sıkıya tembih etmektedir.

Ve “hiç şüphesiz Allah doğruyu söyler.”

Çünkü Ben-i İsrail Allah’la ve O’nun peygamberleri ile olan ahidlerini her defasında bozmuşlardır. Verdikleri sözlere asla sadık kalmamışlardır. Bu zihniyet, aynı tavır tarz ve yöntemleri bu gün de aynen sürdürmektedir. Bu nedenle uluslararası toplum, uluslararası hukuk asla bu zihniyet tarafından dikkate alınmamakta; dünyada hakkın ve hukukun değil gücün egemenliği hükümfermâ olmaktadır.

Ve ayrıca ve önemli olarak başta Kudüs olmak üzere üç ilahi dinin ortak tüm kutsal mekanları bu kavim ve bu devletler tarafından bozuk kitap ve inançları adına işgal edilmekte ve kirletilmektedir.

Bilinmesi gerekir ki, eğer İsrail ve ABD isimli bu savaş ve terör makinalarının yapıp ettikleri tüm dünyayı “Armagedon”a götürüyorsa; bu savaşın galibi asla Siyonizm, asla Kıristiyanizm olmayacaktır.

Çünkü “Allah vaadini tutar.”

Türkocağı Tv

Türkocağı Tv

Tümü

Türk Ocaklarından Haberdar Olun

Yazarlar

Tümü